Şairler ve Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şairler ve Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2013 Salı

Canları Cehenneme

‎Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin perdesini çekenin
Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
Duvarları ancak çarpınca görenin
Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp yemeğini pişirenin... 

Şükrü ERBAŞ

25 Ocak 2013 Cuma

A Girl

The tree has entered my hands, 
the sap has ascended my arms, 
the tree has grown in my breast - downward, 
the branches grow out of me, like arms. 

Tree you are, moss you are, 
you are violets with wind above them. 
A child - so high - you are, 
and all this is folly to the world. 

Ezra Pound

Hope

Hope is the thing with feathers
That perches in the soul,
And sings the tune
without the words,
And never stops at all,
And sweetest in the gale is heard;
And sore must be the storm
That could abash the little bird
That kept so many warm.
I've heard it in the chillest land,
And on the strangest sea;
Yet, never, in extremity,
It asked a crumb of me.

 - Emily Dickinson -

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Bir Kuşun Resmini Yapmak İçin / Jacques Prévert

Önce bir kafes resmi yaparsın
Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için
Bir şey çizersin içine
Sevimli bir şey
Yalın bir şey
Güzel bir şey
Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca
Asarsın bu resmi
Bir bahçede
Bir koruda
Ya da bir ormanda
Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz
Kımıldamazsın
Kuş bazen çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de
Karar vermezden önce
Yılmayacaksın
Bekleyeceksin
Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin
Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarma yok
Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla
Usulcacık kapısını kaparsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu
Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini
Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
Otlar arasında.
Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü
Resim kötü demektir
Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık
Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kadından
Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.

Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu

1 Nisan 2012 Pazar

Bearhug

Griffin calls to come and kiss him goodnight
I yell ok. Finish something I'm doing,
then something else, walk slowly round
the corner to my son's room.
He is standing arms outstretched
waiting for a bearhug. Grinning.

Why do I give my emotion an animal's name,
give it that dark squeeze of death?
This is the hug which collects
all his small bones and his warm neck against me.
The thin tough body under the pyjamas
locks to me like a magnet of blood.

How long was he standing there
like that, before I came?

Michael Ondaatje

An Old Man Remembers

‘…and Gwydion and Math made for Lleu Llaw Gyffes a wife out of the flowers of the oak, the broom and the meadowsweet and her name was Blodeuedd. And when she betrayed her husband with Gronw Bebyr, Lord of Penllyn, for punishment she was turned into an owl…’
from THE MABINOGION

in this valley she walked
I remember
a woman with the smell of wind in her hands
walking at nightfall in the floating dusk
veiled in the petals of an early spring

they say she was made of flowers
flowers yellow and white
of spring and summer
and drifted away on wind and water
when the shape spell dissolved

certain she was a flower in our valley
her breasts were flowers red and white
and her eyes and the scent of her
and certain there was never a warm child in her arms

but she lay in her lord's bed and was loved
she bore him his cup and his meat
gold was given her, white linen
and many songs by the firelight
of longing and pride

the valley contained us
a flower for a queen
lust swelled our harp strings
we grew fat on our dream

now I remember
her shadow swims clear
there was blood in the valley
a stranger
blood in the bowl and the spring
red sullied white
two lives destroyed
and white petals scattered
in a cold racing wind

some say of that frail woman of flowers
her love turned her to owl's wings
and lonely now in the valley
with foxes and ravens she rules

and certain at nightfall
when the owls cry out
I think I see her clear
a white shape on the hill
-but this is an old man's longing
a shadow, a dream
a memory of harp-song and flowers
and a fair woman walking in the spring

(From Frances Horovitz)

30 Mart 2012 Cuma

KIVRIMLI IRMAK

Yalnızca dalgaları ve rüzgârı gördüm
kırık bir elma ağacında dinleniyor ay
sallıyor külleri ve akçaağacı eşlik eden bir rüzgâr
dalgalanan ırmak boyunca.
Hafiften, kayıklar gibi sarsılıyor ve dönüyor kuru yapraklar.
Koyu kırmızı böğürtlenler kımıldanıyor, başımın üstünde eğiliyor akasya ağaçları.
Onların karanlık su birikintilerinde ay parçalıyor kendini.
Hayalet kurutuyor erinçsiz kamışları...
Yalnızca suların dalgalanmasını
ve dalgaların hüznünü gördüm.

