14 Temmuz 2010 Çarşamba
Minimalist İtaat Sistemi
Elindekileri gözden geçir, önem sıralaması yap, yarısını at. Derin bir nefes al, tekrar bak çevrene, daha az sevdiklerini geride bırak. Düşüncelerine de uygula aynı şeyi. Sevgine, bunalımına, nefretine, usancına... Korkuyu, çıkarları, yaşamsal kuralları işine karıştırma. Teke, biriciğe, yansımana ulaşana kadar devam et. Ve her gün kalk onu düşün, onu yap, onu sev, onu okşa, onu geliştir, onu büyüt… Bırak o versin kararları…
9 Temmuz 2010 Cuma
Tarihe Tanıklık
Jaime Escalante. Bolivya doğumlu Amerikalı aritmetik öğretmeni. Yüzbinlerce benzeri varmış gibi görünürken ünlü olmasının, hayatının filme çekilmesinin nedeni, Garfiel Yüksek Okulu gibi sorunlu öğrencilere sahip ve hiçbir başarıya imza atmamış bir liseden 1981 yılından başlayarak her sene 14-15 ulusal aritmetik şampiyonu çıkarması...
Tarihe Tanıklık
Bugüne kadar yapılmış olan en büyük hava taşıtı, ismini 1925-1934 yılları arasında Almanya başbakanlığı yapmış olan Paul von Hindenburg'dan alan LZ 129 Hindenburg, New Jersey'in alacakaranlığında yanarken... Küresel sermaye birbirini yoklama atışlarına başlamış da denebilir. Sabotaj olduğu su götürmez, 36 kişinin hayatına mal olmuş bu garip tarihi cilvenin yaklaşan savaşın habercisi olmadığını kim söyleyebilir.

6 Mayıs 1937

6 Mayıs 1937
Gerçek Ad
Sen olan bu şatoya çöl diyeceğim,
Bu sese gece,yüzüne yokluk,
Ve sen bu kısır yeryüzüne düştüğünde
Hiçlik diyeceğim seni taşıyan şimşeğe.
Sevdiğin bir ülkedir ölmek. Geliyorum,
Ama hep karanlık yolların boyunca.
Yok ediyorum biçimini, istediğini ve belleğini,
Acıma bilmeyen düşmanınım ben senin.
Savaş diyeceğim sana ve savaşın
Gözüpekliğiyle davranacağım
Ve ellerime alacağım karanlık, delik deşik yüzünü,
Kalbime, fırtınanın aydınlattığı bu ülkeyi.
Bu koyu ışığın görünebilmesi için
Geceyle sarsılan dövülmüş bir toprak gerek.
Karanlık bir korudan gelir alevlerin coşkusu.
Sözlere bile bir öz gerek,
Bütün türkülerden öte bir kıyı.
Yaşayabilmen için ölümü aşmak gerek,
Akıtılmış kandır en arı varlık.
Yves BONNEFOY
(Cevat Çapan çevirisi)
Bu sese gece,yüzüne yokluk,
Ve sen bu kısır yeryüzüne düştüğünde
Hiçlik diyeceğim seni taşıyan şimşeğe.
Sevdiğin bir ülkedir ölmek. Geliyorum,
Ama hep karanlık yolların boyunca.
Yok ediyorum biçimini, istediğini ve belleğini,
Acıma bilmeyen düşmanınım ben senin.
Savaş diyeceğim sana ve savaşın
Gözüpekliğiyle davranacağım
Ve ellerime alacağım karanlık, delik deşik yüzünü,
Kalbime, fırtınanın aydınlattığı bu ülkeyi.
Bu koyu ışığın görünebilmesi için
Geceyle sarsılan dövülmüş bir toprak gerek.
Karanlık bir korudan gelir alevlerin coşkusu.
Sözlere bile bir öz gerek,
Bütün türkülerden öte bir kıyı.
Yaşayabilmen için ölümü aşmak gerek,
Akıtılmış kandır en arı varlık.
Yves BONNEFOY
(Cevat Çapan çevirisi)
Bir Ses
İhtiyarlıyorduk, o bir dolu yaprak bense pınar,
O az güneş bense derinlik,
O ölüm bense yaşama bilgeliği.
İstiyordum ki zaman alaycı olmayan gülüşüyle
Fauna yüzünü göstere karanlıkta,
Karanlığı taşıyan rüzgâr ese
Ve kuytu pınarda sarmaşığın içtiği
Derin suyu bulandırmak ola ölüm.
Seviyordum, ayaktaydım ölümsüz düşte.
Yves BONNEFOY
(Oktay Rifat çevirisi)
O az güneş bense derinlik,
O ölüm bense yaşama bilgeliği.
İstiyordum ki zaman alaycı olmayan gülüşüyle
Fauna yüzünü göstere karanlıkta,
Karanlığı taşıyan rüzgâr ese
Ve kuytu pınarda sarmaşığın içtiği
Derin suyu bulandırmak ola ölüm.
Seviyordum, ayaktaydım ölümsüz düşte.
Yves BONNEFOY
(Oktay Rifat çevirisi)
Birden
Sessiz gece. Sessiz. Ve sen vazgeçtin
beklemekten. Nerdeyse dingindi her yer.
Birden, orada olmayan kişinin o canlı
dokunuşunu duydun yüzünde. Gelecek.
Sonra kendi kendine çarpan pancurların sesi.
İşte rüzgâr da çıktı. Ve biraz ötede,
kendi sesinde boğuluyordu deniz.
Yannis Ritsos
(Cevat Çapan çevirisi)
beklemekten. Nerdeyse dingindi her yer.
Birden, orada olmayan kişinin o canlı
dokunuşunu duydun yüzünde. Gelecek.
Sonra kendi kendine çarpan pancurların sesi.
İşte rüzgâr da çıktı. Ve biraz ötede,
kendi sesinde boğuluyordu deniz.
Yannis Ritsos
(Cevat Çapan çevirisi)
8 Temmuz 2010 Perşembe
Çanlar Kimin İçin Çalıyor?

"Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaran...ın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor."
(Çanlar Kimin İçin Çalıyor)
Ernest Hemingway
Vampir Trendleri ve Sermaye

(Ergin Yıldızoğlu'nun Canavar Dracula'dan "İyi Çocuk" Edward'a yazısından...)
....
SERMAYE ve VAMPİR
Stoker'ın Dracula'sı üzerine yapılmış en ilginç çözümlemenin Franco Moretti'nin New Left Review'nin 136. sayısında (1982) yayımlanan "Korkunun Diyalektiği" denemesi olduğunu düşünürüm. Moretti, Dracula'nın canlı olmadığına ama ölü de olmadığına dikkat çeker: Dracula "ölü olmayan" dır (undead). O insanların yaşam enerjisini taşıyan sıvıyla beslenerek "ölü olmamaya" devam edebilir. Vampir, enerjisini emerek "ölü olmayana" dönüştürdüğü insanları kendi iradesi altına alır.
Moretti, Vampir'in bu özelliğinin, ölü emek olan sermayenin, canlı emeği emerek var olmaya devam etmesine benzediğine dikkat çeker. Sermayenin var olmaya devam edebilmek için de işçiyi her zaman kendi denetimi, iradesi altında tutması gerekir. Dahası, Dracula, sermaye gibi, insan toplumunun hiçbir kuralına, yasasına uymak durumunda değildir. Sermaye, canlı emekle karşılaşmak için ve karşılaşmaya devam ettikçe hiçbir engel, kural tanımak istemez. Lacan'ın arzularını tatmin etmeye gelince, hiçbir kural tanımayan "müstehcen babası" gibidir...
Diğer taraftan, şatosunun mahzeni tüm ülkelerden gelmiş altın sikkelerle dolu olan Kont Drakula, nakit (bir toprağa, vatana bağlı kalması gerekmeyen) sermayeyi temsil eder. Zaten sermaye de canlı emekle nakit biçimde, ücret olarak, tüketiciyle de kredi biçiminde karşılaşmaz mı?
Bu çok kısa özete eklemek istediğim bir diğer nokta da Stoker'ın romanının gerilemekte olan İngiliz İmparatorluğu'nun, yükselmekte olan ABD kapitalizmi karşısındaki endişelerine ilişkin, servetinin kaynağı belirsiz, vampir olma olasılığı yüksek, Teksaslı Quincy P. Morris'ın kimliğinde ifadesini bulan bir boyut da var.
Darcula'yı düşünürken kitabın, 1897'de, 1873 birinci büyük bunalımın ardından başlayan hızlı finansallaşma, sömürgeler üzerinde, giderek kızışan emperyalist rekabet ortamından yayımlandığını anımsamak da yararlı olacaktır.
YENİ VAMPİR ve SÜPER EGOSU
Dracula'nın arzularına sınır koyan, "yapamazsın, yasak" diyen bir iç sesi, bir süper egosu yoktur. Edward'ın ise çok güçlü bir süper egosu olduğunu görüyoruz. Edward, doğasına en temel dürtüsüne, insan kanı içmeye direnir. Aşık olduğu kızı, ona sahip olmadana sever. Bu açıdan Edward'ın artık finans kapital metaforuna uymayana bir vampir olduğunu söyleyebilir miyiz? Ama Edward sürekli kriz içindedir. Edward aşkını, madddesini bulamayan uyuşturucu bağımlısı gibi yaşar; her an perhizini bozabilir, "relaps" edebilir. Tıpkı mali sermayenin şu günlerde, tüm şimşekleri üzerine çekmemek için, kurallara uymayı kabul etmeye çabalaması gibi. Sermaye, genel krizi içinde "undead" kalabilmek için, besleneme alışkanlıklarını (sınırsız spekülasyon, genişleme) değiştirmeye, belli denetimleri kabul etmeye hazır görünmüyor mu?
Vampir'in Dracula'dan, Edward'a evrimi, bir başka açıdan da mali sermayenin "kredi krizini" düşündürdü bana. Kredi krizinden önce, mali sermaye herkese bolca kredi dağıtıyor, borç kıskacına alacak kurban arıyordu. Kredi krizinden sonra, bu kez tüketici kredi bulamaz hale geldi; mali sermey "arzu nesnesi oldu" Ama Bella ne kadar isterse istsin, Edward onu "öpmeyi" bile göze almıyor, ya batarsa diye kredi vermekten kaçınan bankalar gibi.
