25 Mart 2010 Perşembe
John Pepper Clark - Şiirler
GECE YAĞMURU
Gecenin hangi vakti
Bilmiyorum ama,
Derinlerde sersemlemiş
Bir balık gibi
Uykunun akıntısından kurtulup
Karınüstü yukarı çıktığımın farkındayım,
Bir de horozların ötmediğinin...
Davullar çalıyor burada güm güm,
Galiba her yerde
İnatçı bir çabayla tekdüze şekilde
Saman çatımızın, kulübemizin üzerinde,
Şimşek gibi yarılmış
Ot demetlerinin, uzanamadığım
Çatı kirişlerinin arasında.
İniyor kocaman damlalar,
Rüzgârda sağanağa tutulmuş
Portakallar, mangolar gibi düşüyorlar
Belki de şöyle söylemeliyim
Ahşap kâseler içinde, toprak kaplar içinde
İplerinden kopmuş tespih taneleri gibiler sanki.
Dolanıyor ortalıkta annem şimdi
Düzenliyor ufacık odamızı, yeri.
Karanlık olmasına rağmen
Tanıyorum deneyimli ayak seslerini
Döşemeyi basan karıncalar gibi
Kaçıyorken sel sularından
Bidonlarını, çuvallarını,
Fıçılarını. Kaygılanmayın öyleyse
Ama çevirin, kardeşlerim, ters çevirin
Diğer insanların uzandığı
Kabarmış minderlerinizi.
Şapka ya da baykuş büyüsünden
Daha derin bir büyüden içtik bu gece
Belki de uçamayacak ıslak kanatlar
İroko ağacının üzerinde sırılsıklam,
Dikiliyorlar bomboş yürekleriyle,
Kımıldamayacaklar bu yüzden, hayır
Hatta şimdilik şafakta bile
Kaçmalılar saklanmak için.
Öyleyse bırakın yuvarlanalım biz sırtüstü,
Dans edelim ülkemiz boyunca
Davulların ritimleriyle yeniden,
Denizin eliyle birleşen, kocaman
Huzur verici elinin altında
Uyuyalım uykusunu suçsuzların, özgürlerin.
ABİKU (*)
Geliyorsun, gidiyorsun farklı zamanlarda,
Dışarıda, baobab ağacının üzerinde kal,
Akraba ruhlarını mutlu ettiğin yere git
Ev içleri yetmiyorsa sana.
Doğrudur, sel kıyılara ulaşınca akıyor saman
çatımız,
Yarasalar, baykuşlar
Ağlıyorlar sık sık geceleri saçaklarda,
Harmatan (**) rüzgârında bambu duvarlar
Bekliyorlar canlı balıkları
Askılarda kurutan ateşi.
Yine de, sağlıklı yiyecekler vardır birikmiş
Güneşe uzanan birkaç parmak için,
Daha fazlası için.
Artık bacaklarını ayırıp oturma eşiğe
Ama gir içeri ve kal
Geri dönmemek üzere. Biliyoruz sırtında,
Göğsünde kılıçbalığı çenesi gibi
Testere dişli bıçak yaraları,
Bu evin kefili olarak
Kertilmiş iki kulağın
Önceki doğuşunun ezgileridir hepsi.
O zaman içeri gir, gir içeri ve kal
Çünkü bedeni bitkin annenin
Bitkin, ekşiyor sütü
Kal orada nice ağızların yürekleri mutlu ettiği
yerde.
(*) Abiku: Yoruba mitolojisinde ergenliğe erişmeden ölen çocuklara verilen isim. Aynı zamanda, Abiku adı verilen bu ölüme neden olan kötü ruh. Abiku sonucu ölmüş bir çocuğun yeniden doğacağına inanılır. Bu nedenle tanınması için bedeninde bir yara izi açılır.
(**) Harmattan: Aralık, ocak, şubat aylarında Sahra Çölü'nden Gine Körfezi'ne doğru esen kuru ve toz yüklü bir Batı Afrika rüzgârı.
Şair, oyun yazarı, gazeteci John Pepper Clark, 6 Nisan 1935'te Nijerya Kiagbodo'da doğdu.
(Şiirler Cevat Çapan'ın Cumhuriyet Kitap Eki'ndeki Şiir Atlası köşesinden alınmıştır)
Gecenin hangi vakti
Bilmiyorum ama,
Derinlerde sersemlemiş
Bir balık gibi
Uykunun akıntısından kurtulup
Karınüstü yukarı çıktığımın farkındayım,
Bir de horozların ötmediğinin...
Davullar çalıyor burada güm güm,
Galiba her yerde
İnatçı bir çabayla tekdüze şekilde
Saman çatımızın, kulübemizin üzerinde,
Şimşek gibi yarılmış
Ot demetlerinin, uzanamadığım
Çatı kirişlerinin arasında.
İniyor kocaman damlalar,
Rüzgârda sağanağa tutulmuş
Portakallar, mangolar gibi düşüyorlar
Belki de şöyle söylemeliyim
Ahşap kâseler içinde, toprak kaplar içinde
İplerinden kopmuş tespih taneleri gibiler sanki.
Dolanıyor ortalıkta annem şimdi
Düzenliyor ufacık odamızı, yeri.
Karanlık olmasına rağmen
Tanıyorum deneyimli ayak seslerini
Döşemeyi basan karıncalar gibi
Kaçıyorken sel sularından
Bidonlarını, çuvallarını,
Fıçılarını. Kaygılanmayın öyleyse
Ama çevirin, kardeşlerim, ters çevirin
Diğer insanların uzandığı
Kabarmış minderlerinizi.
Şapka ya da baykuş büyüsünden
Daha derin bir büyüden içtik bu gece
Belki de uçamayacak ıslak kanatlar
İroko ağacının üzerinde sırılsıklam,
Dikiliyorlar bomboş yürekleriyle,
Kımıldamayacaklar bu yüzden, hayır
Hatta şimdilik şafakta bile
Kaçmalılar saklanmak için.
Öyleyse bırakın yuvarlanalım biz sırtüstü,
Dans edelim ülkemiz boyunca
Davulların ritimleriyle yeniden,
Denizin eliyle birleşen, kocaman
Huzur verici elinin altında
Uyuyalım uykusunu suçsuzların, özgürlerin.
ABİKU (*)
Geliyorsun, gidiyorsun farklı zamanlarda,
Dışarıda, baobab ağacının üzerinde kal,
Akraba ruhlarını mutlu ettiğin yere git
Ev içleri yetmiyorsa sana.
Doğrudur, sel kıyılara ulaşınca akıyor saman
çatımız,
Yarasalar, baykuşlar
Ağlıyorlar sık sık geceleri saçaklarda,
Harmatan (**) rüzgârında bambu duvarlar
Bekliyorlar canlı balıkları
Askılarda kurutan ateşi.
Yine de, sağlıklı yiyecekler vardır birikmiş
Güneşe uzanan birkaç parmak için,
Daha fazlası için.
Artık bacaklarını ayırıp oturma eşiğe
Ama gir içeri ve kal
Geri dönmemek üzere. Biliyoruz sırtında,
Göğsünde kılıçbalığı çenesi gibi
Testere dişli bıçak yaraları,
Bu evin kefili olarak
Kertilmiş iki kulağın
Önceki doğuşunun ezgileridir hepsi.
O zaman içeri gir, gir içeri ve kal
Çünkü bedeni bitkin annenin
Bitkin, ekşiyor sütü
Kal orada nice ağızların yürekleri mutlu ettiği
yerde.
(*) Abiku: Yoruba mitolojisinde ergenliğe erişmeden ölen çocuklara verilen isim. Aynı zamanda, Abiku adı verilen bu ölüme neden olan kötü ruh. Abiku sonucu ölmüş bir çocuğun yeniden doğacağına inanılır. Bu nedenle tanınması için bedeninde bir yara izi açılır.
(**) Harmattan: Aralık, ocak, şubat aylarında Sahra Çölü'nden Gine Körfezi'ne doğru esen kuru ve toz yüklü bir Batı Afrika rüzgârı.
Şair, oyun yazarı, gazeteci John Pepper Clark, 6 Nisan 1935'te Nijerya Kiagbodo'da doğdu.
(Şiirler Cevat Çapan'ın Cumhuriyet Kitap Eki'ndeki Şiir Atlası köşesinden alınmıştır)
23 Mart 2010 Salı
20 Mart 2010 Cumartesi
8 Uyurlar
7 Uyuyanlar'a katılmaya gidiyorum. 200 yıl kadar uyuyup, arada bir çişe kalkıp, devam edeceğim kaldığım yerden.
Yanıma uyku hapları da aldım. Uykum kaçarsa, bayağı bir sıkıcı olabilir...
Yanıma uyku hapları da aldım. Uykum kaçarsa, bayağı bir sıkıcı olabilir...
19 Mart 2010 Cuma
Seçimölçerler
