edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2007 Salı

FossurGama Sunar: O Nereye Gitsin Problemi

Aklında bir tortu gibi kalan şey fren sesleriydi. Bir de sarsıntılara kapılmış bir yol görüntüsü. Açıldı gözleri. Üstüne başına baktı şaşkınlıkla, az önce bir kaza yaptığını hatırlayarak. Ama yoktu bir şeyi. Bir çizik bile, ya da leke. Uçup gitmiş miydi arabadan? Ama öyleyse? Bakındı ve ileride yamulmuş arabayı görünce koşturdu oraya bir an bile beklemeden. Ve birden durdu, hayret göğsüne sıkı bir darbe oturtmuş gibi. Arabanın içindeydi hala. Sıkışmıştı ve kan sızıyordu, hem ağzından hem boylu boyunca açılmış alnından.

Gözleri açıldı tekrar... Şimdi arabadaydı ve her yeri kan ve benzin kokusuyla sarılmıştı. Hemen ileriye baktı rüyasında gördüğü şeyi aranarak. Ve buldu! Oradaydı işte. Kendisi. Ya da ruhu. Hemen arkasında da bir kız vardı. Sapsarı saçlarıyla bembeyaz giysilere bürünmüş.

“Gel,” dedi yalvarırcasına. Elini kaldırmaya çalıştı ama beceremedi.

Baktı ruhu kocaman gözlerle. Ve arkasından “Hayır, buraya gelmelisin,” lafını duyunca irkilerek döndü kıza.

“Hayır,” dedi neler olduğunu anlayan yaralı telaşla. Ölecekti o giderse. “Buraya gel. Daha önümüzde uzun bir yaşam var. İyileşicez!”

Gözleri kısıldı ruhunun.

“Bana gel,” dedi kız harikulade bir sesle. “Senin için gelecek benim yanım.”

“Noolursun, yalvarırım, gel buraya,” dedi yaralı.

“Bana bak,” dedi kız.

Ruhu döndü hemen ve orada, sarışın kızın eteğini sıyırıp bembeyaz bacaklarının parıltılarını ortaya serdiğini gördü. Ve dilini... Dudaklarını şuh bir şekilde yalayıp “Geel!” dedi sanki lezzetli bir dondurmaya üflüyormuş gibi.

“Lütfen,” dedi yaralı bir kez daha, zar zor. Gözlerini açık tutmaya çalışırken de ekledi. “Buraya gel!”

Ama bir an bile düşünmedi ruhu. Koşturup sarıldı kıza ve onlar, ruhunun bir eli meleğin (afedersiniz ama) kıçında, diğer eli göğse yapışmış, ortadan kaybolur kaybolmaz da şehadet getirerek kapattı gözlerini, dünyanın güzelliklerine....

6 Aralık 2007 Perşembe

FossurGama Sunar: Bara Giriş

Barın önüne neşe içinde gelir Ahmet’le Serpil. Kapıdan geçmek üzere hamle yaparlar ama pat diye dikilir önlerine bodyguard. “Hoop hoop!” der ciddi bir yüzle. “Damsız girmek yasak.” Şaşkınlık içinde birbirine bakar çift. Sonra yine takoza benzeyen kalın, kel herife dönerler. “Yanımda kız var işte,” der Ahmet hafif titrek bir şekilde. “Olsun,” der bodyguard. “O senin sevgilin değil ki.” Kıza bakar Ahmet ve “Sevgilim tabi, Allah Allaah!” der. Serpil de onaylar onu kafasıyla. “Öpüşün o zaman,” der bodyguard. “Ama öyle şap şup değil, dilini ağzına sokacaksın bayanın.” Aaa, saçmalama ayol, gibisinden karşı çıkışlar gelir ama nuh der peygamber demez herif. “Öpüşeceksiniz, yoksa almam içeri,” diye inat eder kolları önünde kavuşmuş. Bakar Ahmet büyük bir umutla ama “Aaa, hayır Ahmet, şuraya girecez diye izin veremem buna,” der hafif sinirli. “Saçmalama.” “Gördünüz mü bak,” der Bodyguard bir yalanı ortaya çıkarmaktan memnun. “Ama sen girebilirsin,” diye de ekler kıza içeriyi göstererek.

FossurGama Sunar: Fatura

Aval aval bakmaktadır Selami bey elindeki faturaya. İsim ona aittir, evet dini bütün bir adamdır, ama bu da nedir ki yaa? Tam üç bin yedi yüz seksen YTL borcu çıkarılmıştır, Diyanet İşleri tarafından, sohbetleri sırasında bir yıl boyunca tam 23.732 kere Allah ismini kullandığı sebebiyle...