Frances HOROVITZ - Çeviren: Nice DAMAR

12 Mart 2012 Pazartesi

İyilik Neye Yarar?

İyilik neye yarar,
Öldürülürse iyiler çarçabuk,
ya da iyilik görenler?

Özgürlük neye yarar,
yaşarsa bir arada
özgürlerle tutsaklar?

Akılsız olmak madem ekmek sağlar herkese,
akıl neye yarar?

İyi insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
iyilik beklenmesin!

Özgür insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
kavuşsun özgürlüğe herkes,
özgürlük sevgisi geçersiz olsun!

Akıllı insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
akılsızlık zararlı olsun!

BERTOLT BRECHT
Çeviri: A. KADİR

9 Mart 2012 Cuma

Tatyana Aleksandrovna Bek

SAÇIMI SALT RÜZGARLAR OKŞAMAKTADIR (Cevat Çapan'ın çevirisiyle)

Arka avlular hep cezbeder beni

Bir de unutulmuş çöp yığınları.

Orda kabuk, temsil eder ekmeği,

Turnaları ise ' leş kargaları

Sokaklar ki,

eğri büğrü her biri

Ve ormanlar

komik şekilde seyrek,

Ve suratlar

sanki doğuştan kirli,

Ve tüm sandalyeler ' aksayan leylek.

Ah, nasıl isterim, bari bir kezcik

Eksikleri güzelliğe çevirmek

Gerçek o ki, her mükemmel güzellik

Bensiz de olacak ta sonsuza dek.

Akraba hasreti

Bir çocukken ben,

Sürekli gözlerden uzak dururdum

Ve sık sık, güzel bir yalanla biten,

Çirkin ördek masalını okurdum.

Epey çirkin buluyordum kendimi'

Ama biraz haksızmışım galiba.

En kaba yele de müthiş değil mi

Koşan bir genç tayı andırdığında.

Ben kendi zarımı sevmedim asla!

Her ne yandan baksan

Hep aynı durum '

Görürsün de tomurcuğu kapkara

Yeşili görmezsin içinde onun.


ZİL ÇALIYOR ' KAPIYI AÇIN!

Bu, bahtsızlığımın ayıbı bana!

Eski bir şapkayla, palyaço malı,

Dolaşmak yabancı avlularında

Ve ölçmek yabancı pabuçlarını.

Ürkmüyorsunuzdur benden inşallah '

Bu ne denli saçma bir figür böyle:

Bir elinde çiçek, birinde külah

Put gibi bekliyor merdivenlerde?

Seviyorum sizi! Ben ' buyum işte!

Bana sahip çıkan olursa eğer,

Hemen duyuracağım

Hem de sevinçle:

Dışarıda vişne bir ruble eder.

Bir sabah molası, sonra bütün gün

Koştururken varoşlarda durmadan'

' Bu gençleri anlamak da ne münkün!

Diyecektir ev sahibi arkamdan.

Tatyana Aleksandrovna Bek 21 Nisan 1949'da Moskova'da doğdu. İlk şiirleri 1965'te yayımlandı. Bek, 1972 yılında Moskova Devlet Üniversitesi'nin Gazetecilik Bölümü'nü bitirdi ve iki yıl sonra edebiyat çevrelerinin karşısına ilk şiir kitabıyla çıktı. Edebiyat eleştirisi ve edebiyat bilimi, Bek'in yaşamında ve çalışmalarında önemli bir yer tutar. Şair, ayrıca, uzun yıllar A. M. Gorki Edebiyat Enstitüsü'nde düzenlenen şiir seminerlerini de yönetti ve önemli ödüller aldı. Tatyana Bek 7 Şubat 2005'te Moskova'da öldü.