Araştırma-anket şirketleri falan palavra. Nasıl depremi önceden tahmin etmek için köpek karınca gibi hayvanlar kullanılıyorsa, seçim sonuçları için de bazı dönek yazarların yazılarındaki ton, iniş-çıkış, üslup, saldırılacak hedef kişilerde sapmalar gibi bazı özelliklerin yakından incelenmesini öneriyorum.
18 Mart 2010 Perşembe
Töre Der ki... Dinciler Sağolsun
Akp iş başına geldiğinden bu yana töre suçlarının beş katına çıktığını biliyor muydunuz?
11 Mart 2010 Perşembe
Başımız Sağolsun
10 Mart 2010 Çarşamba
Boğa'ya gelince
"Kafası kapitalizmle meşguldür. Maddenin özüyle ilgilidir. Sırrı boynundadır, oraldir. Boğa köpürür, ya öfkeden ya hazdan. Kendini metafizik bunalımlara kaptıracak kişi değildir. Kendini çalışarak öldüren Boğa'lar görülmüştür ama onu mükemmeliyetçi sanmak hata olur. Başladığı işi noksansız, yanlışsız bitirecek kişi değildir. Başarıda olduğu kadar yenilgide de sebatkârdır. Amacına ulaşamayacağı açıkça belli olduğu halde devam eder. Şanssız olduğu iddia edilemez. El Cordobes'in dediği gibi, boğanın da kazanma şansı vardır."
(Jacoques A. Bertrand, "Terazinin Hüznü" Metis)
(Jacoques A. Bertrand, "Terazinin Hüznü" Metis)
Deprem Sorun Değil Rant Var
Ulusal Afet Yönetimi Stratejisi ve Eylem Planı'mız hâla yok.
İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi, diye bir projemiz var ama 2006 yılnda Dünya Bankası'ndan 310 milyon avro almasına rağmen dört yıldır daha projesi hazırlanamadı.
Ama Başbakanımız önlemi hemen açıkladı: "TOKİ'ye daha çok konut yaptırmak."
Ha ha ha!
Yiyicilere rantçılara bir müjde daha...
İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi, diye bir projemiz var ama 2006 yılnda Dünya Bankası'ndan 310 milyon avro almasına rağmen dört yıldır daha projesi hazırlanamadı.
Ama Başbakanımız önlemi hemen açıkladı: "TOKİ'ye daha çok konut yaptırmak."
Ha ha ha!
Yiyicilere rantçılara bir müjde daha...
Kadınlarımız
Türkiye'de erkeklerin iş gücüne katılımı yüzde 70.5, kadınların yüzde 26.
Yüzde 45'i eşlerinden fiziksel ve cinsel şiddet görüyor ve 35 milyon kadına sadece 35 sığınma evi düşüyor.
Kadının yeri evidir, tezine Hindistan'da yüzde 54'le inanan sayısı en yüksek çıkarken, Türkiye yüzde 52'yle bu alanda ikinciliği kimseye kaptırmıyor.
Yüzde 45'i eşlerinden fiziksel ve cinsel şiddet görüyor ve 35 milyon kadına sadece 35 sığınma evi düşüyor.
Kadının yeri evidir, tezine Hindistan'da yüzde 54'le inanan sayısı en yüksek çıkarken, Türkiye yüzde 52'yle bu alanda ikinciliği kimseye kaptırmıyor.
9 Mart 2010 Salı
Medula Sistemi - Melih Aşık
Her zaman alışveriş ettiğimiz eczanenin sahibi dün sabah hal hatır sorarken, “Herhalde bir iki aya kalmaz, kapıya kilidi asarım” deyince meraklandık. Nedenini anlattı:
- Müşterilerimin çoğu raporlu hasta. Yani aldıkları ilaçların parasını devlet ödüyor. Sağlık kurumlarında yazdırdıkları ilaçları kendilerine verebilmemiz için MEDULA denen sisteme girip Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan onay almamız gerekiyor. Ancak haftalardır sisteme hemen hemen hiç giremiyoruz, çünkü genellikle kapalı oluyor. Tesadüfen açık olursa bir sürü soruyu yanıtlamamız gerekiyor; ilacı yazan doktorun adı ne, diploma numarası kaç, hangi hastanede çalışıyor, verdiği ilaç ya da ilaçların adı ne, vs. vs. Her bilgiyi internet yoluyla tek tek gönderip onay alıyoruz. Her bir reçete için ortalama 20 kez internete bağlanıyoruz. Sadece tek bir reçetenin onayı normal şartlarda 45 – 50 dakikayı buluyor. Bu nedenle de günde en fazla 4 – 5 reçete için onay alabiliyoruz. Alabiliyoruz lafın gelişi tabii. Çünkü dediğim gibi çoğu kez sisteme giremiyoruz.
- MEDULA sistemindeki sorunun bir türlü çözümlenememesi sizce normal mi?
- Tabii ki değil. İstense hemen halledilir. Ama amaç eczaneleri ekonomik olarak çökertip çoğunun kapanmasını sağlamak. Onu başarır başarmaz marketlerde ilaç satış projesini hayata geçirecekler…
Bizim eczane çok mu karamsar? Yoksa gerçeği mi okuyor? Yakında öğreneceğiz…
- Müşterilerimin çoğu raporlu hasta. Yani aldıkları ilaçların parasını devlet ödüyor. Sağlık kurumlarında yazdırdıkları ilaçları kendilerine verebilmemiz için MEDULA denen sisteme girip Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan onay almamız gerekiyor. Ancak haftalardır sisteme hemen hemen hiç giremiyoruz, çünkü genellikle kapalı oluyor. Tesadüfen açık olursa bir sürü soruyu yanıtlamamız gerekiyor; ilacı yazan doktorun adı ne, diploma numarası kaç, hangi hastanede çalışıyor, verdiği ilaç ya da ilaçların adı ne, vs. vs. Her bilgiyi internet yoluyla tek tek gönderip onay alıyoruz. Her bir reçete için ortalama 20 kez internete bağlanıyoruz. Sadece tek bir reçetenin onayı normal şartlarda 45 – 50 dakikayı buluyor. Bu nedenle de günde en fazla 4 – 5 reçete için onay alabiliyoruz. Alabiliyoruz lafın gelişi tabii. Çünkü dediğim gibi çoğu kez sisteme giremiyoruz.
- MEDULA sistemindeki sorunun bir türlü çözümlenememesi sizce normal mi?
- Tabii ki değil. İstense hemen halledilir. Ama amaç eczaneleri ekonomik olarak çökertip çoğunun kapanmasını sağlamak. Onu başarır başarmaz marketlerde ilaç satış projesini hayata geçirecekler…
Bizim eczane çok mu karamsar? Yoksa gerçeği mi okuyor? Yakında öğreneceğiz…
Diktatorya El Kitabı
Engizisyon yargıcı Nicolas Eymerich tarafından 1376 yılında Latince kaleme alınmış, daha sonra hukukçu Francisco Pena’nın 1578 yılında geliştirdiği “Engizisyon Yargıcının El Kitabı” engizisyon mahkemesinin temel başvuru kaynağı...
Bu kitaptan alıntı:
“Bir şüpheli ya da sanık ne ile suçlandığını asla kesin olarak bilmemeli!”
“Sanığa iddianame gösterilmemeli!”
Bekir Coşkun soruyor: "Ne dersiniz, tanıdık gelmiyor mu?"
Bu kitaptan alıntı:
“Bir şüpheli ya da sanık ne ile suçlandığını asla kesin olarak bilmemeli!”
“Sanığa iddianame gösterilmemeli!”
Bekir Coşkun soruyor: "Ne dersiniz, tanıdık gelmiyor mu?"
8 Mart 2010 Pazartesi
Banksy
Banksy 10 yıldır başta İngiltere olmak üzere farklı ülkelerde yaptığı çarpıcı duvar resimleriyle ünlenen bir sokak sanatçısıdır. Gerçek kimliği bilinmemektedir, Banksy eserlerinde kullandığı imzasıdır.
"Gerilla artist" olarak anılan sanatçı çalışmalarında savaş karşıtı, çevreci, hayvan haklarını savunan ve tüketim çılgılığını eleştiren mesajlar vermektedir. Banksy istediğinin iyi resimler yapmak olduğunu ve kimliğini açıklamayacağını ifade ediyor.
(Bilgi Vikipedia'dan alınmıştır.)
Iranian Contemporary Art