FossurGama Sunar: İntikam Bokuna

Çılgın gözlerle ilerler Mehtap. Orada, bir kızın yanında dikilen uzunca çocuğa dikilmiştir bakışları. Yanına varır titreyen dudaklarıyla ve omuzundan tutup çevirdiği gibi elindeki kezzabı suratına boca eder. Acıyla haykırırken yüzünü kapatmaya çalışır herif elleriyle, bir çığlık patlatır yanındaki kız ve bakar Mehtap mal gibi, mosmor. “Özür dilerim,” der sonra. “Seni Mahmut’a benzettim.”

3 Aralık 2007 Pazartesi

FossurGama Sunar – Ergenlik Gözyaşları

Kız, camın önünde bir iskemleye oturmuş hüngür hüngür ağlamaktadır. Annesi odaya girer. Ne olup bittiğini sormadan, sakin bir şekilde ilerler ve kızının önündeki dolu kovayı alıp boş kovayı koyarak odadan dışarı çıkar.

FossurGama Sunar: Saçlı Başlı

Adam bürodan içeriye hışımla girmekle kalmaz, sekreteri aşıp ilgili kişinin odasına da haşırt diye dalar ve “Bu ne beyefendi, bu ne?” diye bağırır başını göstererek. Bakar otuz günde saç çıkaracağını iddia eden kuruluşun ilgili kişisi. Pişkince sırıtır ve sevinerek ayağa kalkar. “Ooo, çıkmış işte saçınız.” Bu sefer kafasına vurur adam çat çat ve yine böğürür, kıvır kıvır ince telleri işaret ederek. “Etek kılı bunlar efendi etek kılı, ne saçı...”

FossurGama Sunar: Sınav Zamanı

Orta öğrenim seçme sınavındayız. Kapılar kapanır. Gözlemci kağıtları dağıtır, tahtaya çıkar, sınavın şu saatte başladığını ve şu saatte biteceğini söyler ve bu lafların ardından diğer öğretmen kürsünün altına eğilip bir şeyleri kurcalar. Kalktığında iki elinin üstüne yerleştirdiği; içi su, kalemtraş, şeker, alaska frigo gibi şeylerle dolu bir tabla vardır. Sıraların arasında bağırarak dolaşıp mallarını satar.

24 Kasım 2007 Cumartesi

FossurGama Sunar: Canlandırma – Piknik.

Üç dört aile pikniğe gelir. Neşelidirler. Arabalardan iner, bazıları göbek atarken yürürler, açılır kapanır masaları, kumanyaları taşır, güzelce, dereye bakan yeşillik bir yere yerleşirler. İçkiler, yemekler birer birer konur yer masasına ve birden Mustafa bey sorar. “Tuzluk nerde be?” Karısına bakmaktadır ters ters. O ise yere, herkes de birbirine bakar aynı anda. Bir sürü kafadan “Siz getirmediniz mi?” lafı çıkar ve hep beraber tekrardan arabalara doluşup giderler oradan.

22 Kasım 2007 Perşembe

FossurGama Haberler

Sahtekar İmam Yakalandı

Gülhane’de cemaatini hipnotize edip kendi özel işlerinde kullanan A.Ö. isimli imam yakalandı. Gece geç vakit hala eve gelmeyen eşi Dursun K.’yı arayan Ayşe K. kocasını imam efendinin bahçesinde halıları yıkarken bulunca ve yanında, aslında aleme pek düşkün olan on beş kadar kişiyi çamaşırları çitilerken ve bahçeyi çapalarken görünce şüphelendi. İçeriye giren Ayşe hanım iki erkeğin de yemek işine giriştiğine ve Ayı Celal diye bilinen kasabın ise imamın ayaklarını yıkadığını görünce durumu polise intikal ettirdi. İmam A. Ö., komiseri ve polisleri de hipnoz edip kaçsa daİpsala sınırını geçerken, hipnozdan falan anlamayan ve üstleri tarafından kendisinde biraz zeka geriliği olduğu belirtilen Ağrılı Mehmet er tarafından vurularak yargıya teslim edildi.

FGH-Gülhane

Üretim Çifliği

Trabzon’da balina üretim çiftliği kuruldu. Şimdilik biri dişi biri erkek iki balinayla üretime başlayan Kabak Çekirdeği adlı şirketin yönetim kurulu üyesi Tahsin Selim gelecekten ümitli olduklarını, bu iki balinanın sayısının çok yakında yüzleri, binleri bulacağını söyledi. Bu arada balinaların küçük havuzlarda gerek duyulmaz diye kuyruk ve yüzgeç bölümlerinin şimdiden kesilip satıldığı ve yem olarak da plankton yerine gübre verildiği saptandı.

