19 Ocak 2013 Cumartesi

That's the difference

“I live in my dreams — that’s what you sense. Other people live in dreams, but not in their own. That’s the difference.”

Je vie dans mes rêves - c'est ça que tu sens. Les autres vient aux rêves aussi mais pas dans les siens. C'est ça la difference.

Hermann Hesse - Demian

17 Ocak 2013 Perşembe

Tincek Marincek - Steampunk Forever


Wanchana Intrasombat






Samsara Blues Experiment


Fisher Man


Güzel Günler



GOYA - The Burial of Sardine


Empathy Problematical

Yaradanla Yaratılan Arasında Empati Yok.

No empathy between creator and created.

Pas d'empathie entre créateur et créé.

İstanbul - Yasemin


Jun Cha


Bloody Trench - Istanbul

Kanlı Hendek

By Repetition


Baron Cat


Girl in Red

Marta Dahlig

Sleeples Kid

Prema Ja

Notes From Underground


Andy Goldsworthy - Oak Room


Danny OConnor - ‎Time Flies


Peeter Gysels

 A Village Scene


A Flemish Village with a River View

Winslow Homer


Summer Night


Dressing for the carnival


14 Ocak 2013 Pazartesi

Birgün bırakınca işi halk şaşkına döndü

Yaşar Nezihe’nin 131. doğum günü (1882 - 1971) 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler bayramı için ilk Türkçe şiiri yazan kadın şairdir (Mayıs 1923). 
Resim: Yaşar Nezihe’nin yazarı olduğu “Kadınlar Dünyası” dergisi kapağı Meral Akkent özel arşivi

Bir Mayıs
 Ey işçi... Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı senin almışlar elinden
Sa'yınla edersin de "tufeyli"leri zengin
Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?
 Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
Lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.
Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden,
Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.
 Ey İşçi...
Mayıs birde bu birleşme gününde
Bişüphe bugün kalmadı bir mani önünde.
Baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz;
Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz.
 Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin,
Ta'zim ile, hürmetle sana başlar eğilsin,
Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi,
Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.
Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay
Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say.
 Birgün bırakınca işi halk şaşkına döndü,
Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.
 Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.
 Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvetedir hak. Hakkını haksızlara anlat.

 Yaşar Nezihe, Mayıs 1923

11 Ocak 2013 Cuma

Hard To Be A God


Kalabalıkta Kayıp

Evet, kalabalıkta kayıp bir halde, tek başına ve zavallı bir halde geziniyor. Büyük şehrin sonsuz gürültüsüne, tuhaf insanlara ve sirenlerin ulumasına alıştı. Hatta metroya binmeyi bile öğrendi. Ama şehir onu eziyor, boğuyor. Sadece geceleri, sokaklarda fenerlerin ışıkları sisin içinde sarı sarı yandığı zaman, biraz canlanır gibi oluyor. Otobüs duraklarındaki insanlara yanaşıyor ve başlarının üzerine bakarak her şeyi yüksek sesle o tuhaf kuşdiliyle söylüyor. İnsanlar telaşla çekiliyor ya da gülümsüyorlar, parmakla gösteriyorlar onu ve kimse, tek bir kişi bile, bu sönük yaşlı gözlerinin şimdi neyi gördüğünü bilmiyor; oturanların karanlık yüzlerinde yalım yalım ateş, uyuyan çalılıklar ve kıpırtısız dorukların üzerinde, gümüşsü ışıklarıyla kızarmış, ortalığı ışıl ışıl aydınlatan dört hilal…

Boris Strugatsky - Kalabalıkta Kayıp - Çeviren: Sabri Gürses

6 Ocak 2013 Pazar

Tom Waits - Just The Right Bullets



Ormanın derinliklerinde küçük ağaçlar saklambaç oynuyor. Kovalıyorlar yerlerini belli eden kargaları. Çiçekler kaçışıyor dört bir yana. « Susun, » diyor birden iki yüz yaşlarında bir meşe. « O geliyor. » Hareketsiz rüzgarı dinliyorlar kabukları korku çıtırtıları içinde. Geçiyor sonra o ağırdan. Dünyanın varoluşundan beri burada olan. Sararıyor ağaçların yaprakları, dökülüyor yaşlı adamın karanlığına. Ve sonbahar geliyor peşi sıra...

In the deep far of the forest, small trees are playing hide and seek, chasing sometimes the crows who are revealing their hideouts. All of a sudden, a redtree in his two hundred ages is whispering: “Silence. It’s him, coming.” The inhabitants of the forest are submerging into an awkwardly long silence, still, while their barks are crackling with fear. And then, he is passing bit by bit. Him, who is here, since the beginning of the ages. The leaves of the trees are turning pale and falling off to the darkness of the old man. And autumn comes following him…