Ahmad Nadalian

Morteza Momayez

Morteza Momayez - Mythological Antic 3 - 1961

Morteza Momayez - Gılgamesh

Maryam Iranpanah-My marriage

Maryam Iranpanah

Malek dadyar Garousian - Mother and Son Earthen 2000

Malek dadyar Garousian - Mounted 1999

Kambiz Sabri

Farzad Kohan - We are all together 2009

Farzad Kohan - Lovers 2010

Behjat Sadr

Ahmad Morshedloo - Iranian Painter - 2009
(Koleksiyon Neda Darzi'nin kişisel sayfasından alınmıştır)
Hatırlama Sorunsalı
(2009 Nobel Tıp Ödülü'nü "Bellek" üzerine yaptığı çalışmalarla alan Dr. Jonathan Benson'dan alıntı.)
"Bugün dünyada Viagra'ya ve meme silikonlarına, Alzheimer hastalığı araştırmalarından beş kat fazla yatırım yapılmakta. Bu yüzden, birkaç yıl sonra etraf dik memeli yaşlı kadınlar ve sert penisli yaşlı erkeklerle dolacak ama onlar bunların ne işe yaradığını anımsamayacaklar."
"Bugün dünyada Viagra'ya ve meme silikonlarına, Alzheimer hastalığı araştırmalarından beş kat fazla yatırım yapılmakta. Bu yüzden, birkaç yıl sonra etraf dik memeli yaşlı kadınlar ve sert penisli yaşlı erkeklerle dolacak ama onlar bunların ne işe yaradığını anımsamayacaklar."
Aman Şevketçiğim, göreyim seni...
(Şevket Rado'ya Mektuplar'dan - Haz. E. Nedret İşli, YKY)
Çok Sevgili Kardeşim Şevket;
Kısa yazacağım. Uzun yazacak hâlim yok. Bizim kitabın başına geldi gelenler. Mektubunun tarz-ı tahririnden kapağının klişe olacağını tahmin etmekteydim. Bu Nebioğlu beni çıldırtmak istiyor galiba. bu adama yalvarmalı mı bilmiyorum? Eğer kendine yalvarttırmak istiyorsa işte yalvarıyorum. Kitabımın kapağına Allah rızası için klişe yaptırmasın ne olur. Hiç olmazsa bu sözümü dinlesin. Muharrir kendi kitabını tashih etmesin' Dünyanın bir yerinde görülmemiş şeydir bu. Şevketçiğim bütün kuvvetinle mâni olmaya çalış! Sana da yalvarıyorum. Kapağa klişe, herhangi bir kompozisyon istemiyorum. Ocağına düştüm, bu işimi hallet. Bir de kabilse bana metni gönder. Hiç olmazsa meraktan kurtulayım. Senin arkadaşlığından bunu beklemekteyim. Ne yap yap, bana kapaksız bir kitap gönder ve kapak işini dediğim gibi hallet. Hem bir ricam var. Ben görmeden evvel kitap satışa çıkmasın. Belki satışa arz edilmesinden vazgeçerim. Nebioğlu'nun emeklerini de öderim. Aman Şevketçiğim göreyim seni...
Bedbaht Şair Oktay Rifat
(Selçuk Altun'un Kitap İçin köşesinden alınmıştır.)
Çok Sevgili Kardeşim Şevket;
Kısa yazacağım. Uzun yazacak hâlim yok. Bizim kitabın başına geldi gelenler. Mektubunun tarz-ı tahririnden kapağının klişe olacağını tahmin etmekteydim. Bu Nebioğlu beni çıldırtmak istiyor galiba. bu adama yalvarmalı mı bilmiyorum? Eğer kendine yalvarttırmak istiyorsa işte yalvarıyorum. Kitabımın kapağına Allah rızası için klişe yaptırmasın ne olur. Hiç olmazsa bu sözümü dinlesin. Muharrir kendi kitabını tashih etmesin' Dünyanın bir yerinde görülmemiş şeydir bu. Şevketçiğim bütün kuvvetinle mâni olmaya çalış! Sana da yalvarıyorum. Kapağa klişe, herhangi bir kompozisyon istemiyorum. Ocağına düştüm, bu işimi hallet. Bir de kabilse bana metni gönder. Hiç olmazsa meraktan kurtulayım. Senin arkadaşlığından bunu beklemekteyim. Ne yap yap, bana kapaksız bir kitap gönder ve kapak işini dediğim gibi hallet. Hem bir ricam var. Ben görmeden evvel kitap satışa çıkmasın. Belki satışa arz edilmesinden vazgeçerim. Nebioğlu'nun emeklerini de öderim. Aman Şevketçiğim göreyim seni...
Bedbaht Şair Oktay Rifat
(Selçuk Altun'un Kitap İçin köşesinden alınmıştır.)
Karşılaştırma!
Harvard Üniversitesi'nde 19100 öğrenci ve 2100 ğretim görevlisi için 80 kütüphanede 15 milyonun üzerinde kitap bulunmaktadır.
Türkiye nüfusunun yüzde 15'inin okuryazar olmadığı iddia edilmektedir. Bu toplama isabet eden 1156 kütüphanede 13.6 milyon kitap vardır. (Türkiye'de yayın hayatı - İstanbul Ticaret Odası, 2009)
(Selçuk Altun'un Kitap İçin köşesinden alınmıştır.)
Türkiye nüfusunun yüzde 15'inin okuryazar olmadığı iddia edilmektedir. Bu toplama isabet eden 1156 kütüphanede 13.6 milyon kitap vardır. (Türkiye'de yayın hayatı - İstanbul Ticaret Odası, 2009)
(Selçuk Altun'un Kitap İçin köşesinden alınmıştır.)
3 Mart 2010 Çarşamba
Ben de bir tanığım... - Timuçin Öktem
“Gömlek değiştirmiş siyasetçilerin, kimlik değiştirmiş bürokratların tanığıyım. Yüzsüz politikacıların tanığıyım. Ülkemin tüm varlığını iç ve dış yandaşlarına haraç mezat satan naylon fatura sanığı Maliye Bakanı’nın tanığıyım. Avrupa Birliği yalanlarıyla halkı uyutup teslimiyetçi uyum yasalarının tanığıyım. Çiftçiyi, köylüyü topraksız bırakıp ürettirmeyen tarım politikalarının tanığıyım. İşçinin, emekçinin nasıl örgütsüz bırakılarak sömürüldüğünün tanığıyım. Halkın nasıl yoksullaştırılıp sadakaya muhtaç hale getirildiğinin tanığıyım. İnsanların dini duygularının nasıl pazarlandığının tanığıyım. Dinci şeriatçı yapının devleti nasıl ele geçirdiğinin tanığıyım. Büyük Ortadoğu Projesi’nin tanığıyım. Onun eşbaşkanının tanığıyım. Kendini Amerikan emperyalizminin çıkarına adamış hükümetlerin tanığıyım. Vatanseverleri mahkûm, hainleri baş tacı yapan sözde demokrasilerin tanığıyım. Teröristleri davul zurna ile karşılayıp mahkemeyi ayaklarına götürerek beraat ettiren açılımların tanığıyım. Ömrünü teröristlerle mücadeleye adamış subayların terör üyesi olmaktan tutuklu yargılanmalarının tanığıyım. Üniversite öğretim üyelerinin ve rektörlerin nasıl bir baskı ve hukuksuzlukla sindirildiğinin, başkalaştırıldığının tanığıyım. Mesnetsiz ve son derece şerefsiz ve namussuz tertiplerle lekelenerek intihara sürüklenen akademisyen ve askerlerin tanığıyım. Bugün darbe karşıtıymış gibi görünüp, olmayan darbeden hesap sormaya kalkan naylon demokratların gerçek darbecilerin ayaklarına kapanıp nasıl el etek öptüklerinin tanığıyım. ‘Demokrasi bizim için amaç değil araçtır. Sonuca ulaşmak için gerekirse papaz cüppesi bile giyerim’ diyen başbakanın tanığıyım. O başbakanın bir gün bile çalışmadan gemicik alabilen, kuyumcu olabilen çocuklarının tanığıyım. Yargılandığı yolsuzluk davasından aklanmadan devletin en yüce makamına gönül rahatlığıyla oturabilen dindar cumhurbaşkanının tanığıyım. Bu cumhurbaşkanının okulunu bile bitirmeden milyonlarca liralık şirket sahibi olan çocuklarının tanığıyım! Kısacası ben bir tanığım ve Türk milleti adına yapılacak yargılanmalarda gördüklerimi ve bildiklerimi anlatmayı vatandaşlık görevi sayıyorum.”
Deniz Som'un Vaziyet köşesinden alıntılanmıştır...
Deniz Som'un Vaziyet köşesinden alıntılanmıştır...
2 Mart 2010 Salı
1 Mart 2010 Pazartesi
Kelimeler ve Gizil Anlamları
İSYAN
Ortak sinir krizini tek yere odaklama becerisi.
GİTMEK
Gölgeyle köşe kapmaca oyunu
ULUS
Dandik efsaneler yaratarak insan yapımı basit bayrakların çevresinde çıkarlarını koruyan geniş topluluk.
IRK
Beden fetişizmi
GÜNEŞ
Kızışmış tanrılara hizmet veren evrensel genelev
YAŞAM GURUSU
Pazarlamacı yetiştiren çakma derviş
DİSİPLİN
İnsanı robotlaştıran kararlar bütünü
MASA
Muhabbet müsabakaları resmi sahası
ÖPÜCÜK
İletişimde kullanılan temel ısınma hareketi
BAĞIRMAK
Duygusal sağırlık yaşayanların konuşma biçemi
KİLİT
Diğer taraf gardiyanı
DALGA
Yıvışık şeylerin disiplinli taburları
ANAHTAR
Kapı tecavüzcüsü
BACAK
Heteroseksüel erkeklerin kıçına girmesine izin verdiği tek uzuv
KIL
İnsanlık ayıbı örtücü
BATMAK
Gönülsüz dalgıçlık
TEKERLEK
Dünya döndürücü nesne
SAHTE
İnsanın yarattığı her şey
KARATE
Boş ele kurulmuş sigara üstüne sigara içip olay bekleyen ruh
Ortak sinir krizini tek yere odaklama becerisi.
GİTMEK
Gölgeyle köşe kapmaca oyunu
ULUS
Dandik efsaneler yaratarak insan yapımı basit bayrakların çevresinde çıkarlarını koruyan geniş topluluk.
IRK
Beden fetişizmi
GÜNEŞ
Kızışmış tanrılara hizmet veren evrensel genelev
YAŞAM GURUSU
Pazarlamacı yetiştiren çakma derviş
DİSİPLİN
İnsanı robotlaştıran kararlar bütünü
MASA
Muhabbet müsabakaları resmi sahası
ÖPÜCÜK
İletişimde kullanılan temel ısınma hareketi
BAĞIRMAK
Duygusal sağırlık yaşayanların konuşma biçemi
KİLİT
Diğer taraf gardiyanı
DALGA
Yıvışık şeylerin disiplinli taburları
ANAHTAR
Kapı tecavüzcüsü
BACAK
Heteroseksüel erkeklerin kıçına girmesine izin verdiği tek uzuv
KIL
İnsanlık ayıbı örtücü
BATMAK
Gönülsüz dalgıçlık
TEKERLEK
Dünya döndürücü nesne
SAHTE
İnsanın yarattığı her şey
KARATE
Boş ele kurulmuş sigara üstüne sigara içip olay bekleyen ruh
28 Şubat 2010 Pazar
Kalem ile Silgi Çatışması - Soner Yalçın
Bazı çevreler bugünlerde yaşadığımız sorunların Cumhuriyet’in kuruluş ideolojisinden kaynaklandığını yazıyor, söylüyor! Bunu yaparken tarihi eğip büküyor; yarım yamalak bilgileriyle büyük sonuçlara varıyor. Yapmak istedikleri mevcut iktidarın “resmi tarihini” oluşturmak. Peki, Cumhuriyet tarihinde kimlerin üreten “Kalem”; kimlerin sürekli satıp savan ve mülk kalmayınca umudunu dışa bağlayan “Silgi” olduğunu öğrenmek ister misiniz?