FGH- Trabzon

Elmasın Değersizi

Geçenlerde Ümraniye çöplüğünde, neredeyse topkapı elması kadar değerli bir mücevher bulunmuş, sahibinin bu değerli parçayı nasıl olup da çöpe attığı anlaşılamamıştı. Aradan geçen bir haftada devlet yetkilileri mücevherin gerçekten de iğrenç koktuğunu ve ne kadar değerli olursa olsun işe yaramayacağını söyleyerek tekrar çöplüğe bıraktılar.

FGH- İstanbul

Maymun Selami Bunalımda

Hayvanat Bahçesi’nin sevgilisi Selami adındaki maymun bunalıma girdi. Salı günü, bir maganda tarafından elle tacize uğrayan Selami’nin sadece kıçını duvarlara vererek yürüyebildiği ve yemeden içmeden kesildiği belirtildi. Bazı görgü tanıkları, Selami’nin arka kılları dökülünce götünün kabak gibi ortaya çıkmasının bu edepsizlikte önemli rol oynadığını öne sürdüler. Bu konuşmaları yapan arkadaşların ellerinde biralarla orada muhabbete durduğu da gözlerden kaçmadı.

FGH- İstanbul

Yeni Kanal

Sonunda ülkemizde de medya alanında dünyayı sallayacak önemli bir oluşuma imza atıldı. Ağır çekim kanalı. Her türlü programın ağır çekimlerle sunulduğu Molla kanalını izleyenler, artık hiçbir sahneyi kaçırmadıkları için çok mutlu olduklarını söyleyip, keşke tekrar çekim kanalı da kurulsa, ağır çekim kanalında sevdikleri bazı sahneleri orada bir kez daha seyredebilseler, diye de yorum yaptılar.

FGH- İstanbul

Şöförlerin Çilesi

Tehlikeli durumlarda şöförün düğmeye basarak kendisini otobüs dışına fırlattığı sistemin, düğme yerleri yanlış belirlenince kötü niyetli yolcular tarafından gerekli gereksiz kullanılarak suyu çıkarıldı. İlk haftada, toplam otuz yedi şöför hastaneye düşünce İstanbul Belediyesi, otobüsleri duraklara çekip sistemi devre dışı bırakmayı daha uygun gördüğünü açıkladı.

FGH- İstanbul

21 Kasım 2007 Çarşamba

FossurGama Sunar: Sesli Çocuk Kitapları

Tesiste dolaşıyorlar yirmi yaşlarında, yakışıklı, bebek yüzlü bir tiple sarışın, ufak boylu, oldukça cilveli kız arkadaşı. Kitap bölümünde, çocuk reyonunda duruyorlar ve bir zamandır ilgi çekmek, ne kadar çılgın olduğunu göstermek için her türlü numarayı deneyen delikanlının yüzü altın bulmuşçasına büyük bir sevinç ışığıyla kaplanıyor. Elini uzatıp sesli kitapların butonuna basıyor ve sanki, kapağında hortumunu havaya kaldırmış koca filin, küçücük hoparlörden cızırtılarla çıkıyor sesi. Sonra bir daha basıyor. Bir daha. Ve o bunu yaptıkça, kız kıkırdayıp duruyor, bir yandan eli ağzında, utanıyormuş gibi çevreye bakınarak. Kasiyer öfleyerek kafasını sallıyor. Ama durmuyor delikanlı. Bir daha, bir daha. O sırada kitaptan çıkan ses artıyor sanki. Birkaç kez daha basıyor ve duruyor tip kulak kabartarak. Ve işte, o anda, marketin kapısını kırıp içeri dalıyor kocaman bir fil. Böğürtülerle, yeri gümbür gümbür sallayarak önündeki insanları hortumuyla savurup koşturuyor. Öylece kalıyorlar delikanlıyla kız yerlerinde, gözleri kocaman, külotları çiş ve pislikle dolu. Geldiğini görüyorlar ama yapacakları bir şey yok. “Annecim,” diyor sadece kız ve o sırada cork, diye eziveriyor onu kocaman bir ayak. Koşturup gidiyor fil ve duvarı yıkarak yok oluyor. Her tarafta bağrışan, inleyen insanlar. Çoğu ezilmiş. Delikanlı dönüp, yıkılmış duvara bakıyor ve zombi gibi çıkışa ilerlerken saçları ağırdan beyazlaşmaya başlıyor.

