27 Ocak 2020 Pazartesi

Kaptan Teneke Şarkı Sözleri

BİT KAPANI

Ortalık asalak dolu, lobiciler, dalkavuklar
Etraf düzenbaz kaynıyor, paragözler , satıcılar
Tümden batmış sömürüye
Cemaatler, hizipçiler, maddeperestler, din tüccarları...

İtaat et, gir gösteriye...., derler

Üretiriz biz de gizli yollarda
Besleniriz yozluktan kaçan ruhlarla
TV, gaste, radyo; bombalansak da
Düşmeyiz sermayenin tuzağına

Heeey, imaj devleri, sahtekar itler
Heeey, düşecekler BİT KAPANIMIZA 
yürek tuzakta...

Üretip yorulmadan, öfkemizi besliyoruz
Kaçıp tuzaklardan, aklımızı koruyoruz
Sabırla, suskun, eyvallah
Kocaman bir mezar sessizliğin altında
Gömeceğiz bu zihniyeti sonunda
Tarihin kuyusuna, kin dolu mezarlığına

Heeey, yürek tuzakta, tuz kokmuşsa
Heeey, düşecekler bit kapanımıza.

 

 


SABAHA NE KALDI?

Ölüm yakın - Bir gün sonra
Onurumuzu (canım) kaybedeceğiz.
Yarın nasılsa - Düşeceğiz,
çelme yiyip(de canım) tekmeleneceğiz
Dışarıda bekliyorlar
İstemesen de (gülüm), atacaksın kendini
Dışarıya, tam üstüne 

Ucuz sözlerin tam üstüne
İnançsız yüreklerin tam içine
Sessiz dillerin tam ucuna

Arkamızda  duruyor zaman
itiyor inatla sistemin akışına
Yakında doğacak çocuk
çekecek ellerinden, düşeceksin kavgaya
kötülerin, rüyasına, son defa

Bu gece sevişelim canım, unutalım ismimizi
Bu gece kaybolalım birbirimizde, bulamasın kimse izimizi
Bu gece, sadece, dudak dudağa
Bu gece, delice, ölümle dansedelim






ÜZÜNTÜDEN KAÇAN ADAM


Suskunlar kulübünde bir gece
ve o girdi içeriye
ve ben kaçtım, kaçtım yaşamdan
doğruca sahneye.
Metrodaydım sakin bir öğle
ve o girdi içeriye
ve ben cam yüzümde
kendime baktım baktım saatlaerce

Kaçtım hayallerden sahte gelecekten
Kaçtım kendimden korktum yitirmekten
Yürüdüm yollarda
koşturdum sislere
tuttum benliğimi..
Ve ben yakalandım, hüzün gözlerimde
Ve ben anılarda ağladım senelerce
Bakıyorum anlamadan
şaşkınca susuyorum
sarsıp herşeyimi

 

Yürüyordum yalnız, bir gece
ve onu gördüm önümde
Yalvardım ben karanlığa
örtsün üstümü diye




KUZULAR HAVLADIĞINDA

Kuzular havlıyorsa... Yalan söylerken politikacılar üzülüyorsa...
Otlar kitap okuyorsa...

Gerçekler saldırır, vurur beni pembe yolda, düşerim çıkar dünyasına
Gerçekler beynimde, çırılçıplak soyunmuşsa, söner nefsim

Yunuslar ağlıyorsa... Üçüncü Dünya siktir çekip tekellere bağırıyorsa...
Halkın yüzü gülüyorsa...

Gerçekler saldırır, döver beni ortalıkta, hayallerim ağlar
Gözlerim kapanır, çalışırım unutmaya, uyumaz düşman

Korkarım hayal kurmaya... Düşünce yasak burda... Beynim bana kur yaparken, gerçekler kollarımda...
Aaah  hiç ümit yoksa, hayaller sadece düşse
Aaah kapatın beni, en yakın hastaneye

Korkarım hayal kurmaya... Düşünce yasak burda... Beynim bana kur yaparken, gerçekler kollarımda...
Aah kuzular elimde, keserim ütopya salınmazsa
Aaah mickey mouse elimde, döverim elimi öpmezse

Verin bana ikonları, kıracağım kafanızda
Dünya yıkılmadan sakın ola uyandırma...
Ve ben mutlu yaşamda, derin uykumda
Yalandan yastıkta, hayali bir yatakta, palavradan evimde, plastik kedimle
Ve ben mutlu hayatta, tatlı uykumda
Zombi arkadaşlarla, trol hocalarımla, zevzek gurucuklarla, yaşam kuzularıyla

SARHOŞUN TÜRKÜSÜ

Yudum yudum
Fırlıyorum havaya
İşiyorum şehrin üstüne bulutlardan

Dönüyorum
Yüzümü toprağa
Kurtlar yemiş vücudumu uyanmayınca

Kızarıyor önümde dünya
Gözyaşımın içinde
Biniyorum tekneme
Rüzgar benimle.

Yoksun yoksun sen yanımda
Vuruyorum dünyaya dönsün diye – Vuruyorum dünyaya ölsün diye
Yoksa yoksa şans yanımızda, kıçımı yırtsam da değişmez dünya.

Dönüyor başım        Gülüyorum       
Uğultularla          Kusunca
Basıyorum 
Beynime
Eziyorum
Zincirleri

Ooof akıyorum dalga dalga
Ooof uçuyorum uçuyorum
Ooof binmişim bir kayığa
Ooof ölüyorum ölüyorum

ADALETİN BU MU DÜNYA - COVER -

Güvenemem servetime, malıma
Ümidim yok bugün ile yarına
Toprak beni de basacak bağrına, oy

Adaletin bu mu dünya?
Ne yar verdin, ne mal, dünya
Kötülerinsin sen dünya

Kimi Mecnun Gibi Dağda Dolaşır
Kimisi ölüm yok gibi çalışır
Kimi meteliksiz kimi milyona karışır

Adaletin bu mu dünya?...

İyileri -  öldüren  - dünya -  sen katilsin
Kötülere madik atan dünya, muzipsin
Hiç memnun kalan var mı şu şakandan
Kimler harcandı geçti devran tornandan

Adaletin bu mu dünya?......

Adalet yok - İnsanca iş yok - Ekmeği bölmek yok
Zalime karşı omuz omuza, sömürüye karşı direnmek yok
Kadına yaşam yok - Çocuğa hayal yok - Doğaya saygı yok
Gençlere ümit yok

Yok yooooook - Bir zerre insanlık yok - Sevgiyle delmek gerçeği - Dansla zincirleri kırmak yok - Merhamet yok - Vicdan yok - Adalet yok - Hayat yok
Dinin özü yok - İnsan var Ahlak yok - Sevgiyle yola çıkan yok
Aşkta kaybolan mecnun yok - İsyana kul olan yok
Özgürlüğü içine çeken yok - Yok oğlu yok
İyi huylu insanın aynada nasıl parladığını gören göz yok
Cömert ellerde paranın toprağa dönüştüğüne tanık olan yok
Farkirin bedenine geçip soba yağmurda otobüs bekleyen yok
Yok  yok  
Derdi bilen yok, çaresizliği kendine azık eden yok
Parmakla gösterilen insan yok
Gülen göz yok - Öven ağız yok - Yok  babam yok.

VAROŞ

Varoştayım... Boğuluyorum... Çamurlarda... Gözyaşında...
Kaybolmuşum... Karanlıkta... Yağmurdayım... Batıyorum...

Yitiyor enerjim akıyor hiçliğe
Bakıyor gözlerim
sahte oyunlara
cahillerin arasında...
Bilmiyor beynim, ben neresindeyim,
ufacık bir nokta, 
o yüce planın ortasında...