TARİH 16 Ağustos 1838.
Sadrazam Reşid Paşa, İngiliz elçisi Lord Stratford Canning ile Osmanlı-İngiliz ticaret antlaşmasını imzaladı. Antlaşmayla Osmanlı, iç pazarını tümüyle yabancılara açtı. “Devletçi ekonomiyi” rafa kaldırdı; gümrük vergilerini düşürdü; Osmanlı’yı ucuz ithal mallar cenneti yaptı. On binlerce küçük esnaf iflas etti.
Bir yıl sonra; açık pazar haline getirilen ekonomik düzenin gerekli kıldığı mali, idari reformları Tanzimat Fermanı’yla gerçekleştirdi.
Sonuç: 1814’te bir İngiliz Sterlini 23 Osmanlı Kuruşu’ydu; 1839’da bir İngiliz Sterlini 104 Osmanlı Kuruşu oldu!
Osmanlı nüfusu giderek yoksullaşırken, küçük bir azınlık alafranga yaşamın getirdiği tüketime yöneldi. “Araba Sevdası” başladı.
O sırada Avrupa sermayesinde de yapısal dönüşüm yaşandı. Mali sermaye büyük güç haline geldi. Bu durum Osmanlı gibi ülkelere sermaye akımını hızlandırdı.
Osmanlı da gerek savaş, gerek tüketime yönelik yeni yaşam tarzı nedenleriyle hep borçlandı. İhtiyacı olan parayı Avrupa para piyasalarından buldu.
Avrupalı kendi ülkesindeki yüzde 34 gibi düşük faiz gelirleri yerine, yüzde 1112 gibi yüksek faiz veren İstanbul borsasına yöneldi. (Bugüne ne kadar benziyor!)
Sonucu tahmin etmişsinizdir; Osmanlı 1875’te faiz borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı. Avrupa ayağa kalktı. (Bu borcu kimin ödediğini biraz sonra okuyacaksınız!)/_np/5984/10005984.jpg
Osmanlı’nın iflasından iki ay sonra, önce Bulgarlar sonra Sırplar ayaklandı.
İngilizler, Sadrazam Nedim Paşa aracılığıyla Rusya’ya yakınlaşan Sultan Abdulaziz’i Harp Okulu öğrencilerinin de katıldığı askeri darbeyle tahttan indirdi.
Darbeler, iktidar değişiklikleri, reformlar Osmanlı’ya “ilaç” olmadı. Süreç I. Dünya Savaşı sonuna kadar uzadı. Çünkü emperyal güçler Osmanlı’yı nasıl paylaşacaklarına karar verememişti. Sonra ne olduğunu biliyorsunuz...
Cumhuriyet kalıplaşmış övgülerle kurulmadı
Savaş sonucunda, Osmanlı’nın ordusu dağıtılmıştı; ne kara ordusu kalmıştı ne hava ne de deniz gücü. 325 bin şehit, 400 bin yaralı, 250 bin esir ve kayıp vardı.
Ankara’da ise...
Silah yoktu. Para yoktu. Döviz yoktu. Hisse senedi-tahvil yoktu. Borç alacak kimse de yoktu.
Bu nedenledir ki...
Apoletleri sökülmüş, maaşına el konulmuş Mustafa Kemal, kongre için Anadolu’nun tozlu yollarına düştüğünde, erzakında 20 yumurta, 1 okka peynir ve sadece 20 ekmeği vardı.
Karşısında sadece yedi düvel yoktu. Hani diyorlar ya, “Mustafa Kemal’i Anadolu’ya para verip gönderen Sultan Vahdettin’dir!”
Peki Saray, Düyun-u Umumiye’den 900 bin lira ve Osmanlı Bankası’ndan 1.340 bin lira borç alıp kurduğu Kuvay-i İnzibatiye’yi niye ulusalcıların üzerine sürdü? Neyse, böylesi saçmalıklara inanan var mı?
Mustafa Kemal tarihin yönünü bu şartlarda değiştirdi.
Fakat savaştan yeni çıkmış, hiçbir altyapısı olmayan yeni ülke ekonomisi nasıl inşa edilecekti?
Geliniz son yıllarda hep gözden kaçırılan bir ekonomik gerçeğin peşine düşelim...
BAĞIMSIZLIK=DENK BÜTÇE
FALİH Rıfkı Atay diyor ki: “Bilmiyorduk; bir bilen ve öğreten de yoktu. Herkes şaşırtıcı ve umut kırıcıydı. Nasihat verenleri dinlesek, kollarımızı kavuşturup bir asır beklemeliydik. Aldanmak, avlanmak, yaptığımızı bozmak veya kullanmamak hepsi hesaptaydı. Her şey yapılmalı ve yapılanların sahibi bu millet olmalıydı.”
Sadece Batı dayatması programları reddetmediler; onlara göre denk bütçe bağımsızlık demekti.
Yıl: 1923
- Kapitülasyonlar kaldırıldı.
- Osmanlı’nın borçları (1854 itibariyle) kabul edilip yıllar içinde ödenmesine karar verildi. Osmanlı dönemi iç borçlar ve Kurtuluş Savaşı’nda yapılan “Tekalifi Milliye” denilen borçlar da ödenecekti.
- Ergani Bakır Madeni’nin devlet tarafından işletilmesine karar verildi.
- Atatürk, Hindistan’dan kendi şahsına gönderilen paralarla İş Bankası’nı kurdurdu.
- Savaş yorgunu köylüye 8 milyon lira kredi dağıtıldı.
Yıl: 1924
- Bütçenin önemli gelirlerinden olan ancak köylüyü ezen, geleneksel Osmanlı Aşar Vergisi kaldırıldı.
- 1937 yılına kadar aralıklarla sürecek Kürt isyanları, Şeyh Said ayaklanmasıyla başladı.
- İstanbul’dan kalkan deneme uçağı 3 saat sonra Ankara’ya indi.
- Üstünde Türkiye Cumhuriyeti yazan madeni 10 kuruşluk paralar tedavüle çıktı.
- Samsun-Çarşamba demiryolunun temeli atıldı.
Yıl: 1925
- Son 30 yılda kaçakçı-kolcu çatışmalarında 400 bin kişinin öldüğü Tütün Rejisi Fransızlardan alınarak lağvedildi.
- Ankara-Yahşiyan; Kütahya-Tavşanlı demiryolu açıldı.
- Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu.
-Atatürk -köylülere örnek olması için- kendi parasıyla Atatürk Orman Çiftliği yapılmasını sağladı.
- İzmir Liman ve Körfez İşleri İnhisarı T.A.Ş. kuruldu.
- Menderes köprüsü üzerine ilk betonarme köprü yapıldı.
Yıl: 1926
- Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
- Kayseri’de uçak fabrikası açıldı.
- Alpullu şeker fabrikası açıldı.
- Uşak şeker fabrikası açıldı.
- Samsun limanının inşaatına başlandı.
- Samsun-Kavak demiryolu açıldı.
- Serbest bölge kurma girişimlerine başlandı.
Yıl: 1927
Sayım yapıldı. Nüfus 13.5 milyon. Bunun yüzde 83.7’si köyde yaşıyor. Okuryazar oranı yüzde 11 idi.
- Bursa dokumacılık fabrikası açıldı.
- Yerköy-Kayseri; Ankara-Kayseri; Samsun-Amasya; Samsun-Havza demiryolu açıldı.
- Devlet demiryolları ve limanları idaresi kuruldu.
- Bünyan dokuma fabrikası açıldı.
- Cumhuriyet’in ilk kâğıt paraları tedavüle çıktı.
- Ankara Radyosu yayına başladı.
Yıl: 1928
- Ankara çimento fabrikası açıldı.
- Amasya Zile; Kütahya-Tavşanlı demiryolu açıldı.
- Sirkeci-Haydarpaşa arasında feribot seferi başladı.
WALL STREET KRİZİ
TÜRKİYE daha savaş ekonomisinin ağırlığından kurtulamadan, 1929 dünya (Wall Street) büyük ekonomik kriziyle sarsıldı. Krizin etkisine bir örnek vermeliyim: İlkel geleneksel teknikten kurtarılması için makine ithaline büyük kolaylıklar sağlandı. Bunun sonucu 1929’a kadar Türkiye’ye 2.500 traktör girdi. Fakat krizden sonra büyük düşüş yaşandı. Makine ithali 1928’de 2 milyon 298 bin lira iken 1933’te 224 bin liraya kadar düştü!