14 Şubat 2012 Salı

Mountain Remains

The birds have vanished in the sky, and now the last cloud drains away. We sit together, the mountain and I until only the mountain remains.

Li Po

26 Ağustos 2011 Cuma

Dilediğimce

Ah, Tanrı dünyayı yeniden yaratsaydı
Yaratırken de beni yanında tutaydı;
Derdim: "Ya benim adımı sil defterinden,
Ya da benim dilediğimce yarat dünyayı."

Ömer Hayyam

Şanslı Birkaç Kişi

Şanslı birkaç kişiden biriyim ben
Koku duyusu olmayan

Patron hak iddia eder de
Karımla düşüp kalkmak isterse
Karışmam karımın banyoya girmesine
Karışmam en güzel elbiselerini giymesine,
Kokusu duyulmaz özendirme partisinin;

Onur Bakanı çelerse kızımın aklını
ve susturursa beni bir ihale vererek
Babalık ücreti olur bu
Salmaz kokusunu;

Para ayinleri nedeniyle büyücü doktora
Götürürsem eğer annemi
Beklemeyin hatırlamamı
Yıllar önce kesilmiş
Göbek bağı kokumu
Ya da kokusunu birleşen kanın
Atarsam kardeşimin kellesini
Awure çorbasına

Almıyorum ufacık çocukların
Açlık geğirtileri kokusunu
Köpeğime yedirmek amacıyla
Ekmeklerinden kopardığımda;

Şanslı birkaç kişiden biriyim ben
Koku duyusunu yitirmiş

Edward Oluwafemi Oladepo Ojo Fatoba 

Fahişe

Ne kadar çok tanrı var
Seks kaldırımlarında yürürken
Fahişelerin adımlarına yol gösteren;
Utangaçlığın iktidarsız kıldığı
Ergenlerin tanrısı,
Hep aynı tarafa yatmaktan usanmış
Evli adamların tanrısı
Başkalarının arzularına bel bağlayan
Pezevenklerin tanrısı,
Yardımcıları devriye arabalarının
Koltuklarının altına gizlenen
Polislerin tanrısı,
Yirmi santimlik tokmağıyla
Ortak erdemi elinde tutan
Yargıçların tanrısı
Kahrolası zeytin dalıyla birlikte sağa sola saldıran
Papazların katolik tanrısı
Kocaları uykularında konuşmayan
Ve artçı etkiler duymayan
Ev kadınlarının tanrısı.

Edward Oluwafemi Oladepo Ojo Fatoba

12 Ağustos 2011 Cuma

Sidikli Kontesim

‎Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi...
CAN YÜCEL

12 Temmuz 2011 Salı

Yeryüzünde Dağılmışlar

YORT SAVUL

Arif Çağlar için

1. Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız

2. Harbi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:

3. Bir, Yeryüzünde nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?

4. İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?

5. Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?

6. Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk

7. Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız

8. Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!

Ece Ayhan

23 Haziran 2011 Perşembe

Alışkanlık, dürüstçe inandığımız tek dildir - Chris Abani - Şiirler

ŞEYTAN ÇARMIHI

Kiri Kiri'den sağ çıkmak
hemen hemen imkansızdır.
Tutuştururlar elinize kişisel
eşyalarınızdan kalan ne varsa
politen bir torbada. Onların
istemediği herşeyi.
Adım atarsınız dışarı, dikilirsiniz sonra
buzdolabından çıkmış bir parça et gibi
eriyerek güneşte. Ancak korkarsınız
dış kapıdan birkaç adım daha
öteye gitmeye. İnanırsınız
sırtınızdan vurulacağınıza.
Ya da gittikçe solgunlaşan teninizde
ölüm kokusu taşıdığınızı bilen
insanların sizden irkileceğine.
Ama olmaz hiçbir şey.
Hafif bir rüzgâr dalgalandırır gömleğinizi,
havlar bir köpek park etmiş bir arabaya.
Yağda kızarmış muz kokusu, ılgıt ılgıt,
acıtır canınızı nedensizce.
Soğuk, tatlı bir Koka-Kola
nemlendirir gözlerinizi.