Varoştayım... Kirlenmişim... Ben yaşamla. Kavgayla...
Gülmüyorum... Saniyem bile yok... Uyumuşum... Acılarda...

Gidiyor enerjim akıyor hiçliğe
Gidiyor günlerim
satılmış oylara - riyakâr dualara...
Bilmiyor beynim kimin hedefiyim
Öfkemin, bu lanetin nedenini
ne zaman bileceğim?

Aynalarda... Kirli Yüzlerle...
Görünmüyor hayretim
Bir alyuvar kanser saldırısında
Bir serçe kartal yuvasında

Ölüyorum... Cehalettir mezarım...
Sessizliktir tabutum...
Bir bulut hortumun önünde
Bir dana mezbaha bahçesinde

Kaderin içinde, akıyorum hiçliğe
Figüranım bu filmde, yumruğu yiyeceğim
Yere bir seksen serileceğim
Yıldızlar dönecek tepemde
İşte budur benim apoletim

SUSKUNLAR KULÜBÜ

Bakıyorum bakıyorum sessizce
Susuyorum elimde kalır diye
Çok bilmiş kuklalarla
Amaç yok ortalıklarda

Yuvarlanırlarken sistemin ellerine
Değişmeli değişmeli diye diye
Sakin bakışlarla
Gülüyoruz yalanlara
Sessizce çıkarıp da, dilimizi dünyaya 

Oooo bırakalım biz yavrum, kulağımıza söyleneni, meclislerde
Ooooo bu pislik yıkılacaksa, yeni sözlerle çıkalım, adalet yoluna

Asla yaşayamam ben kaçışta, devrim yan masada, 
Dünya, sarsılacak yakında, haydi bardaklar havaya    

Oooo suskunlar kulübünde, fısıldaşmalarla, yeni dünya düşleriyle
Ooooo yeraltında neşeyle, sistem tükenip de, kendini yiyince



İHTARNAME – Cem Karaca & Kaptan Teneke

Çeken Türk halkı - Çekilen siz, siz, siz! – 
Konu, bal gibi bilirsiniz

Çöl, çöl, çöl, çöl, çöl, çöl babo - Su yok, yol yok, derman yok
Kum, kum, kum, kum, babo - Kum gibi dert var derman yok
Biz, biz, biz, biz, biz, biz babo - Daha çokken sizlerden
Dur, dur, dur, dur, dur, dur babo - Gayri yeter etme lan

Vazgeçtik cennet yolundan, vazgeçtik cennet yolundan 
Ölsek yunmaya suyumuz yok... De lan

Biz, biz, biz, biz, biz, biz babo
İşi gücü aşı paylaşırken
Dur, dur, dur, dur, dur, dur babo
karşında insan var etme lan
Yok yok yok yok babo
Para pul saray sizdeyken
Dur dur dur babo
Şeref  bende etme lan!

Vazgeçtik cennet yolundan 
Ölsek yunmaya suyumuz yok... 

Ooooo, gel efendim gel gel gel - Sultanım ol gel gel…
Oooo, gel efendim gel gel gel - Sultanım ol gel...  

(Solo)
Gel efendim gel gel gel - Sultanım ol gel gel…
Gel efendim gel gel gel - Sultanım ol gel... 


Çöl, çöl, çöl, çöl, çöl, çöl babo Su yok, yol yok, derman yok
Kum, kum, kum, kum, babo Kum gibi dert var derman yok
Biz, biz, biz, biz, biz, biz babo - Daha çokken sizlerden
Dur, dur, dur, dur, dur, dur babo - Gayri yeter etme lan


YAŞAMIN KIYISINDA


Duruyorsun duruyorsun, yağmurun gözlerinde
Ağlıyor ağlıyorsun, geçmişin, kollarında
Bakıyorsun aşağıya, korkuyor korkuyorsun
Dönmek zor artık yaşama, biliyor biliyorsun

Düşüyorsun düşüyorsun, tutunup sözlerime
Bakıyorsun son kez dünyaya, hiç bir bok görmüyorsun
Düşündükçe yitiyorsun, kaybolmuşsun çöplükte
Atlıyor atlıyorsun, batıyorsun bizimle

Düşlerin ortasında - Koro: Birey değilsin artık
Doğuşun kutlu olsun - Koro: Bitti Acıların
Delice soluyorsun - Koro: Saflık seni bekliyor, gel yanımıza
Korkmuş düzen, eşikte bekliyor, ağıtlar dilinde. 

Gülüyorsun gülüyorsun, geri çağıran seslere
Vuruyorsun anılara, huzurdan kaçıyorsun
Bağırıyorsun çılgınca, silinmekten korkuyorsun
eşiğinde uçurumun, sadece gülüyorsun




NEREDESİN SEN – Neşet Ertaş & Kaptan Teneke

Şu garip halimden bilen işveli nazlı
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen
Bütün dertlerim anlayıp gönlümü bilen
Aaaah neredesin sen?
Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiçbir tabib bu yaraya merhem olmuyor
Datlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Kaçma gözlerden
İğneli sözlerden
Hayatı çöpe attım
Gönlüm farksız çölden
Gülsün sen ben diken
Doğmuşsun güzellikten
Bense bir garip ben
Varolamam sensizken

Dünyada bir gezgin rüyalarda esirim
Kaybolmuşum içinde, labirentte misafirim
Dünyada bir deli rüyalarda bezginim
Yokolmuş sevginde zindandında misafirim
Yalnızım dağlarında Yalnızım 

Kaçma gözlerden - İğneli sözlerden
Hayatı çöpe attım - Gönlüm farksız çölden
Gülsün sen ben diken - Doğmuşsun güzellikten
Bense bir garip ben - Varolamam sensizken

Dünyada bir gezgin rüyalarda esirim
Kaybolmuşum içinde, labirentte misafirim
Dünyada bir deli rüyalarda bezginim
Yokolmuş sevginde zindandında misafirim
Yalnızım dağlarında - Yalnızım 

HER AKŞAM VOTKA RAKI ve ŞARAP       

– Dario Moreno &  Kaptan Teneke

Her aksam votka, rakı ve şarap
İçtikçe delirir insan olur harap
Kurtar beni bundan ne olursun ya rab
Bitsin artık bu korkunç serap, serap!

Sarhoşum aaaah  - Düşünmekten
Öldüm ben aaaah - Hep sevmekten

Her aksam votka, rakı ve şarap
İçtikçe delirir insan olur harap
Kurtar beni bundan ne olursun ya rab
Bitsin artık bu korkunç serap, serap!
Her akşam kabus anı ve gerçek
Delirir insan olur asalak
Dünya batar tepetaklak ya Rab
Bitsin artık bu korkunç serap.

Bittim ben aaah - Düşünmekten
Yoruldum aaah - Hep sevmekten

Her aksam votka, rakı ve şarap 

Sarhoşum ulan. Sarhoş Aşkın şarabına beni batırıp batırıp çıkaran felek utansın. Diyanet benim vergimle saçmalıyor, borcun faizi benim vergimle veriliyor.  ulan ben içmesem batacaksınız be. Daha da içesi geliyor insanın. Sarhoşum anasını satayım. Köpek öldüren, öldürse beni öldürürdü. Zam gibi alkol mü var. Zehir mübarek. Aileyi de yıkar, erkekliği de öldürür. Zam haram, şarap bal. Bakıyorum kötüler içmiyor, ben de içmeyip kötü mü olayım, ben içmesem sen içmesen nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa? İçtikçe güzelleşiyor toplum. Ben güzel bakmasam nasıl yaşayacaklar çirkin yüzlerle? Nasıl dönecek ekonomi? Sarhoşum ulan. Sarhoşum.