Yıl: 1929/_np/5986/10005986.jpg
- İstanbul’da otomobil fabrikası kuruldu.
- Zirai Kredi Kooperatifleri’nin kurulmasına karar verildi.
- Ankara demiryolu hattı ve Haydarpaşa Limanı millileştirildi.
- Doğu Anadolu’da muhtaç çiftçilere arazi tevziine (toprak reformuna) karar verildi.
- Mersin-Adana demiryolu Fransızlardan satın alındı.
- Ankara-İstanbul arasında telefon bağlantısı kuruldu.
Yıl: 1930
- Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kuruldu; ilk üyesi Mustafa Kemal oldu.
- Kayseri-Şarkışla; Ankara-Sivas; Emirler-Balıköy; Bolkuş-Filyos; Zile-Kunduz demiryolu açıldı.
- Türk parasını koruma kanunu çıktı.
- Batı’nın “Kuramazsınız” dediği Merkez Bankası kuruldu.
- İstanbul Galata Köprüsü’nden geçiş ücreti alınması kaldırıldı.
- Düyun-u Umumiye binası hükümete teslim edildi.
Yıl: 1931
- Devletçilik ilkesi sadece CHP’nin altı oku olmadı; Anayasa’ya da girdi.
- Ankara’da Ziraat Kongresi toplandı.
- İthalatın sınırlandırılmasına karar verildi.
- Malatya-Doğanşehir; Mudanya-Bursa demiryolu yapıldı.
- Kelkit Irmağı üzerine Akçağıl Köprüsü yapıldı.
Yıl: 1932
- Tütün Kongresi toplandı.
- Kütahya-Balıkesir; Samsun-Sivas; Kunduz-Kalın; Ulukışla-Niğde demiryolu yapıldı.
- Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
Yıl: 1933
- Samsun-Çarşamba; Adana-Fevzipaşa tren hattı satın alındı.
- Afyon-Antalya demiryolu yapıldı.
- Mevduat Koruma Kanunu kabul edildi.
- Sümerbank faaliyete geçirildi.
- Tefecilerle mücadele etmek için Halk Bankası kuruldu.
- Denizyolları devletçe işletilmeye başlandı.
- Eskişehir şeker fabrikası açıldı.
- İzmir Rıhtım Şirketi devletçe satın alındı.
- Ankara-İstanbul tarifeli uçak seferi başladı.
DEVLET BABA DÖNEMİ
Cumhurİyet kadrolarının tüm çabalarına rağmen, Osmanlı’dan beri sürüp gelen dışa bağımlılık, ulusal özel sektörün bir türlü geliştirilmemiş olması, sanayinin kurulmasına pek olanak vermedi. Bu da devlet eliyle gerçekleştirildi.
Yıl: 1934
- Sovyetler Birliği ile kredi antlaşması imzalandı
- Ankara, Sivas, Konya, Eskişehir’de buğday siloları inşasına başlandı.
- Kayseri uçak fabrikasında yapılan 6 uçak Ankara’ya uçtu.
- Bursa’da süttozu fabrikası açıldı.
- Bakırköy bez fabrikası açıldı. Konya Ereğli’de bez fabrikasının temeli atıldı.
- İzmit kâğıt fabrikası kuruldu.
- Zonguldak’ta kömür yıkama fabrikası işletmeye açıldı. Antrasit fabrikasının temeli atıldı.
- Keçiborlu kükürt fabrikası işletmeye açıldı.
- Isparta gülyağı fabrikası işletmeye açıldı.
- Kayseri mensucat fabrikası kuruldu.
- Halk için ucuz ve dayanıklı ayakkabı üretmek amacıyla Beykoz fabrikası kuruldu.
- Turhal şeker fabrikası işletmeye açıldı.
- Afyon-Antalya; Diyarbakır-Fevzipaşa; Ortaköy-Bolkuş; Fırat-Yolçatı demiryolu yapıldı.
- Üsküdar-Kadıköy tramvay hattının ilk denemesi yapıldı.
Yıl: 1935
- İstanbul liman şirketi devletçe satın alındı.
- Aydın demiryolu hattı devletçe satın alındı.
- Gediz ve Göksu nehirleri üzerine köprüler inşa edildi.
- Maden Tetkik Arama Enstitüsü ve Elektrik İşleri Etüt İdaresi kuruldu.
- Etibank kuruldu.
- Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi kuruldu.
- Diyarbakır-Fevzipaşa; Fevzipaşa-Ergani; Ergani-Osmaniye; Çankırı-Atkaracalar; Sivas-Eskiköy demiryolu yapıldı.
- Tarım Satış Kooperatifleri kuruldu.
- Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası işletmeye açıldı.
- Ankara’da fındık kongresi toplandı.
- Nazilli basma fabrikası kuruldu.
- İstanbul telefon şebekesi devlet tarafından satın alındı.
- Ankara-Zonguldak telefon hattı açıldı.
- Ankara’da gaz maskesi fabrikası kuruldu.
Yıl: 1936
- Ankara’da Endüstri Kongresi toplandı.
- Deutsche Bank’ın elindeki Ergani Bakır Madeni İşletmesi satın alındı.
- Ankara Çubuk Barajı’nın yapımına başlandı.
- İzmir havagazı şirketi devletçe satın alındı.
- İzmit’te ikinci kâğıt fabrikasının temeli atıldı.
- Ereğli kömür işletmesi devletçe satın alındı.
- Erzurum-Sivas; Afyon-Karakuyu; Isparta-Bozönü; Eskiköy-Çetinkaya; Yazıhan-Hekimhan demiryolu yapıldı.
- İlk kömür treni Ankara’ya geldi.
- Edirne-Sirkeci demiryolu hattı ve Şark Demiryolları devletçe satın alındı.
- Gaziantep buz fabrikası açıldı.
- Bursa’da Hasanpaşa Köprüsü yapıldı.
- İstanbul Haliç üzerine köprü inşaatı temeli atıldı.
Yıl: 1937
- Ormanlar devletleştirildi.
- Atatürk çiftliklerini devlete bağışladı.
- İlk Türk gemisi Belkıs denize indirildi.
- İlk Türk denizaltısının yapımına başlandı.
- Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın temeli atıldı.
- Konya bez fabrikası açıldı.
- Malatya bez fabrikasının temeli atıldı.
- Türkiyle Cumhuriyeti Ziraat Bankası kanunu kabul edildi.
- Hükümetçe satın alınan, Toprakkale-Payas; Islahiye-Meydanıekbaz işletmeye açıldı.
- Denizbank kuruldu.
- Kadıköy su şirketi devletçe satın alındı.
- İstanbul-Edirne karayolu açıldı.
- Burhaniye-Ayvalık yolu; Sakarya Nehri, Fırat Nehri, Kızılırmak Nehri ve Murat Irmağı üzerine köprüler yapıldı.
- Diyarbakır-Cizre; Hekimhan-Çetinkaya; Zonguldak-Çatalağzı demiryolu yapıldı.
- Telsiz kanunu kabul edildi.
- Türk Hava Yolları, İstanbul-Bükreş arasında ilk uçak seferi yapıldı.
Yıl: 1938
- Gemlik suni ipek fabrikası açıldı
- Bursa merinos fabrikası açıldı.
- Divriği demir madenleri işletmesi faaliyete geçti.
- İzmir Telefon Şirketi devletçe satın alındı.
- İstanbul Elektrik Şirketi devletçe satın alındı.
- Sermayesi devlet tarafından verilen KİT’ler kuruldu.
- Toprak Mahsulleri Ofisi kuruldu.
- İzmir klor fabrikası kuruldu.
- Ankara-Erzurum tren hattı Erzincan’a ulaştı.
- 1923-38 yılları arasında topraksız köylüye toplam 708 bin hektar toprak dağıtıldı.
- Ve Mustafa Kemal vefat etti.
O bir “Kalem” idi.
Türkiye bugün “kalemler” ile “silgilerin” çatışmasına sahne olmaktadır!