Vampir filmlerinin bu kadar ilgi çekmesinin bir nedeninin de kahramanlarının "cool", isyancı, topluma uyumsuz olmalarına, böylece gençliğin farklı olma, isyan etme refleksini ifade etmelerine bağlayanlar da var. Edward 108 yaşında (deneyim, hafıza olağanüstü) ama hala liseye gidiyor, 15 yaşındaki kıza "aşık" oluyor, ama cinsel ilişkiden kaçınıyor, çok güçlü, çok güzel. Ama gerçekte, Edward uyumsuz, isyancı filan değil, aksine toplumun (kapitalist) tüm kurallarına uyuyor... Post modernizmin tipik bireyi bu "cool" vampirler: tüm kurallara isyan edebilirsin, sermayenin kuraslarını kabul ettiğin sürece....
7 Temmuz 2010 Çarşamba
Tarihe Tanıklık
Yol Gösteren
Yalancılarımı
geçmişimde bir odaya doldurdum
dört yanı acı filtresi
tavanı ne diyeceğini unutmuş bir ağzın karanlığı
kapısı güzele takılmış gözün bir anlık körlüğü
deliklerini, kusurlarını, soluklarını tıkadım
ellerine küçük saksılar tutuşturdum
ve bekledim…
Oksijensiz ortamda
sadece utanarak
bir tek yokluğu dinleyerek
gerçeği yetiştirebilenleri bekledim.
Saldım gitsinler sonra.
Yürüsün dursunlar önümde
sanki adımları onları nereye taşıyor, biliyorlarmış gibi…
geçmişimde bir odaya doldurdum
dört yanı acı filtresi
tavanı ne diyeceğini unutmuş bir ağzın karanlığı
kapısı güzele takılmış gözün bir anlık körlüğü
deliklerini, kusurlarını, soluklarını tıkadım
ellerine küçük saksılar tutuşturdum
ve bekledim…
Oksijensiz ortamda
sadece utanarak
bir tek yokluğu dinleyerek
gerçeği yetiştirebilenleri bekledim.
Saldım gitsinler sonra.
Yürüsün dursunlar önümde
sanki adımları onları nereye taşıyor, biliyorlarmış gibi…
6 Temmuz 2010 Salı
Tarihe Tanıklık


3 Kasım 1957 - Astronot köpek Laika Sputnik 2'de oturmuş çayın pişmesini bekliyor. Herkesin bildiği gibi, uzaylılar bir dünyalıyı bulup tüm gizemleri öğretmek istiyorlardı, karşılarına çıkan Laika oldu. Onlar insanoğlunu, insanoğlunun kendisini önemsediği gibi önemsemedikleri için bu farkı takmadılar. Laika ise böylece bilgili ve delirmiş bir köpek olarak, ısı filtresi olmayan kapsülde yanarak öldü. Son sözlerini duyan yer ekibi yıllarca psikolojik tedavi görmek zorunda kalacaktı. Konuşması bir yana, esas sözlerinin içeriği ilginçti: "Onları koşulsuzca seven köpeklerini siktiriboktan bir uzay yarışı için ölüme gönderen bu yarım akıllı ırka tek bir şey söyleyebilirim: "Sonunda siz de köpekleşeceksiniz! Bu kaçınılmaz."" Dediği gibi de oldu.
Bedri Rahmi Eyüboğlu / Marifet
...
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada.
Ama biçimine getirip ezerlerse;
Güzel kokmak,...
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
İsâ misali,
Yunus misali,
Tonguç misali,
Nâzım misali...
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada.
Ama biçimine getirip ezerlerse;
Güzel kokmak,...
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
İsâ misali,
Yunus misali,
Tonguç misali,
Nâzım misali...
Tarihe Tanıklık
İki Kere İki
"Yaşıyorum
Öyleyse
Kullanılıyorum"
Tek ayak üstünde dururken, bunları tahtaya bir milyon kere yazmanızı istiyorum. Kullanılmaya alışık olduğunuz için bu size koymayacaktır...
Öyleyse
Kullanılıyorum"
Tek ayak üstünde dururken, bunları tahtaya bir milyon kere yazmanızı istiyorum. Kullanılmaya alışık olduğunuz için bu size koymayacaktır...
Hangi Güney Afrika Hangi Kupa?