SEVMEK İSTİYORUM – Erkut Taçkın & Kaptan Teneke


(Küçük solo)
Nereden geliyorum?
Nereye gidiyorum?
Neredeyim ben?
bilmek istiyorum
sevgiyi arıyorum
güzele tapıyorum
insan mıyım ben?
bilmek istiyorum

Kavrulmuş acılarla, eriyorum
Gözyaşlarında bir damla aşık mıyım ben?

(Hızlı ritm)
acılar çekiyorum
gözyaşı döküyorum
aşık mıyım ben?
bilmek istiyorum
dağlara çıkıyorum
yağmurda koşuyorum
deli miyim ben?
bilmek istiyorum

Oooff insan mıyım ben neyim
Ooof aşık mıyım divane miyim

Sevmek isteyen bir deli, hiçlikte gezinen
Kollarında, dağlarında, gözlerinde, bir saman yeli
Şarkılarda kaybolan, gözyaşında hapis kalan
Mecnun olmuş, çöle düşmüş, ellerinde bir güzelin

Nereden geliyorum? - Nereye gidiyorum?
Neredeyim ben? - bilmek istiyorum
sevgiyi arıyorum - güzele tapıyorum
insan mıyım ben? - bilmek istiyorum

SEVDİKÇE AZALAN

Hazan yapraklarının üzerinde yere süzülen tırtıl bendim.

Rüzgarın yerlerde sürüklediği gariban toz bendim.

Kaynayan çaydanlıkta kalan son damla bendim

Sen terkederken defterlerden silinip giden

O yazı bendim,

Bendim sarhoş gönüllerden akan o  pembe silik kan.

O küçücük umut bendim dertli gözlerden damlayan 

 

Küçük bir gülücükle tomurcuklar açan zeytin fidanı bendim

Yeni doğmuş taylar gibi ayağa dikilip de titreyen söz bendim

Meydan okuyan, umuda yelken açan

Bendim bendim ben, bir günde yokluktan sessizce yaratılan

Aaah bendim ben, sevdikçe azalan, yıllar boyunca bir göğüste

hayatı emen o çocuk, sevdikçe küçülen.

 

Biliyorum adım aşktan doğma

Kaderim düşlerinden bir damla

Yollarım kıvrım kıvrım

Uzanıyor pişmanlığına

Hehey kapılmışım dudaklarına

Hehey beni bırakma

Hehey eriyorum sıcaklığında

Hehey beni unutma


DEVRİM PROVA

Yıllar sefil bir tanık zulme yıllar (korkma)

Sahibinin sesi, tarih yalancı bir ihtiyar

Hayalet ordu çıktı meydana sen korkma (yürü) tüm gücünle

İşçiler kavruk suskun, gençler dilsiz ayakta

Yumruklar yukarıya

Kar beyazı kaplanlar sarıyor tüm şehirleri

Sesleri bir şarkı gelecekten doğan

Yıllarca hep bekledik biz ah, temizlensin diye içimiz

Zindanlarda işkencelerle, gerçekleri görünce

Kötüyü yıkmak için gördük ki vurmalıyız

Baltayı kendi kellemize

Şu koca ordu yavrum sadece ölülerden

oluşmasa nasıl yener gölgesini

Yıllarca biz sloganlarla, tuzaklarda iniltilerle

Haykırdık biz, sağır dilsizce, korkuların gölgesinde

 

Saflar giriyor birbirine, bir ülke güçlü bedenler

Dönüşüyor silaha mutluluk - fırlıyor kurşundan güller

 

Yanıyor inancımız tütüyor

Yanıyor zalim eriyor güçler

 

Hak yemek – adi yılan

Cehalet– sinsi fare

Kirli çakal – Sömürü

Liyakatla, dürüstlükle, paylaşımla, hakedişle

İyi halle, sevgiyle, doğar devrim birlik’te


SEVMEK İSTİYORUM – Erkut Taçkın & Kaptan Teneke

Nereden geliyorum?
Nereye gidiyorum?
Neredeyim ben?
bilmek istiyorum

sevgiyi arıyorum
güzele tapıyorum
insan mıyım ben?
bilmek istiyorum

 

Kavrulmuş acılarla, eriyorum

Gözyaşında bir damla 

 

Sevmek isteyen yalnız bir deli miyim

Hiçlikte dinlenen bir küçük kum tanesi 

Aşık mıyım divane miyim, neyim ben of neyim of

 

Oooff insan mıyım ben neyim

Ooof ölü müyüm diri miyim

Ben neyim

 

(Hızlı ritm)

Acılar çekiyorum
gözyaşı döküyorum
Aşık mıyım ben?
bilmek istiyorum

Dağlara çıkıyorum
Yağmurda koşuyorum

Kollarında, dağlarında, bir saman yeli miyim

Bir tutsak, elinde, hapsinde, sefilim

 

 

GÜZEL NE GÜZEL OLMUŞSUN 

Fikret Kızılok & Kaptan Teneke

 

Güzel ne güzel olmuşsun 

Görülmeyi görülmeyi 

Siyah zülfün halkalanmış 

Örülmeyi örülmeyi 

Benim yarim bana küsmüş 

Gayrı sözü benden kesmiş 

Zülüflerin göze dökmüş 

Sevilmeyi sevilmeyi  

 

 

Yok sensiz varlığım yok

Gör gönlüm sen gör

Savruldum rüzgârda

Tutundum toprağa

Arzum bir tohum

Sen onu sula

 

Seyirtim ardından yettim 

Eğildim yüzünden öptüm 

Adın unuttum çağırmayı

Savruldum yıllar boyunca

Tutundum kökün bulunca

Sıcak yanağın tutununca

 

Serpildim bakışınla

Büyüdüm ışığında

Sensiz boş hayat boş

 

Güzel ne tatlı olmuşsun

Bilinmeyi bilinmeyi

Dudakların kara dönmüş

Öpülmeyi öpülmeyi

 

Küçük ayakların arşa çıkmış

Bal ellerin gönlüm dalmış

Ay yüzün ufka batmış

Sevilmeyi sevilmeyi

 

Görülmeyi sevilmeyi sensizlik ölümden beter bilinmeyi

Okşanmayı öpülmeyi boş bu hayat niye bu çaba sevilmeyi


ACILARIN ÇOCUKLARI

Bu coğrafyada bitmez acılar

Zalime ses çıkaramazlar

Değişmez bir şey bin yıllar geçer

Alkışlar cehaleti alıklar

 

Ah bu yalan bu talan ne zaman biter 

Ne zaman anlar ne zaman görürler

Bataklıkta boğulup gidecekler

 

Okumazlar, ilmi hiç sevmezler – lalalala – cahiller önünü görmezler

Hurafenin ağında örümcekler – lalallala -  yaşama bir tuğla eklemezler

 

Din adamı değil kargalar

Gizli servis oyuncağı itler

Riyadan, nefisten beslenirler

Ahlaktan bahsetmez bu namertler


Ah bu yalan bu talan ne zaman biter

Paraya pula secde etmişler

Kul hakkı yemekten semirmişler

 

Fakirliği övüp sarayda otururlar – lalalala – insan taklidini beceremezler.