TARİH 16 Ağustos 1838.
Sadrazam Reşid Paşa, İngiliz elçisi Lord Stratford Canning ile Osmanlı-İngiliz ticaret antlaşmasını imzaladı. Antlaşmayla Osmanlı, iç pazarını tümüyle yabancılara açtı. “Devletçi ekonomiyi” rafa kaldırdı; gümrük vergilerini düşürdü; Osmanlı’yı ucuz ithal mallar cenneti yaptı. On binlerce küçük esnaf iflas etti.
Bir yıl sonra; açık pazar haline getirilen ekonomik düzenin gerekli kıldığı mali, idari reformları Tanzimat Fermanı’yla gerçekleştirdi.
Sonuç: 1814’te bir İngiliz Sterlini 23 Osmanlı Kuruşu’ydu; 1839’da bir İngiliz Sterlini 104 Osmanlı Kuruşu oldu!
Osmanlı nüfusu giderek yoksullaşırken, küçük bir azınlık alafranga yaşamın getirdiği tüketime yöneldi. “Araba Sevdası” başladı.
O sırada Avrupa sermayesinde de yapısal dönüşüm yaşandı. Mali sermaye büyük güç haline geldi. Bu durum Osmanlı gibi ülkelere sermaye akımını hızlandırdı.
Osmanlı da gerek savaş, gerek tüketime yönelik yeni yaşam tarzı nedenleriyle hep borçlandı. İhtiyacı olan parayı Avrupa para piyasalarından buldu.
Avrupalı kendi ülkesindeki yüzde 34 gibi düşük faiz gelirleri yerine, yüzde 1112 gibi yüksek faiz veren İstanbul borsasına yöneldi. (Bugüne ne kadar benziyor!)
Sonucu tahmin etmişsinizdir; Osmanlı 1875’te faiz borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı. Avrupa ayağa kalktı. (Bu borcu kimin ödediğini biraz sonra okuyacaksınız!)/_np/5984/10005984.jpg
Osmanlı’nın iflasından iki ay sonra, önce Bulgarlar sonra Sırplar ayaklandı.
İngilizler, Sadrazam Nedim Paşa aracılığıyla Rusya’ya yakınlaşan Sultan Abdulaziz’i Harp Okulu öğrencilerinin de katıldığı askeri darbeyle tahttan indirdi.
Darbeler, iktidar değişiklikleri, reformlar Osmanlı’ya “ilaç” olmadı. Süreç I. Dünya Savaşı sonuna kadar uzadı. Çünkü emperyal güçler Osmanlı’yı nasıl paylaşacaklarına karar verememişti. Sonra ne olduğunu biliyorsunuz...
Cumhuriyet kalıplaşmış övgülerle kurulmadı
Savaş sonucunda, Osmanlı’nın ordusu dağıtılmıştı; ne kara ordusu kalmıştı ne hava ne de deniz gücü. 325 bin şehit, 400 bin yaralı, 250 bin esir ve kayıp vardı.
Ankara’da ise...
Silah yoktu. Para yoktu. Döviz yoktu. Hisse senedi-tahvil yoktu. Borç alacak kimse de yoktu.
Bu nedenledir ki...
Apoletleri sökülmüş, maaşına el konulmuş Mustafa Kemal, kongre için Anadolu’nun tozlu yollarına düştüğünde, erzakında 20 yumurta, 1 okka peynir ve sadece 20 ekmeği vardı.
Karşısında sadece yedi düvel yoktu. Hani diyorlar ya, “Mustafa Kemal’i Anadolu’ya para verip gönderen Sultan Vahdettin’dir!”
Peki Saray, Düyun-u Umumiye’den 900 bin lira ve Osmanlı Bankası’ndan 1.340 bin lira borç alıp kurduğu Kuvay-i İnzibatiye’yi niye ulusalcıların üzerine sürdü? Neyse, böylesi saçmalıklara inanan var mı?
Mustafa Kemal tarihin yönünü bu şartlarda değiştirdi.
Fakat savaştan yeni çıkmış, hiçbir altyapısı olmayan yeni ülke ekonomisi nasıl inşa edilecekti?
Geliniz son yıllarda hep gözden kaçırılan bir ekonomik gerçeğin peşine düşelim...
BAĞIMSIZLIK=DENK BÜTÇE
FALİH Rıfkı Atay diyor ki: “Bilmiyorduk; bir bilen ve öğreten de yoktu. Herkes şaşırtıcı ve umut kırıcıydı. Nasihat verenleri dinlesek, kollarımızı kavuşturup bir asır beklemeliydik. Aldanmak, avlanmak, yaptığımızı bozmak veya kullanmamak hepsi hesaptaydı. Her şey yapılmalı ve yapılanların sahibi bu millet olmalıydı.”
Sadece Batı dayatması programları reddetmediler; onlara göre denk bütçe bağımsızlık demekti.
Yıl: 1923
- Kapitülasyonlar kaldırıldı.
- Osmanlı’nın borçları (1854 itibariyle) kabul edilip yıllar içinde ödenmesine karar verildi. Osmanlı dönemi iç borçlar ve Kurtuluş Savaşı’nda yapılan “Tekalifi Milliye” denilen borçlar da ödenecekti.
- Ergani Bakır Madeni’nin devlet tarafından işletilmesine karar verildi.
- Atatürk, Hindistan’dan kendi şahsına gönderilen paralarla İş Bankası’nı kurdurdu.
- Savaş yorgunu köylüye 8 milyon lira kredi dağıtıldı.
Yıl: 1924
- Bütçenin önemli gelirlerinden olan ancak köylüyü ezen, geleneksel Osmanlı Aşar Vergisi kaldırıldı.
- 1937 yılına kadar aralıklarla sürecek Kürt isyanları, Şeyh Said ayaklanmasıyla başladı.
- İstanbul’dan kalkan deneme uçağı 3 saat sonra Ankara’ya indi.
- Üstünde Türkiye Cumhuriyeti yazan madeni 10 kuruşluk paralar tedavüle çıktı.
- Samsun-Çarşamba demiryolunun temeli atıldı.
Yıl: 1925
- Son 30 yılda kaçakçı-kolcu çatışmalarında 400 bin kişinin öldüğü Tütün Rejisi Fransızlardan alınarak lağvedildi.
- Ankara-Yahşiyan; Kütahya-Tavşanlı demiryolu açıldı.
- Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu.
-Atatürk -köylülere örnek olması için- kendi parasıyla Atatürk Orman Çiftliği yapılmasını sağladı.
- İzmir Liman ve Körfez İşleri İnhisarı T.A.Ş. kuruldu.
- Menderes köprüsü üzerine ilk betonarme köprü yapıldı.
Yıl: 1926
- Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
- Kayseri’de uçak fabrikası açıldı.
- Alpullu şeker fabrikası açıldı.
- Uşak şeker fabrikası açıldı.
- Samsun limanının inşaatına başlandı.
- Samsun-Kavak demiryolu açıldı.
- Serbest bölge kurma girişimlerine başlandı.
Yıl: 1927
Sayım yapıldı. Nüfus 13.5 milyon. Bunun yüzde 83.7’si köyde yaşıyor. Okuryazar oranı yüzde 11 idi.
- Bursa dokumacılık fabrikası açıldı.
- Yerköy-Kayseri; Ankara-Kayseri; Samsun-Amasya; Samsun-Havza demiryolu açıldı.
- Devlet demiryolları ve limanları idaresi kuruldu.
- Bünyan dokuma fabrikası açıldı.
- Cumhuriyet’in ilk kâğıt paraları tedavüle çıktı.
- Ankara Radyosu yayına başladı.
Yıl: 1928
- Ankara çimento fabrikası açıldı.
- Amasya Zile; Kütahya-Tavşanlı demiryolu açıldı.
- Sirkeci-Haydarpaşa arasında feribot seferi başladı.
WALL STREET KRİZİ
TÜRKİYE daha savaş ekonomisinin ağırlığından kurtulamadan, 1929 dünya (Wall Street) büyük ekonomik kriziyle sarsıldı. Krizin etkisine bir örnek vermeliyim: İlkel geleneksel teknikten kurtarılması için makine ithaline büyük kolaylıklar sağlandı. Bunun sonucu 1929’a kadar Türkiye’ye 2.500 traktör girdi. Fakat krizden sonra büyük düşüş yaşandı. Makine ithali 1928’de 2 milyon 298 bin lira iken 1933’te 224 bin liraya kadar düştü!
Yıl: 1929/_np/5986/10005986.jpg
- İstanbul’da otomobil fabrikası kuruldu.
- Zirai Kredi Kooperatifleri’nin kurulmasına karar verildi.
- Ankara demiryolu hattı ve Haydarpaşa Limanı millileştirildi.
- Doğu Anadolu’da muhtaç çiftçilere arazi tevziine (toprak reformuna) karar verildi.
- Mersin-Adana demiryolu Fransızlardan satın alındı.
- Ankara-İstanbul arasında telefon bağlantısı kuruldu.
Yıl: 1930
- Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kuruldu; ilk üyesi Mustafa Kemal oldu.
- Kayseri-Şarkışla; Ankara-Sivas; Emirler-Balıköy; Bolkuş-Filyos; Zile-Kunduz demiryolu açıldı.
- Türk parasını koruma kanunu çıktı.
- Batı’nın “Kuramazsınız” dediği Merkez Bankası kuruldu.
- İstanbul Galata Köprüsü’nden geçiş ücreti alınması kaldırıldı.
- Düyun-u Umumiye binası hükümete teslim edildi.
Yıl: 1931
- Devletçilik ilkesi sadece CHP’nin altı oku olmadı; Anayasa’ya da girdi.
- Ankara’da Ziraat Kongresi toplandı.
- İthalatın sınırlandırılmasına karar verildi.
- Malatya-Doğanşehir; Mudanya-Bursa demiryolu yapıldı.
- Kelkit Irmağı üzerine Akçağıl Köprüsü yapıldı.
Yıl: 1932
- Tütün Kongresi toplandı.
- Kütahya-Balıkesir; Samsun-Sivas; Kunduz-Kalın; Ulukışla-Niğde demiryolu yapıldı.
- Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
Yıl: 1933
- Samsun-Çarşamba; Adana-Fevzipaşa tren hattı satın alındı.
- Afyon-Antalya demiryolu yapıldı.
- Mevduat Koruma Kanunu kabul edildi.
- Sümerbank faaliyete geçirildi.
- Tefecilerle mücadele etmek için Halk Bankası kuruldu.
- Denizyolları devletçe işletilmeye başlandı.
- Eskişehir şeker fabrikası açıldı.
- İzmir Rıhtım Şirketi devletçe satın alındı.
- Ankara-İstanbul tarifeli uçak seferi başladı.
DEVLET BABA DÖNEMİ
Cumhurİyet kadrolarının tüm çabalarına rağmen, Osmanlı’dan beri sürüp gelen dışa bağımlılık, ulusal özel sektörün bir türlü geliştirilmemiş olması, sanayinin kurulmasına pek olanak vermedi. Bu da devlet eliyle gerçekleştirildi.
Yıl: 1934
- Sovyetler Birliği ile kredi antlaşması imzalandı
- Ankara, Sivas, Konya, Eskişehir’de buğday siloları inşasına başlandı.
- Kayseri uçak fabrikasında yapılan 6 uçak Ankara’ya uçtu.
- Bursa’da süttozu fabrikası açıldı.
- Bakırköy bez fabrikası açıldı. Konya Ereğli’de bez fabrikasının temeli atıldı.
- İzmit kâğıt fabrikası kuruldu.
- Zonguldak’ta kömür yıkama fabrikası işletmeye açıldı. Antrasit fabrikasının temeli atıldı.
- Keçiborlu kükürt fabrikası işletmeye açıldı.
- Isparta gülyağı fabrikası işletmeye açıldı.
- Kayseri mensucat fabrikası kuruldu.
- Halk için ucuz ve dayanıklı ayakkabı üretmek amacıyla Beykoz fabrikası kuruldu.
- Turhal şeker fabrikası işletmeye açıldı.
- Afyon-Antalya; Diyarbakır-Fevzipaşa; Ortaköy-Bolkuş; Fırat-Yolçatı demiryolu yapıldı.
- Üsküdar-Kadıköy tramvay hattının ilk denemesi yapıldı.
Yıl: 1935
- İstanbul liman şirketi devletçe satın alındı.
- Aydın demiryolu hattı devletçe satın alındı.