ÇOCUK İŞİ GİBİ BİR İŞTEN BAHSETMEK

Asker soruyor çocuğa: Karar ver hangisini
keseyim? Sağ kolunu mu sol kolunu mu?
Çocuk, on, belki dokuz yaşında, diyor ki: Kesme hiç birini,
kesersen, bir kanadı kırık kuş gibi
bozarım oynarken sek sek alanının
çizgilerini, bırakın körlük girsin içeri.
Soruyor asker bir kez daha: hangisini keseyim
karar ver? Sağ kolunu mu sol kolunu mu?
Ölü babasından fazla yaşlanıyor çocuk hemen oracıkta,
diyor ki: kesme hiç birini, kesersen ruh dansı ederken
tökezlerim, kumlar savrulur ışığın yüzüne.
Ekliyor sonra: Oyup çıkar sağ gözümü,
çok şeyler gördü, ama sol gözümü bırak,
Tanrıyı görmek için ihtiyacım var ona.

STABAT MATER
Ağaçlar arasındaki boşluklardan sızarak
Damarlarla kaplıyor ayışığı tan yerinin anısıyla
yüklü geceyi. Ölü örtüye sakal olan eğreltiler
içinde çömeliyor bir anne, izliyor kollarındaki
çocuğunun hayata tutunma gücünü yitirişini,
yitirişini öksürüklü soluğunu, oyalanan bir acıyı.
Usulca kapatıyor annesi gözlerini, kerpeten
oluyor parmakları onun burnuna ve ağzına,
rahatlatarak gıtlağını boydan boya.
Hatırlanmış hayatlar için hangi ayrıntı geçerlidir ki;
Yer mi olay mı yoksa yalnızca iğnesinin kaşıntısını bırakan
bir arının çaldığı çiçek kokusu gibi yitip gitmek mi?

Çev: Cevat Çapan

2 Şubat 2011 Çarşamba

Şaşarım

Gün gelir bu işe bu millet de şaşar, tam kurşun işlemez deminde karanlığın, bir ateş böceğidir başlar.

Can Yücel

31 Ocak 2011 Pazartesi

Yaşlandığını Nasıl Anlarsın

nerden mi anlıyorum yaşlandığımı?
kadınlar gittikçe daha güzel.

güneş daha hızlı ...adımlıyor gökyüzünü,
sular daha soğuk rüzgâr daha serin.

eskiden her konuda konuşurdum istekle,
bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi.

büyük yapılar, ışıklı çarşılar bitti,
ara sokaklara, salaş kahvelere gidiyorum.

kurtulmak için çırpındığım çocukluğu,
yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak.

bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor,
içimden geçenleri söyledim sanıyorum.

birisi bir şarkı söylemesin kederle,
tenimde bir titreme, kirpiklerimde buğu.

kısa söz, basit eşya, kedi sevgisi,
aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında.

nerden mi anlıyorum yaşlandığımı?
kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak...

ŞÜKRÜ ERBAŞ

21 Ocak 2011 Cuma

Anılar - Svetlozar İgov

Unutuyorum onları.
Ancak bir çöl değil geriye kalan.
Körpe tohumlarda seğiren havanın
ergin boşluğudur dirim toplayan

2 Aralık 2010 Perşembe

Herkes Biliyor

herkes biliyor, zarların hileli oldugunu
herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken
herkes biliyor, savaşın bittiğini
herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini
herkes biliyor, dövüşün hileli oldugunu
fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir
hep böyle gider
herkes biliyor

herkes biliyor, geminin su aldıgını
herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini
herkeste bu buruk duygular
sanki babaları ya da köpekleri ölmüş gibi

Leonard Cohen