Mazlum pozlarında semirirler – lallalala – başa geçince rezilleşirler


BİLMEM ŞU FELEĞİN BENDE NESİ VAR 

– Ruhi Su & Kaptan Teneke


Bilmem şu feleğin bende nesi var 

Her vardığım yerde yar ister benden 

Sanki benim mor sümbüllü bağım var (sanki benim mor sümbüllü bağım var)

Zemheri ayında gül ister benden (zemheri ayında gül ister benden)


Kalpler sarp bir kayaya

Tutunmuş zeytin gibi

Kökleri derinde

Canları göklerde…


Ezelden birlikte

Beraber geldik biz dünyaya of

Aynı nefesten doğunca

Elele yükseldik biz arşa of


Gör artık gönlümü sen

Doğmuştun sen orada

Havai yollarda

Labirentinde arzunun


Bir ateşin yalımında

Dalgaların köpüğünde

Zamanın evinde

Anıların pusunda


Ezelden birlikte

Beraber geldik biz dünyaya of

Aynı kökten doğunca

Elele yükseldik biz arşa of


Evlerinin önü zeytin ağacı 

Dökülmüş yaprağı kalmış siyeci

Eğer senin gönlün bende yok ise 

Sen bana kardeş de, ben sana bacı


Kalpler sarp bir kayaya

Tutunmuş zeytin gibi

Kökleri derinde

Canları göklerde…


Ezelden birlikte

Beraber geldik biz dünyaya of

Aynı nefesten doğunca

Elele yükseldik biz arşa of



19 Mart 2019 Salı

İki Karga Bir Korkuluk


İki karga üstüne küçük gelen gömleğinin kollarından samanlar fırlamış korkuluğa bakıyordu tarlanın kıyısından. 
“Hiç kımıldamaması onu bu kadar korkunç yapan,” dedi ikisinden aynı diğerine benzeyeni,  “Normal bir insan olsa canına okurduk.” 
“Doğru,” dedi arkadaşına benzeyen diğeri, “Sabır ve imanla varoluşu sindirip tüm gücünü bize saklıyor.”


8 Kasım 2018 Perşembe

Kulenin Karşısında Duran Gözler

Apple İş Başvurusu Cevap Anahtarı

“Seni buraya ne getirdi?” (Herkese sorulan ilk ve genel soru)
Kader 

8 yaşında bir çocuğa anlatıyormuş gibi modem cihazının ne işe yaradığını anlatın.
Çok uzaklaşmadıkça yakınlarına bağlanmanı sağlar

“En yakın arkadaşınız kim?”
  Bunu zaman gösterir. Demek ki en yakın arkadaşım o.

“Eğer 2 yumurtanız olsaydı ve yumurtaları kırmadan en yüksek kata çıkmak istiyorsanız, bunu nasıl yapardınız? En iyi çözüm nedir?”
Bu soruda zaman kullanımı hatası yaptınız. Bunun yumurta kırmaktan bir farkı yok. Sorunuza gelirsem, bunun bir garantisi asla olamaz, en iyisi yumurtaları yukarıya tavada taşımak.

“İlginç bir problem bulun ve bunu nasıl çözeceğinizi anlatın!”
Zaman makinesini bulmak! Çözüme emekli olana kadar manzaralı bir ofiste her gün dokuz ile beş arasında hiçbir iş yapmadan tefekkürde durarak kavuşacağımı düşünüyorum.

“Her gün dünyada kaç çocuk doğuyor?”
Bir. Hepsi aynı.

“100 adet bozuk paranız var, 10 adeti tura, 90’ı yazı şekilde masanın üzerinde. Herhangi bir şekilde göremiyor, dokunamıyorsunuz. Hepsini eşit bir şekilde ikiye ayırmalısınız. Nasıl yapardınız?”
Bakkalı ararım. Gelen çırağa, masanın üstünden paraları almasını bana bir kalıp peynir getirmesini söylerim. Gelen peyniri ikiye bölerim.

“Kendini anlat, seni ne meraklandırıyor?”
Beni buraya getiren rastlantılar zincirinde sizin hiçbir yeriniz olmamasına rağmen şimdi karşınızda size muhtaç bir şekilde durmam. Bu gerçekten çok şaşırtıcı bir şey.

“Seni işe alsaydım, ne üzerinde çalışmak isterdin?”
Zaman makinesi.

"3 kutu var. 1’inde elma, 1’inde portakal ve 1’inde hem elma hem portakal var. Kutuların etiketi de yanlış ve sen yalnızca 1’ini açıp bakarak diğerlerinin etiketini nasıl düzeltirsin?”
Kutulara sorarım. Onlarla konuşabiliyorum.

“Senaryo: 20 dakikadır bekleyen sinirli bir müşteriyle uğraşmak zorundasın. Microsoft PC almakla tehdit etmeye başladı. Problemi nasıl çözersin?” “Bu kalemi, fiyatlandır? Neye göre maliyetini belirlersin?” Ben şirkete ondan daha fazla sallarım, beraber küfür ederken rahatlar. Bir müşteriyi yirmi dakika bekletmenin izahı olamaz.

“Bir kişi bilgisayarı için ‘beton gibi’ diyor. Ne yaparsın.”
Hemen beton testine sokmayı öneririm. Kabul ederse kafasına bir beton parçasıyla vururum.

“Sen, zeki misin?”
Diğerleri biraz aptal desek daha doğru. Kendimi övmek istemem.

“Hataların neler ve bunlardan ne öğrendin?” Her insan gibi, her düşüncem her davranışım hatalı. Her şey hatalıyken doğruya ulaşılmaz. Herkes hatalarından yeni hatalar yapmanın yolunu öğrenir.

“Bir yöneticinin kararına katılmadığın oldu mu ve bu olaya nasıl yaklaştın? Bir örnek ver ve tepkilerini açıkla.”
Bu tuzak bir soru. Cevap vermeme hakkımı kullanmak istiyorum.
"Öyle bir hakkınız yok."
Bu da tuzak bir yaklaşım.

“Bir bardağa su doldurdun ve bardağı, pikabın üzerine koydun. Yavaşça hızlanmaya başladı. İlk önce ne olur?”
Herkes onun fizik yasalarıyla kenarıya doğru kaymaya başladığını düşünürken o, plağı çalamadığı için intihar edecektir.

“Hayatında gurur duyarak yaptığın bir şey söyle”
Her sabah bir şekilde umutla uyanabilmek.

Seni neden işe alalım?”
Benlik yapmayın. Kaderimde varsa elinizden gelen bir şey yok.

"Yaratıcı mısın? Yaratıcı bir şey söyle!”
Bir gün öleceksiniz.
"Bu herkesin bildiği bir gerçek."
Evet ama yeniden doğacaksınız, aynı şeyleri yaşayacaksınız ve bu gün geldiğinde ben iş görüşmesine gelmiş olmayacağım. Bunu bilmiyordunuz.

“Bir alçak gönüllülük örneği tarif et”
Bu pozisyon için üst seviyede kaliteli olmama rağmen bu görüşmeye gelmem.

"Bir müşterinin problemini çözmekten veya iyi bir deneyim yaşatmaktan daha iyi olan şey nedir?” Müşterinin olmaması...

"Geldiğiniz için teşekkürler." Daha sorular var sanıyordum.

"Biz sizi ararız..."