- Gediz ve Göksu nehirleri üzerine köprüler inşa edildi.
- Maden Tetkik Arama Enstitüsü ve Elektrik İşleri Etüt İdaresi kuruldu.
- Etibank kuruldu.
- Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi kuruldu.
- Diyarbakır-Fevzipaşa; Fevzipaşa-Ergani; Ergani-Osmaniye; Çankırı-Atkaracalar; Sivas-Eskiköy demiryolu yapıldı.
- Tarım Satış Kooperatifleri kuruldu.
- Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası işletmeye açıldı.
- Ankara’da fındık kongresi toplandı.
- Nazilli basma fabrikası kuruldu.
- İstanbul telefon şebekesi devlet tarafından satın alındı.
- Ankara-Zonguldak telefon hattı açıldı.
- Ankara’da gaz maskesi fabrikası kuruldu.
Yıl: 1936
- Ankara’da Endüstri Kongresi toplandı.
- Deutsche Bank’ın elindeki Ergani Bakır Madeni İşletmesi satın alındı.
- Ankara Çubuk Barajı’nın yapımına başlandı.
- İzmir havagazı şirketi devletçe satın alındı.
- İzmit’te ikinci kâğıt fabrikasının temeli atıldı.
- Ereğli kömür işletmesi devletçe satın alındı.
- Erzurum-Sivas; Afyon-Karakuyu; Isparta-Bozönü; Eskiköy-Çetinkaya; Yazıhan-Hekimhan demiryolu yapıldı.
- İlk kömür treni Ankara’ya geldi.
- Edirne-Sirkeci demiryolu hattı ve Şark Demiryolları devletçe satın alındı.
- Gaziantep buz fabrikası açıldı.
- Bursa’da Hasanpaşa Köprüsü yapıldı.
- İstanbul Haliç üzerine köprü inşaatı temeli atıldı.
Yıl: 1937
- Ormanlar devletleştirildi.
- Atatürk çiftliklerini devlete bağışladı.
- İlk Türk gemisi Belkıs denize indirildi.
- İlk Türk denizaltısının yapımına başlandı.
- Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın temeli atıldı.
- Konya bez fabrikası açıldı.
- Malatya bez fabrikasının temeli atıldı.
- Türkiyle Cumhuriyeti Ziraat Bankası kanunu kabul edildi.
- Hükümetçe satın alınan, Toprakkale-Payas; Islahiye-Meydanıekbaz işletmeye açıldı.
- Denizbank kuruldu.
- Kadıköy su şirketi devletçe satın alındı.
- İstanbul-Edirne karayolu açıldı.
- Burhaniye-Ayvalık yolu; Sakarya Nehri, Fırat Nehri, Kızılırmak Nehri ve Murat Irmağı üzerine köprüler yapıldı.
- Diyarbakır-Cizre; Hekimhan-Çetinkaya; Zonguldak-Çatalağzı demiryolu yapıldı.
- Telsiz kanunu kabul edildi.
- Türk Hava Yolları, İstanbul-Bükreş arasında ilk uçak seferi yapıldı.
Yıl: 1938
- Gemlik suni ipek fabrikası açıldı
- Bursa merinos fabrikası açıldı.
- Divriği demir madenleri işletmesi faaliyete geçti.
- İzmir Telefon Şirketi devletçe satın alındı.
- İstanbul Elektrik Şirketi devletçe satın alındı.
- Sermayesi devlet tarafından verilen KİT’ler kuruldu.
- Toprak Mahsulleri Ofisi kuruldu.
- İzmir klor fabrikası kuruldu.
- Ankara-Erzurum tren hattı Erzincan’a ulaştı.
- 1923-38 yılları arasında topraksız köylüye toplam 708 bin hektar toprak dağıtıldı.
- Ve Mustafa Kemal vefat etti.
O bir “Kalem” idi.
Türkiye bugün “kalemler” ile “silgilerin” çatışmasına sahne olmaktadır!
24 Şubat 2010 Çarşamba
Zaman ve Yanılsama Üzerine
Zaman bir yanılsamadır. Yemek zamanıysa iki katı öyledir. (Douglas Adams)
Tekel Direnişi "Olayı"nın Gösterdiği - Ergin Yıldızoğlu
Yalnızca tek bir dünya var. Türk, Kürt, Laz, Müslüman (Sünni, Alevi) diğer dinlerden olanlar, ateistler; hepsi tüm farklarına karşın aynı dünyaya aitler: SERMAYENİN DÜNYASINA.
Bu dünyada ya emek tarafında yer alıyorlar ya da sermaye tarafında. Tekel direnişi bu gerçeği bir kez daha kanıtladı. Tekel direnişi, ancak emek tarafında bulunanların, farkılılıklarını barış içinde, birlikte yaşayabildiklerini, bu farklılıklarda birbirilerini zenginleştirebileceklerini gösterdi.
CESARET: Acı soğuklara, devletin, hükümetin tehditlerine, baskılarına karşı bugün 72. gününe giren direnişin adı. Tekel işçileriyle dayanışmak için ülkenin her yerinden gelen işçilerin erdemi... Tekel işçilerinin yardımına gelen, destekleyen esnaf, genel olarak halk sınıflarının dayanışma eylermleri, yardımalr....
HAKİKAT: "Olay" patlak vermeden önceki, bilgi sisteminde var olmayan yeni şey. Olayla birlikte doğarak, verli bilgi sistemidne delik açan şey...
20 Şubat'ı 21 Şubat'a bağlayan gece, "sendika.org"dan yapılan canlı TV yayınında konuşan 50-60 yaşlarındaki Müslüman işçi, söze Allah'ın adıyla başlıyor. Biz ondan başka kimseye kulluk etmeyiz, diyor. Başbakan'a, polis dayağı, biber gazı, üzerlerine sıkılan lağım suyu için teşekkür ettikten sonra, tüm dünya bizi gördü, bir sen görmedin, diyor. AKP'nin sosyal-ekonomik politikalarını deneyimli bir sosyalisti aratmayacak sadelikte ve kesinlikte eleştiriyordu. Bu Müslüman işçi, biz kimseden bir şey istemiyoruz... Senden tek istediğimiz hain elini rızkımızdan çekmendir dedikten sonra üç kez tekrarladı: "Hakkımı sana helal etmiyorum."
YENİ İNSAN:Olay değiştirir, kendi "hakikatini" ve öznesini yaratır. Bir dostum şşöyle diyordu: "Olur olmaz insanlar Facebook'a Tekel simgeleri koymaya başladı.Bu ne biçim iş?.." Bu işçi sınıfının hegemonya kurma dinamiğine girdiğini gösteriyor, ama bir başka şeyi de. Bu olayın "izi" ve izin yankılarıdır. Tekel olayını yaşayan herkes artık değişti. Önceki , bu olayın izini taşımayan haline göre artık o yeni bir insandır. Olaya sadakat geliştirmeye, bunu evrenselleştirmek için mücadele edecek özneye dönüşmeye hazır yeni insan...
SADAKAT-1: Tekel işçisi, biz buraya gelirken kendi derdimize düşmüştük, şimdi tüm işçileri ve ezilenleri temsil ediyoruz diyerek "Olay"ın evrensel karakterini açıklıyor ve ona sadakatini ilan ediyor, bunu anlatıyor, herkesi buna çağırıyor, bu hakikatin evrenselleşmesi için mücadele ediyor. Tekel işçisinin yanında yer alanlar da aynı sadakatin parçalarıdır.
SADAKAT-2: Müslüman işçi Tayyip Erdoğan'ı eleştirirken artık başka bir hakikati dile getiriyor, ilan ediyor, hakkımı sana asla helal etmeyeceğim derken, karşısındakinin sadakatinin dine değil sermayenin düzenine olduğunu da vurgulamış oluyor.
SADAKAT-3: Yeni-eski, solculuk iddialarıyla ortada dolaşırken bu eylemi görmezden gelenler, sınıf siyasetini terk etmek gerektiğini açıklayanlar, sermaye düzenine, ilberal demokrasiye sakadatlerini açıklamış oluyrlar. Buna karşılık ÖDP, TKP, Halkevelri, Tekel işçileriyle birlikte miting yaparkensermaye düzeniniğn karşısnda "olayın" yanında yer aldıklarını, Türkiye solunun geleceğe açık yüzleri gösteriyorlar. Ben kendi hesabıma Emek Partisi'nden daha yoğun bir katılım beklerdim. CHP ve Deniz Baykal'ın Tekel işçierini ziyaret ederek, yüzlerini doğru bir yere çevirdiklerini göremk ama heniz yolun çok başında olduklarını da teslim etmek gerekiyor...
Bu dünyada ya emek tarafında yer alıyorlar ya da sermaye tarafında. Tekel direnişi bu gerçeği bir kez daha kanıtladı. Tekel direnişi, ancak emek tarafında bulunanların, farkılılıklarını barış içinde, birlikte yaşayabildiklerini, bu farklılıklarda birbirilerini zenginleştirebileceklerini gösterdi.
CESARET: Acı soğuklara, devletin, hükümetin tehditlerine, baskılarına karşı bugün 72. gününe giren direnişin adı. Tekel işçileriyle dayanışmak için ülkenin her yerinden gelen işçilerin erdemi... Tekel işçilerinin yardımına gelen, destekleyen esnaf, genel olarak halk sınıflarının dayanışma eylermleri, yardımalr....
HAKİKAT: "Olay" patlak vermeden önceki, bilgi sisteminde var olmayan yeni şey. Olayla birlikte doğarak, verli bilgi sistemidne delik açan şey...
20 Şubat'ı 21 Şubat'a bağlayan gece, "sendika.org"dan yapılan canlı TV yayınında konuşan 50-60 yaşlarındaki Müslüman işçi, söze Allah'ın adıyla başlıyor. Biz ondan başka kimseye kulluk etmeyiz, diyor. Başbakan'a, polis dayağı, biber gazı, üzerlerine sıkılan lağım suyu için teşekkür ettikten sonra, tüm dünya bizi gördü, bir sen görmedin, diyor. AKP'nin sosyal-ekonomik politikalarını deneyimli bir sosyalisti aratmayacak sadelikte ve kesinlikte eleştiriyordu. Bu Müslüman işçi, biz kimseden bir şey istemiyoruz... Senden tek istediğimiz hain elini rızkımızdan çekmendir dedikten sonra üç kez tekrarladı: "Hakkımı sana helal etmiyorum."
YENİ İNSAN:Olay değiştirir, kendi "hakikatini" ve öznesini yaratır. Bir dostum şşöyle diyordu: "Olur olmaz insanlar Facebook'a Tekel simgeleri koymaya başladı.Bu ne biçim iş?.." Bu işçi sınıfının hegemonya kurma dinamiğine girdiğini gösteriyor, ama bir başka şeyi de. Bu olayın "izi" ve izin yankılarıdır. Tekel olayını yaşayan herkes artık değişti. Önceki , bu olayın izini taşımayan haline göre artık o yeni bir insandır. Olaya sadakat geliştirmeye, bunu evrenselleştirmek için mücadele edecek özneye dönüşmeye hazır yeni insan...
SADAKAT-1: Tekel işçisi, biz buraya gelirken kendi derdimize düşmüştük, şimdi tüm işçileri ve ezilenleri temsil ediyoruz diyerek "Olay"ın evrensel karakterini açıklıyor ve ona sadakatini ilan ediyor, bunu anlatıyor, herkesi buna çağırıyor, bu hakikatin evrenselleşmesi için mücadele ediyor. Tekel işçisinin yanında yer alanlar da aynı sadakatin parçalarıdır.
SADAKAT-2: Müslüman işçi Tayyip Erdoğan'ı eleştirirken artık başka bir hakikati dile getiriyor, ilan ediyor, hakkımı sana asla helal etmeyeceğim derken, karşısındakinin sadakatinin dine değil sermayenin düzenine olduğunu da vurgulamış oluyor.