Ortalama yaşam süresi 49 yıl. Çocuklarda ölüm oranı yüzde 45, işsizlik oranıysa yüzde 27. Halkın yaklaşık üçte biri günde iki dolardan az parayla yaşıyor. Güvenlik sorunu had safhada. Yılda ortalama 19 bin cinayet. 50 bin kadına tecavüz... 15-45 yaş grubunun yüzde yirmisi AİDS'li. Nüfusun yüzde ondan azını oluşturan beyazlar, apartheid'ın ortadan kaldırılmasından neredeyse yirmi yıl sonra, hâlâ ülkedeki tarım topraklarının yüzde seksenine sahip.Dünya Kupası mı? Fifa'ya 3.3 milyar dolar kâr getirecek olan turnuvadan geriye Güney Afrika'da hiçbir işe yaramayacak 27 tane futbol sahası kalacak. FIFA ve Batı ise kupayı Afrika'da düzenledikleri için yücegönüllük madalyasıyla onurlandırılacak, tüm Avrupa bir yıl daha vicdanları rahat mışıl mışıl uyuyacak. Ne mutlu bize!
(Bilgiler Bir + Bir Dergisi'nden derlenmiştir.)
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Tarihe Tanıklık
4 Temmuz 2010 Pazar
3 Temmuz 2010 Cumartesi
Mantığa Çağrı
Yok büyümeymiş, yok piyasalarmış, yok yatırımcılar için cennetmiş... Açlık sınırı 880 asgari ücret 550. Daha neyi konuşuyorsunuz?
2 Temmuz 2010 Cuma
Pahalıya Mal Olmanın Erdemi
Felsefeyi tehlikeli hale getireceğiz, felsefi bilgiyi değiştireceğiz, yaşam için tehlikeli olan felsefeyi öğreteceğiz: Yaşama bundan daha iyi nasıl hizmet edebiliriz?
Bir fikir insanlığa ne kadar pahalıya malolursa, o kadar değerlidir.
"Tanrı", "Vatan", "Özgürlük" fikirleri için kendini kurban etmekten çekinmiyorsa, tüm tarih bu tür kurban etmeleri çevreleyen dumandan ibaretse, "Tanrı", "Vatan", "Özgürlük" gibi popüler kavramlar karşısında "felsefe" kavramının üstünlüğü, felsefenin onlardan daha pahalıya mal olması, onlarınkinden daha büyük kıyımları gerektirmesi dışında nasıl kanıtlanabilir?
Friedrich Nietszche
Bir fikir insanlığa ne kadar pahalıya malolursa, o kadar değerlidir.
"Tanrı", "Vatan", "Özgürlük" fikirleri için kendini kurban etmekten çekinmiyorsa, tüm tarih bu tür kurban etmeleri çevreleyen dumandan ibaretse, "Tanrı", "Vatan", "Özgürlük" gibi popüler kavramlar karşısında "felsefe" kavramının üstünlüğü, felsefenin onlardan daha pahalıya mal olması, onlarınkinden daha büyük kıyımları gerektirmesi dışında nasıl kanıtlanabilir?
Friedrich Nietszche
Gerçeklik ve İllüzyon
"...Gerçeklik, insanların yine kolektif bir şekilde ürettikleri bir 'illüzyon'dur..." Oğuz Adanır
(Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler'den...)
(Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler'den...)
1 Temmuz 2010 Perşembe
Fotoğraf Seçkisi

Carwash - Angela Bacon

Love Without Hope - Angela Bacon

The Village - Fulvio Pellegrini

Cows - Vlad Dumitrescu

Technopolis - Matjaz Carter

November - Codrin Lupei

Lazy Breaths 3 - Codrin Lupei

Energy - David Orias

Danger On The Horizon - Bob Cross

Bicycle in the water - Rahmat Mulyono

Hippolyte

The Icy Corner - Piet Flour
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