15 Ekim 2018 Pazartesi

HASAN RIZA DEDEM

Güneş gölgeyi yaktı, okyanus katreyi içti, gül dikeni evlat edindi, kainat zerreyi tanıyınca altına minder attı, Hasan Rıza Dede kendini bilene gönül evini açtı, kapıyı da sonuna kadar açık bıraktı... 
Ya Rıza Dede, ya Allah! 
Bu ne muziplik, nasıl bir saklambaç oyunu... Sen gitmediysen yoklukta saklanan kim? 
Ya Rıza Dede, ya Dost! 
Bu ne düzen? Ağlayan da sen, özleyen de, peki içimde yalnız başına tir tir titreyen? 
Ya Rıza Dede, ya Sevgili! 
Aynaya aşıktı o bülbül, ‘ah’ şarkısını duymak için ne diye gülistana attın? 
Ya Rıza Dede, ya Aşkın Efendisi! 
Her yanı güzel cemalinle donattın, kirli ayağımı nereye basayım da yanına varayım. 
Ya Rıza Dede, ya Hak! 
Bizleri bize bırakma diye yalvarır idik, nasıl oldu da gönlümün uzak diyarlarına kaçtın? 
Ya Hasko, ya güzel Dedem! Şu tuzaklarla dolu rüyada cennetler önüme serilse ben yine seni ararım. 
Seni ararım. 
Seni ararım... 
Bulamazsam kendimi cehenneme atarım...

11 Ekim 2018 Perşembe

9 Ekim 2018 Salı

KULE TEFRİKA

"KULE" romanımı Dedektif Dergi'den Tefrika halinde okuyabilirsiniz.

Kapanî Mehmed Efendi'nin menkıbelerinden...

Bir gün bu hakîr çocukluğumda Unkapanı'nm iç yüzünde kuyumcu dükkânlarımızda sure-i (— ) 'Biz onda (Tevrat'ta) Onların üzerine yazdık cana can [Mâide, 45] âyetini okurken Kapanî Efendi geldi. Bu âyeti duyunca "Allah Allah" dediler. Derhâl berber dükkânında Güleşciler Tekkesi Şeyhi Pehlivan Ali Halhali belirdi. Bizim dükkân önünde Giysüdâr'ı görünce bir nara atarak, "Ey dost, Şahımız Şah Ali'dir kurban olsun Şah [113a] Hüseyin'e canım, başım top eyleyüp geldim belâ meydanına, Kerbelâ Meydanı'dır meydanımız" deyip Kapanî Mehmed Efendi'ye temennâ edip el öpünce hemen Kapanî Efendi, "İnşaallah Derviş Ali bu anda arzu ve isteğine erip Kerbelâ Çölü'nün şehitleri sevabına bu Aşure gününde nail olursun" deyip elindeki çoçtura testisini Derviş Ali'nin eline verdi. Derviş Ali o şaraptan birkaç nefes çekti ve bir kere nara atarak çıplak olup berber dükkânına girince Kapanî Efendi hakîre: "İşte ve ketebnâ âyeti mahalli geldi yine tekrar oku" derken onu gördük Derviş Ali kaçarak bizim dükkânımızın önüne gelince berber dükkânından Hacı Ahadoğlu adh bir yiğit dal-bıçak gelip Derviş Ali'yi memesi üstünden vurup şehit etti. Hemen Kapanî Mehmed Efendi Derviş Ali'ye, "Kerbelâ şehâdetin buldun mu ve 'Biz onda (Tevrat'ta) onların üzerine yazdık cana can ..." [Mâide, 45] âyetine mazhar oldun mu?" deyip gitti. Hemen babam, "Bre şu Hacı Ahadoğlu'nu tutun" deyip hademelerimiz derhâl katilin yakasını toplayıp Yeniçeri Ağası Şehit Haşan Halife'ye götürdüler. Suçlu bulununca Ahadoğlu'nu da Ağakapısı'nda esâmesin çalıp zindanda katlederek çardak önünde geceleyin denize attılar. Peder Derviş Ali'yi Güleşciler Tekkesi bahçesinde gömdüler. Derviş Ali'nin okuduğu beyitlerine uygun cevaplan Kapanî Mehmed Efendi keşfedince anında çıktı. Allah bilir böyle olmuştur. 
Evliya Çelebi - İstanbul

5 Nisan 2018 Perşembe

Progressive Rock'a İlham Veren İlk Şarkı!

Orhan Kaptan

“Keşanlı Ali Destanı’nın ilk oynanışıydı. Oyunun sanatçılarıyla Orhan Kemal edebiyatçılar arasında bir futbol maçı yapalım dedik. Memet Fuat, Altunizade sahasını verdi. Biz edebiyatçılar toplanıp takımımızı kurduk. Kaptanımız Orhan Kemal olacaktı elbette. Keşanlıların kaptanı, oyunun yazarı Haldun Taner’di. Takıma bir de ‘konuk oyuncu’ almışlardı: Bedri Koraman.
 Maçın hakemi kimdi dersiniz? Halit Kıvanç!
 Maç günü Altunizade’de bayağı seyirci toplanmıştı. Semt sakinlerinin yanı sıra, ‘medya’ da tam kadro oradaydı. (Maç ertesi gün bütün gazetelerde geniş yer alacak, haftalık Ses dergisi ise bu olaya iki sayfa ayıracaktı.) Bizi destekleyenlerin ellerinde koca bir pankart vardı: ‘Yürüyün, Fazıl’ın aslanları!’ Fazıl’ın, yani Dağlarca’nın.
Ben santrfor oynuyordum. Maçın başlamasıyla birlikte ayağıma bir top geldi. Santra çizgisiyle ceza alanı arasında bir yerlerdeydim. Yaradana sığınıp şöyle bir patlattım. Olacak iş değil, top gitti, kalenin örümceğini aldı, doksana takıldı.
 Biraz sonra Keşanlılar bir gol attılar. Bunu yine benim bir golüm izledi. Arkasından, Feridun Metin frikikten Hagi’yi bile kıskandıracak nefis bir gol attı. Devreyi 3-1 önde kapattık.
 İkinci devrenin hemen başında Keşanlıların iki golü geldi. Şanslı günümdeydim anlaşılan. Bir gol daha attım. Biraz sonra da ceza alanı içinde resmen biçildim. Halit Kıvanç, penaltımızı verdi.
Çok penaltı gördüm bugüne kadar. Lefter’in, Metin’in, İstanbulsporlu İbrahim’in penaltılarını nasıl unutabilirim! Ama o gün Orhan Kemal’in attığı penaltı kadar güzelini görmedim desem, kimseye haksızlık etmiş olmam! Orhan Ağabey, kaleciyi sağa yatırıp sol köşeye gönderdi topu. Şimdi kaleciler penaltı atışlarında kendilerini bir yana atıp işi biraz da şansa bırakıyor ya, öyle değil! Usta yazar, futbolculukta da ustalığını konuşturdu, kaleciyi resmen aldattı. Hepimiz topun sağ köşeye gideceğini sandık! Maç bitti. 5-3’lük yenginin coşkusuyla, kaptanımız omuzlarımızda, sahada bir tur attık… Sonra da soluk soluğa, yerlere yığıldık!”
Ülkü Tamer