SADAKAT-3: Yeni-eski, solculuk iddialarıyla ortada dolaşırken bu eylemi görmezden gelenler, sınıf siyasetini terk etmek gerektiğini açıklayanlar, sermaye düzenine, ilberal demokrasiye sakadatlerini açıklamış oluyrlar. Buna karşılık ÖDP, TKP, Halkevelri, Tekel işçileriyle birlikte miting yaparkensermaye düzeniniğn karşısnda "olayın" yanında yer aldıklarını, Türkiye solunun geleceğe açık yüzleri gösteriyorlar. Ben kendi hesabıma Emek Partisi'nden daha yoğun bir katılım beklerdim. CHP ve Deniz Baykal'ın Tekel işçierini ziyaret ederek, yüzlerini doğru bir yere çevirdiklerini göremk ama heniz yolun çok başında olduklarını da teslim etmek gerekiyor...
22 Şubat 2010 Pazartesi
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Kelimeler ve Gizil Anlamları
ANLAYIŞ
Empatide abartı
FİLM
Kurgulanmış röntgencilik
GAZETE
Halkı mutsuz etmek ve yanlış bilgilendirmek amacıyla kalitesiz kağıda basılan yazılar bütünü.
TARLA
Yoktan varedilecek besine bir insanın karar verdiği toprak parçası
GÖSTERİ
Akşam eve dönüldüğünde içeriği anlamını kaybeden deşarj edici toplu slogan atma ritüeli.
MÜZİK
Doğal sesleri toplama, taklit etme, sınıflandırma, gerektiğinde duygulanıma hazır tutma tekniği.
TOPRAK
İnsanın köprücük kemiğinden, insanı beslemek için yaratılmış yaşam öğesi
KANSER
Vücudun satılmış hücreler tarafından ölüme peşkeş çekilmesi
TELEFON
Tellerle dil bağlama teknolojisi
ZAMAN
Bakkal hesabına indirgenen anlamsızlık
DİL
Zihnin basın sözcüsü
DAM
Başa doğa geçmesini önleyici yapı öğesi
KUM
Birbirleriyle birleşme becerisine sahip nano kayalar
DUYGU
Ruhun önceki hayatlarının hoşuna gidecek karar-düşünce-davranışların oluşturduğu coşkulanım
KELİME
Sayısız anlama göz kırpsa da insanoğlu tarafından teklikle sınırlandırılan “şey”
BİLİM
Apaçık ortada olanı, kapasitesi dar insan beyninin algılayacağı şekilde formüle etme
Empatide abartı
FİLM
Kurgulanmış röntgencilik
GAZETE
Halkı mutsuz etmek ve yanlış bilgilendirmek amacıyla kalitesiz kağıda basılan yazılar bütünü.
TARLA
Yoktan varedilecek besine bir insanın karar verdiği toprak parçası
GÖSTERİ
Akşam eve dönüldüğünde içeriği anlamını kaybeden deşarj edici toplu slogan atma ritüeli.
MÜZİK
Doğal sesleri toplama, taklit etme, sınıflandırma, gerektiğinde duygulanıma hazır tutma tekniği.
TOPRAK
İnsanın köprücük kemiğinden, insanı beslemek için yaratılmış yaşam öğesi
KANSER
Vücudun satılmış hücreler tarafından ölüme peşkeş çekilmesi
TELEFON
Tellerle dil bağlama teknolojisi
ZAMAN
Bakkal hesabına indirgenen anlamsızlık
DİL
Zihnin basın sözcüsü
DAM
Başa doğa geçmesini önleyici yapı öğesi
KUM
Birbirleriyle birleşme becerisine sahip nano kayalar
DUYGU
Ruhun önceki hayatlarının hoşuna gidecek karar-düşünce-davranışların oluşturduğu coşkulanım
KELİME
Sayısız anlama göz kırpsa da insanoğlu tarafından teklikle sınırlandırılan “şey”
BİLİM
Apaçık ortada olanı, kapasitesi dar insan beyninin algılayacağı şekilde formüle etme
Esnek Olma Katı Ol - Mustafa Sönmez
...
AKP ve sermaye, sayıları 5.5 milyonu bulan işsizlere şu tehditle yaklaşıyorlar: Ya daha çok işsizlik ya da esnek çalışma, yani güvencesiz çalışma'ya boyun eğmek...
Patronları bu noktaya getiren, Asyalaşma modeli. Yani, çoğu ihracata dönük sanayi malı üreten Asya ülkelerinde geçerli olan, ucuz emeğe dayalı model. Emeği ucuzlatan, rakibinin önüne geçiyor. Özellikle 2000'li yıllarda AB'nin dayanıklı-dayanıksız tüketim malı üreticisi olmaya başlayan Türkiye'nin de abandığı rekabet aracı, ücretler. Varsa yoksa, en az istihdamı en ucuza mal edip rekabet gücü edinmeye çalışıyorlar. Nitekim, 2004'ten 2008'e, yılda yüzde 7'yi bulan ortalama büyümeye rağmen, istihdamın pek artmadığı görüldü. Küresel krizin etkisi altına girilen 2009'da da sanayide istihdam yüzde 7 azaltıldı ve 314 bin sanayi işçisi işsiz kaldı. Üstelik aynı dönemde sanayide reel ücretlerin yüzde 7 geriltilmesine rağmen tensikattan vazgeçmedi işverenler...
Sanayide en az işçi ile iş çevirmenin bahaneleri arasında vergi ve prim yükü var. Ama bu Asyalaşma modelinin önemli bir parçası olan döviz kuru politikası da istihdamdan caydırıcı nitelikte. Çünkü çark, sıcak para girişi ile dönüyor. Sıcak para çekmek için düşük kur- yüksek faiz politikası uygulanıyor. Düşük kur ise sanayide emek-makine bileşimde, makineye göz kıprıyor, işçiyi işsiz bırakıyor. Sanyideki bu durum inşaat ve hizmetlerde de farklı değil. İnşaattaki teknoloji gözler önünde. Koca gökdelenler en az işçi ile bir-iki ayda dikiliveriyor. hizmet sektöründe devlet 2.5 milyon dolayındaki isthidamı ilbe çok görüp 4/C tuzakları kuruyor. En az maliyete en küçük devlet! Neoliberal devletin hedefi bu. İstihdam2009'da finans sektöründe artmış ve 150 bin kişi işe alınmış. Reel sektörü batan bir ekonomide finansın yükselişi iyi haber olabilir mi? Tarımdaki 2008 ve 2009 istihdam artışları ise büyüme ile ilişkili değil. Tarımın milli gelirdeki payı yüzde 8'in bile altına düşmüş iken, uczu döviz, tarım ithalatını kamçılarken, artan istihdam ancak yoksulların sofrasının kalablıklaşması demek...
Özetle, dış kaynakla dönen, yoğun ithalata bağımlı Türkiye kapitalizmi, içeride ve dışarıda rekabet gücü bulabilmek için çarkını, en az istihdamı en ucuza mal ederek döndürmek zorunda. Bunun için de artan işsizliği, çalışan sınıfa karşı tehdit aracı olarak kullanıyorlar. "Katı"yı "esnetmek" istyeen sermayeye ve iktidarı AKP'nin bu saldırısına karşı çalışanlara söylenecek son söz şudur. Esneme, katı kal, daha da katılaş...
Bir kez esnedin mi lime lime olursun...
AKP ve sermaye, sayıları 5.5 milyonu bulan işsizlere şu tehditle yaklaşıyorlar: Ya daha çok işsizlik ya da esnek çalışma, yani güvencesiz çalışma'ya boyun eğmek...
Patronları bu noktaya getiren, Asyalaşma modeli. Yani, çoğu ihracata dönük sanayi malı üreten Asya ülkelerinde geçerli olan, ucuz emeğe dayalı model. Emeği ucuzlatan, rakibinin önüne geçiyor. Özellikle 2000'li yıllarda AB'nin dayanıklı-dayanıksız tüketim malı üreticisi olmaya başlayan Türkiye'nin de abandığı rekabet aracı, ücretler. Varsa yoksa, en az istihdamı en ucuza mal edip rekabet gücü edinmeye çalışıyorlar. Nitekim, 2004'ten 2008'e, yılda yüzde 7'yi bulan ortalama büyümeye rağmen, istihdamın pek artmadığı görüldü. Küresel krizin etkisi altına girilen 2009'da da sanayide istihdam yüzde 7 azaltıldı ve 314 bin sanayi işçisi işsiz kaldı. Üstelik aynı dönemde sanayide reel ücretlerin yüzde 7 geriltilmesine rağmen tensikattan vazgeçmedi işverenler...
Sanayide en az işçi ile iş çevirmenin bahaneleri arasında vergi ve prim yükü var. Ama bu Asyalaşma modelinin önemli bir parçası olan döviz kuru politikası da istihdamdan caydırıcı nitelikte. Çünkü çark, sıcak para girişi ile dönüyor. Sıcak para çekmek için düşük kur- yüksek faiz politikası uygulanıyor. Düşük kur ise sanayide emek-makine bileşimde, makineye göz kıprıyor, işçiyi işsiz bırakıyor. Sanyideki bu durum inşaat ve hizmetlerde de farklı değil. İnşaattaki teknoloji gözler önünde. Koca gökdelenler en az işçi ile bir-iki ayda dikiliveriyor. hizmet sektöründe devlet 2.5 milyon dolayındaki isthidamı ilbe çok görüp 4/C tuzakları kuruyor. En az maliyete en küçük devlet! Neoliberal devletin hedefi bu. İstihdam2009'da finans sektöründe artmış ve 150 bin kişi işe alınmış. Reel sektörü batan bir ekonomide finansın yükselişi iyi haber olabilir mi? Tarımdaki 2008 ve 2009 istihdam artışları ise büyüme ile ilişkili değil. Tarımın milli gelirdeki payı yüzde 8'in bile altına düşmüş iken, uczu döviz, tarım ithalatını kamçılarken, artan istihdam ancak yoksulların sofrasının kalablıklaşması demek...
Özetle, dış kaynakla dönen, yoğun ithalata bağımlı Türkiye kapitalizmi, içeride ve dışarıda rekabet gücü bulabilmek için çarkını, en az istihdamı en ucuza mal ederek döndürmek zorunda. Bunun için de artan işsizliği, çalışan sınıfa karşı tehdit aracı olarak kullanıyorlar. "Katı"yı "esnetmek" istyeen sermayeye ve iktidarı AKP'nin bu saldırısına karşı çalışanlara söylenecek son söz şudur. Esneme, katı kal, daha da katılaş...
Bir kez esnedin mi lime lime olursun...
Maya Kehaneti
Kalkın, yükselin, hepiniz kalkın, hiç kimse arkada kalmayacak şekilde yükselin, hep beraber bir kez daha geldiğimiz yeri, özümüzü göreceğiz
21 Şubat 2010 Pazar
Soru
Yahudi soykırımına ultra duyarlı, yılda yirmi tane falan bu konuda film yapılmazsa uykuları kaçan Hollywood yönetmenleri, ülkeleri dünyanın canına okur, Irak'ta 1.700.000 kişinin ölümüne, Afrika'da soykırımlara, katliamlara, arka bahçeleri Güney Amerika'da yüzbinlerce kayıba neden olurken, tüm dünyada radikalizmi beslerken, balkanlarda böl yönet politikasını gerçekleştirmek için yüzlerce, binlerce yıl birlikte yaşamış halkları birbirine kırdırırken neden dut yemiş bülbül gibi susar kalırlar?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