29 Mart 2018 Perşembe

Hazreti Mevlana, Ahiler ve Moğollar - Yalanlar ve Gerçekler


Bu yazı, bazı tarihçilerin ve aydınların Mevlana Celaleddin Rumi hakkında ileri sürdüğü yanlış söylemlere cevap niteliği taşımakta, Mevlevilik cenahından bakışımla bilgilendirme amacı gütmektedir.
Mevlana, tarihin gördüğü en büyük devrimcilerden biridir. O, tüm büyük veliler ve peygamberler gibi bir put kırıcıdır. Hayatı; Muhammedileşememiş din alimlerinin, mevkiye esir benlik satıcılarının, malla mülkle varlık bulan maddeperestlerin, cüzi akla esir olmuş okumuşlar taifesinin, sorgulamadan biat eden cahil kesimin putlarını kırmakla geçmiştir. Mesnevi  Kur’ân’ın aşkla tevil ve tefsiridir. Kendisine tasavvuf ehli tarafından bu yüzden Aşk Peygamberi payesi verilmiştir. Gericilerin halk üzerinde baskı kurmak amacıyla  Hazreti Muhammed'i bir kanun adamına, Kur'ân'ı da bir kanun kitabına dönüştürmeye çalıştıkları o dönemde, Hazreti Mevlana yobazlığın karşısına dikilmiş, bugün bile din adamlarının söylemeye çekindikleri hakikatleri korkusuzca dile getirmiştir. Bugün, gerici tarikatlardan nefret eden bazı demokratların, solcuların, halka aydınlık ve bilim saçan  bu büyük evliyanın karşısındaki sofu gerici tayfasının tarafında saf tutması kendileriyle çeliştikleri en dikkate şayan nokta ve aslında bir akıl tutulmasıdır.
Hazreti Mevlana çok küçükten başlayan ve sıkı bir disiplinle süren yoğun eğitimi sonrasında, dünyanın her yanından gelen  kırka yakın alimi her türlü ilimde alt ederek ‘alimlerin alimi’ anlamına gelen Mevlana ismini almıştır.  Hiç uyurken görülmeyen, her gün ayrı bir camide vaaz veren, iki yüze yakın müftü yetiştiren, her anını toplumu eğitmeye harcayan, Rum kiliselerinde Rumca rubailer okuyup onları da irşad eden, cenazesinde hristiyan, musevi, müslüman bütün toplumu birlemeyi başaran Hazreti Mevlana, hiç durmamış, çalışkanlığın üstün bir örneği olmuştur. Peygamberimizin bir ismi de Cabbar’dır. Hazreti Muhammed’e  bende olmuş Mevlana da hiç durmadan, bir deri bir kemik kalana dek çalışmış, ömrü riyazadla geçmiş, iki günde bir, bir iki lokma yemekle yaşamış, evine gelip iki tencere yemek piştiğini görür görmez karısına, ‘Evimiz Firavun evine dönmüş,’ diyerek tencerenin birini ihtiyacı olan komşulara göndertmiştir. ‘Ben yaşadıkça Hazreti Muhammed Muhtar’ın ayağının tozuyum. Eseri Kur’an-ı Kerim’in kölesiyim. Beni bunun dışında kim görürse, ben o kişilerden de, onların sözlerinden de bizarım,’ diyen Hüdâvendigâr Mevlana, Peygamberimiz gibi fakr’da yaşamış, fakirlik benim övüncümdür sözlerini kendisine şiar edinmiştir. Mürid olarak yanına genelde esnaftan kimseleri aldığı için kendisini, ilim irfan sahiplerini bırakıp avamı yüceltmekle suçlayan ulemalara, Attar ve Hallac da meslek erbablarıydılar da bunun ne eksikliğini gördüler, diyerek azarlamıştır.
“Tanrı’nın verdiği kudrete şükretmek kudretini artırır. Cebir (batıl) ise nimeti elinden çıkarır. Senin cebriliğin yolda uyumaktır, uyuma; o kapıyı, o dergahı görmedikçe uykuya dalma! Ey dikkatsiz Cebri! Sakın o meyvalı ağacın altından gayrı bir yerde uyuma. Ki rüzgar her anda dalları silkip başına çerez ve azık döksün. Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak aynı şeydir. Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et; kazan da sonra Allah’a dayan!” (Mesnevi, I/939) sözleriyle halkı çalışmaya itmiş, Muhammedi tekamülü idrak etmeyip kaderciliğe saplanan toplumu çağdaşlığa yöneltmiştir. Yani Hazreti Mevlana'nın saray eşrafıyla takılan burnu büyük halka uzak bir din adamı olarak resmedilmesi hayasızca büyük bir yalandır. O her an her türlü vesileyle, Konya'nın her yanına ulaşarak hep halkla (müslüman, hristiyan, yahudi gözetmeden)  beraber olmuş, her türlü soruya alçakgönüllülükle cevap vererek, hayatını insanları irşad etmeye adamıştır...

Bütün Pirler vahdet okyanusunda ikamet ederler. Onların amelleri, niyetleri Hak’tan ayrı değildir. Piran Efendilerimiz belki kalabalık görünürler ama hakikatte hepsi birdirler. Şems Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Üzümler gibi hepimiz bağda kalabalık görünürüz ama tavada hepimiz biriz. Sayı ortadan kalkar, pekmez oluruz.” Tasavvufun ‘Birlik’ kavramını birazcık anlayan birisi, onları birbirleriyle kıyaslamak gibi büyük bir hataya düşmez. Özellikle de çağlar boyunca tüm bilgelik yolcularını derinden etkilemiş, etkisini her geçen gün daha da arttıran ölümsüz bir veliyi. Ama aslanla kurdu da aynı kefeye koymayın.
Şöyle bir hikayeyle sözümüzü perçinleyelim: "Kalkmış biri bir kurban almış, gelmiş Cenab-ı Mevlana'nın huzuruna, selam vermiş, almış Mevlana selamını. 'Ya Hüdavendigar' demiş, 'senin sohbetinden faydalanmak istiyorum. Destur var mı, bu kurbanı tığlayalım, burda kaynasın, canlar lokma etsinler?' Cenab-ı Mevlana, kurbanı almadan evvel sormuş, 'Senin sağa sola bir borcun var mı?' 'Var' demiş. 'O kurban burda kesilmez' demiş Mevlana, 'peşin borçlarını ödemiş olsaydın, sonra buraya adağını getirseydin.' Kabul etmemiş. 'Otur' demiş, 'burda Hakk ne verdiyse yiyip içelim, muhabbeti dinlersin.' 'Yok' demiş 'madem kabul etmedin oturmam.' 'Sen bilirsin.'
Kalkmış, almış kurbanı, gelmiş Hünkar Hacı Veli Bektaş'a, aynı teklifi yapmış. Hacı Veli Bektaş fazla incelememiş, 'Tığlayın' demiş, tığlamışlar. Tığlandıktan sonra kazana atılmış. Dönmüş Hacı Veli Bektaş'a, selam olsun üzerine, 'Ya Hünkar' demiş, 'senden önce gittim Hüdavendigar Hazreti Mevlana'ya, aynı teklifte bulundum, o kabul etmedi. Sen kabul ettin.' Hemen Hünkar Hacı Veli Bektaş kendini toparlamış, 'Hüdavendigar Mevlana, bütün Evliyalar arasında en pürüzsüz bir Evliya'dır' demiş, 'zerre kadar pürüz kabul etmez.' Adam susmuş. Kalkmış Hacı Veli Bektaş'tan tekrar gelmiş Mevlana'ya, çıkmış huzuruna, 'Sen' demiş, 'kabul etmedin ama Hünkar Hacı Veli Bektaş kabul etti.' Cenab-ı Mevlana dönüp demiş, 'O öyle bir deryadır, özünü almıştır kirini atmıştır.'
Adam demiş, 'Yahu açamadım ikisinin arasını." 
Boşuna uğraşmayın, hakiki birlik yolcularının arasını kimse açamadı, açamaz.  Yedi yüz elli yıl sonra sansasyonel çıkış yapıp dikkat çekeceğim, halkı kutuplaştırıp belli kesimlerin beğenisini alacağım diye Hakk'ın nurunu göremeyen iblisin konumuna düşmeyin. Cahillerin saflarında yerinizi almayın. 
Hazreti Mevlana ve  Ahmed Yesevi'nin aşığı Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin birbirine sevgisi, saygısı çoktu. Ve bilinir ki, Hacı Bektaş Veli hakka yürümeden önce, müridlerini toplayıp onlara artık yollarının sona erdiğini, gidip Hazreti Mevlana'ya mürid olmalarını söyledi. Dergahın kapısına da büyük bir zincir çektirtti. Birisi giriş kapısından nazar ederek bu zincirleri açmadıkça orası kapalı kalacaktı. Ve sonunda, Hazreti Mevlana'nın yanında yetişmiş Balım Sultan gelerek zincirleri kırdı. Yol da işte böyle devam etti. 

Hazreti Mevlana Türklere düşmandı, söylemi de başka bir yalandır. Hazreti Mevlana Horasan Türkü'dür.  Farsça o dönem bilginler ve sanatçılar tarafından tercih edildiği ve daha şiirsel olduğu için kullanmış, oğlu Sultan Veled ise tüm eserlerini Türkçe yazmıştır. Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli ve Hazreti Mevlana Horasan evliyalarıdır.

Açık bir şekilde "Ben o Padişah değilim, tahttan inip tabuta gireyim. Ben o Padişahım ki, tahttan inip gönüllerde yer alayım,” diyen Hazreti Mevlana, canlı Kur''ân'dır. Hak'tan başka kimseden bir şey istememiş zamanın hükümdarı Alaaddin’i, nefsini kırmak için bir gün boyunca kapıda bekletip, içeri almayan, otoriteye hiçbir zaman ödün vermemiş, “hiçlikte kalan bir Veli’nin bağımsız ve özgür ruhunu ortaya koymuştur. Üstelik sultan Alaaddin ve vali Pervane’nin Hazreti Mevlana’nın müridi oldukları unutulmamalıdır. Dilenmek gibi çirkin bir söylemi bir yana koyalım, Sultanlar, emirler; fakr içinde yaşayan, dünyaya zerre metelik vermeyen bu yüce veliden hikmet alabilmek için kapısında çırpınmışlardır. Ayrıca, Hazreti Mevlana’nın, dilenciliği hoş görmediği, müridlerine kesinlikle yasakladığı da bilinmektedir. Bu anlayış yüzyıllar boyu tüm Mevleviye’de devam etmiş, dervişler Hak’tan başkasına el açmamışlardır..

Moğollar bahsine gelirsek, yayılmaları süresince toplam beş milyon civarı insanı katleden bu acımasız savaşçıların Kayseri’yi ve çevresini nasıl yakıp yıkıp yağmaladıkları, rivayete göre Anadolu’da beş yüz bine yakın insanı katlettikleri ortadadır. Peygamberler ve Veliler cemaatlerinin çobanıdır. Veli Hak’la Hak olmuş kişidir, hata yapmaz, insanlarını kazanamayacakları savaşlara sokup helak olmalarına izin vermez. Hazreti Mevlâna Moğollar’ı Konya’ya sokmamış ve daha sonra şartlı olarak girmelerine izin vermiştir, kimsenin namusuna, malına, kılına zarar gelmeyecektir, şart budur ve öyle de olmuştur. Ve bu,  Moğollar’ın ele geçirdiği yerler içinde bir ilktir. Savaşlar bazen diplomasiyle kazanılır ama bu öyle bir diplomasidir ki, şartlar tek taraflı kabul edilmiş, karşı taraf hiçbir şey alamamıştır.
Hazreti Mevlana Moğollar'la anlaştı, sözlerinin saçmalığını birazcık olsa da idrak edemiyorsunuz. Mevlana'nın sıfatı neydi ki Moğollar onunla anlaştı. Bir dergahta sohbet açan bir veliyle anlaştıkları söylemiyle onu kendi ağzınızla yüceltmiş olmuyor musunuz? Geçtikleri yerlerde insan ölülerinden küçük dağlar oluşturmuş, civar kentlerde beş yüz bin insanı yok etmiş bir Moğol gücünün onunla nasıl anlaşabileceğini söyleyin o zaman. 
Sema ile Ahi Evran’ın işle zikrini karşılaştırma komikliğine detaylı girmek istemiyorum. İlk olarak Peygamberimiz tarafından, Cafer-i Tayyar, Zeyd ve Hazreti Ali ile bir coşku anında gerçekleştirilen Sema, her zerrenin sürekli döndüğü bu alemde vecd haline geçmek için kullanılan dünyanın en etkili zikri ve Mevlevilerin baş ibadetidir. Fakat hakikatte, bir Mevlevi dervişi, çalışırken, bahçeyle uğraşırken, müzik yaparken ve her an Allah’la beraber ve zikir halinde olmalıdır. Hazreti Mevlana, ezan sesini duyunca namaza kalkmaya davranan müridlerini bu yüzden durdurup, nereye gittiklerini sormuş, huzura çıkacağız sözünü duyunca da, Siz burada Allah muhabbeti yaparken Hak’tan ayrı mıydınız, diyerek onları edebe davet etmiştir. Üstelik Hazreti Mevlana'nın katibi ve varisi Hüsameddin Çelebi'nin ahi olduğu, dönemin büyük ahi şeyhlerinin önce Hazreti Mevlana'ya ardından Sultan Veled'e bağlandıklarını, Ulu Arif Çelebi döneminde ise tüm ahi şeyhlerinin ona biat ettikleri, Mevlevi Dedelerini Kutb-ul Cihan olarak gördüklerini unutmamak gerekir. (Ariflerin Menkıbeleri gibi kaynaklarda konu detaylı bir şekilde anlatılmıştır. İsteyenler, önemli ahi şeyhlerinin gözünden, Hazreti Mevlana'nın Moğolları nasıl korkutup engellediğini bu eserlerde bulabilirler.) Tabii ki bugünkü gibi tüm pazarları cahilleri sömürme üzerine kuran bazı yobaz Ahi şeyhleri de türlü karalamayla halkı Dedelerden soğutmaya çalışmış ama bir çabuk kendi kötü nefslerinin karanlık kuyularında yok olup gitmişlerdir. Günümüzde, aydınların, İslam'ı tüm hurafelerden temizlemiş, aşk dini haline getirmiş bir abide Veli'nin tarafında değil de Emevi İslam temsilcilerin cahil karanlığı peşinde taraf alması tabi ki araştırılması gereken bir akıl tutulmasıdır.
‘Ruh karanlık içindeyse yolunu bulması için aklın aydınlığına ihtiyaç duyar, fakat ruh aydınlanmışsa kimse aklın kandilini aramaz,’ diyen Hazreti Mevlana, Hak’la Hak olana dek türlü ilmi hatmetmiş, bilginler bilgini sıfatını almıştır. Akıl, akılların aklını bulana dek usturlab işlevine sahiptir. Ondan sonra aşk gelir, akıl da yanar gider kül olur.
Hazreti Mevlana bilimin kendisidir. Yunus Emre’nin ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?’ dediği gibi Hazreti Mevlana, nefsini bilmiş, kendini bilmiş, kendinde tüm alemi ve kimyanın özünü görmüştür. Hazreti Ali’nin ‘İlim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı,’sözlerinden yola çıkarak,  tarikatın bir yol, hakikatin nokta olduğunu, o noktanın bizim gözümüz, elifin ise vücudumuz olduğunu söylemiş, elifi bırakıp noktada, yani yoklukta kalmış ve tüm ilimlerin kaynadığı yerden hakikati seyretmiştir.
Daha önce de ispatladığımız gibi Hazreti Mevlana’nın seçkinci ve havas olduğu iddiası kesinlikle yanlış olsa da bu izlenim; aklı, bilimi, evrimsel gelişimi ve estetiği şiar edinen Mevlevilerin, coğrafya, matematik, astronom gibi alanlarda bir çok büyük bilim adamı ve Osmanlı kültürünün temellerini atan sayısız besteci, şair yetiştirmelerinden, saraylarda ve medreselerde çocukların eğitimlerine yön vermelerinden doğmaktadır.
Hazreti Mevlana bir put kırıcıdır. Bir devrimcidir. Dedeliği oğlu Sultan Veled’e değil hak eden Hüsameddin Çelebi’ye vererek,  Evladiyeyi kaldırmış, Mevlevilik bu yüzdendir ki bozulmayan tek tarikat olarak kalmış, o kırmızı post mâna yoluyla her zaman gerçek ‘Efendisi’ne gitmiş ve hiç kirlenmemiştir.
Devrimcidir, Kur’ân’ı aşkla tefsir ederek, bir kanun adamına dönüştürülmek istenen Hazreti Peygamber’in miraca hangi sırla yükseldiğini ortaya koymuş, tüm dinleri ve insanları sevgi yolunda birlemiştir.
Devrimcidir. İslam’ı yüzlerce yıldır ele geçirmiş çıkarcı kötülüğe, örgütlü sömürüye isyan etmiş; sofuların, cahillerin karşısına Muhammedi İslam’ın çağdaş yüzüyle çıkmış, yobazların suratlarına bugün bile din alimlerinin dile getirmekten korktuğu hakikatleri söylemekten çekinmemiştir.
Devrimcidir. Sofu taifesinin nefret ettiği müziği baş tacı etmiş, dansı bir ibadet biçimine dönüştürmüş, baskının, zorlamanın karşısına hep güzelliklerle ve sanatla çıkmıştır.
Devrimcidir. ‘Kadın bir nurdur, sevgili değil; kadın yaratıcıdır, yaratılmış değil...’ diyerek kadını en yüce yere koymuş, her Perşembe kadınlarla bir arada sema meydanı açmıştır. 16. Yüzyılda ise torunu Divane Mehmet Hazretleri kadın erkek beraber sema meydanı açmış, kızı Güneş Bacı da posta oturmuştur.
Devrimcidir. Bir çok dini tabuyu yıkmış, şekilciliğe büyük bir savaş açıp namazda, oruçta, hacda niyete, imana ve Hazreti Muhammed’in insanlık sünnetine bakıldığını ortaya koyup, bunlar olmadan, yani kamil insan mayası olmadan tüm dini ritüellerin içinin boş olduğunu açıkça ifade etmiş,
Devrimcidir. O, elest aleminden uzakta, sahipsiz kalmış ‘insana’ zahiri dünyada müthiş bir korkaklık, siniklik, boyun eğme güdüsü veren  ‘ölüm korkusunu’ yok etmiş, cenazesini bir düğün gecesine çevirerek imanın gücünü herkese göstermiştir. Bu aynı zamanda, sadece Allah’a dayanmanın sınırsız gücü, zalime karşı ayağa kalkma görevi yüklenmiş Muhammedi devrimciye sunulan bir çeşit “Direnme” anahtarıdır.
Devrimcidir. “Din, dil, ırk, ayırdetmeden, kimsenin suçunu gözetmeden, bütün insanlık alemine sevgiyle, saygıyla bakmaya, hepsini kucaklamaya geldim,” diyerek İnsan Hakları Beyannamesi’nin temelini 1200’lü yıllarda atmış, tüm dünyada dinci, ırkçı, seçkinci düşmanlık ve nefreti elinin tersiyle itivermiştir.
Devrimcidir. 48 bin beyit yazmış, şu an yazılmışçasına çağdaşlık kokan eserlerinde günümüzün çok ötesinde bir edebi yorumla ve muhteşem alegorilerle süslediği hikayeleriyle, neredeyse her türlü stili deneyerek dünyanın en büyük yazarlarını birer taklitçi durumuna düşürecek denli ustaca bir yapıt ortaya koymuştur. Kırk kat derine inen kırk kat göğe yücelen mânâ içinde mânâ bir eserdir.
Örgütçüdür. Tüm dünyayı sevgi felsefesinde ve aşkta birlemiş, her sene dört bir yandan sevenleri Konya’da ziyaretine gelmekte, Mesnevi ve Rubaileri her dile çevrilerek ilim arayışındaki insanları birlik yolunda beraberliğe ulaştırmaktadır.  Mevlevi anlayışı idrak eden her ırktan insan her gün şefkat ve merhamette güneş gibi, cömertlikte akarsu gibi, başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi, hiddet ve asabiyette ölü gibi, tevazu ve muhafiyette toprak gibi, hoşgörüde deniz gibi, davranmaya çalışarak, tevhid anlayışını duruşlarıyla topluma yaymaktadır.
Devrimci ideolojinin kalıcılığı ve yeniliklere açık olması da önemlidir. Yüzlerce tasavvufi kol, çağa ayak uyduramayıp tarih sahnesinden silinmiş ya da manevi işlevlerini yitirip ticarethaneye dönüşmüşken, Mevlevilik pırıl pırıl ve yepyeni parlamakta, bilgelik arayışındaki insanlara mütevazi bir dergahtan ışık olmaktadır.

Evet. İslam’ın Anadolu topraklarında sekiz yüz yıl önce güncellendiği ve Ehl-i beyt zamanlarındaki rahmet dolu ruhuna  geri döndüğü doğrudur. Bunun mimarları da Horasan velileri Ahmet Yesevi, Hünkar Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve insan olabilme sanatını en yüksek mertebeye eriştiren Hazreti Mevlana’dır. Selam olsun üzerlerine!

21 Temmuz 2017 Cuma

İşsizlik Sorumluluğunun Bireye Yüklenmesi

Vatandaşlarının vergileriyle finanse olan ve onların yönetme erkini onlar adına kullanan devlet ve siyasi irade, bu çıkmaz karşısında “işsizliği” bireye indirgeyerek onu bir kamu sorunu olmaktan çıkarmakta; “sürüden ayrılmayı beceremeyenlerin kişisel sorunu” olarak görmeyi yeğlemektedir. Hâl böyle olunca devletler şirketleşmiş, şirketler devletleşmiştir; insanların işsizliği, açlığı, faturalarını ödeyememeleri, üşümeleri ya da hastalanmaları önemini kaybetmiştir.


Ben bir müşteri, bir alıcı ya da hizmet kullanıcı değilim, 
Ben bir kaytarıcı, bir beleşçi, bir dilenci ya da bir hırsız değilim, 
Ben bir sosyal güvenlik numarası ya da ekranda yanıp sönen bir ışık değilim, 
Faturalarımı, vergilerimi zamanında ve son kuruşuna kadar ödedim ve bununla da gurur duyuyorum, 
Kimseye boyun eğmem, ama elimden gelirse komşumun gözünün içine bakarak ona yardım ederim. 
Sadaka istemiyorum ve kabul de etmiyorum. Benim adım Daniel Blake, 
Ben bir insanım, bir köpek değilim. Bu sıfatla haklarımı talep ediyorum. 
 Benim adım Daniel Blake, bir vatandaşım, ne bir eksik ne de bir fazlası…

23 Haziran 2017 Cuma

Harese

Arabistan çöllerinde develerin çok sevdiği bir diken türü vardır. Deve bu dikeni bulduğu zaman büyük bir iştahla yemeye koyulur ama dikenler dilini ve damağını keser, kanatır. Fakat esasen devenin sevdiği kendi tuzlu kanının tadıdır. Kanadıkça daha çok yer ve kan kaybından ölmemesi için binicisinin onu durdurması gerekir. Arapçada bu olaya "Harese" denir. hırs, ihtiras ve muhteris de bu kelimeden türemiştir.