FossurGama Sunar: Bir Kaza

Araba ters dönmüş, her yan kırık camlarla dolu. Bir cant eğri büğrü yuvarlanıp gitmiş yolun ortasına. Arka kaportadan pis bir duman süzülüyor havaya ve bir inleme duyuluyor yan taraftan. Bir adam... Üstü başı kan içinde. Gömleğinde derin bir yarık. Sürünürken büyük bir güç harcıyor. Çekmeye çalışıyor betonu. Uzaklaşmaya çalışıyor oradan. Kendisini öylesine bir kasıyor ki, evet, o an, bir osuruğun kıçından fırlamasına engel olamıyor. “Oha!” diyor hemen zayıf bir ses arabanın içinden. Bu arkadaşı, sıkışıp kalmış orada, boğazından aşağı kan fışkırıyor ve ayaklarını hissedemediği için çıkamıyor oradan. “Pardon,” diyor o da ve patlayıp şişmiş gözlerini açmaya çalışarak yine sürünmeye devam ediyor...

16 Kasım 2007 Cuma

FossurGama’dan Hastalıklı Diyaloglar

“Kardeşim. Atıma et yediriyorum devamlı. Anasını zükecem altılının yakında.”

“?”


“Tam ölürken “Açıl susam açıl,” diye bağırınca cennetin kapısı açılıyormuş bilader.”

“O zaman herkes boşu boşuna şehadet getiriyor.”

“Aynen öyle.”


“Ben annemi yatırıp bi güzel şaapmak istiyorum doktor bey.”

“Bir şeyiniz yok beyefendi, sadece ödip kompleksi bu...”


“Hişt! Bırak lan! Allah Allaah. Kendininkileri yesene oğlum, başkasının tırnağını yemek nasıl bir hastalık!”


“Çabuk dışarı. Defol!”

“Öhhö, niye canım, nooldu?”

“Kamasutra sırasında orgazm olmak yasak, bilmiyor musun?”

FossurGama Sunar: Canlandırma – Sihirbaz.

Sahnede yıvışık yüzlü bir sihirbaz canlandırın gözünüzde. Aralardan bir kadını sahneye çağırıyor. Ve çıkar çıkmaz da arkadan vantuz gibi yapışarak eteğini kaldırıp elini donuna daldırıyor. Zavallı kadın çırpınıp kurtulmaya çalışırken de oradan bir dildo çıkarıp sallıyor. Kadın delice saldırıp yüzünü cırmıklasa da gülmeye çalışıyor ve karışıyor ortalık...

13 Kasım 2007 Salı

FossurGama Sunar: Hatırlasana Necla

İçeri girip sevinçli bir havada ilerledi ve masaya haşırt diye çöktü Yakup. Uzanıp öpecekti ki, kız arkadaşı Necla kendini geri çekti hemen. Gözlerinde yine o, şüpheci, kahrolası ifade vardı ve bir çabuk “Nooluyor canım, kalkın çabuk şurdan,” dedi neredeyse bağırarak. Yakup derin bir nefes verip sıkıldığını iyice belli etse de her zaman olduğu gibi büyük bir olgunlukla kendini tanıtmaya girişmekten başka bir şey yapamadı. Necla’da böyle bir hastalık çıkmıştı sonuçta bir yıl kadar önce. Birden her şeyi unutuyor, ipuçları önüne kondukça yavaş yavaş hatırlıyordu her şeyi. O gün de işte bu şekilde, tanıttı kendini Yakup ve Necla onu tanır tanımaz boynuna atladı. Her yanını öperken özür diliyordu hiç durmadan.

O anda “Necla?” dedi birisi hayret içeren bir tonda.

Döndü hem Yakup hem Necla, ikisi birden ve tepelerinde dikilen uzun ince çocuğa baktılar.

Necla onu tanıdı bu sefer hemencecik ve kıpkırmızı bir utanç yürüdü yüzüne. Şeey, şeey diye gevelerken nasıl açıklayacağını bilemiyordu olanları.

Yakup anladı ama. Bir kez daha... Bir iki gün işi çıkmıştı şehir dışında ve yine onu unutarak birisiyle tanışıp takılmaya başlamıştı Necla. Şimdi bir de bu çocuğu teskin etmekle uğraşacaktı işi yoksa...

FossurGama Sunar: O da Ne?

Yarım saattir tuvaletteydi on dört yaşında, munis bir çocuk olan Sinan. Ikınıyor sıkınıyor ama bir türlü yapamıyordu büyük tuvaletini. Öyle bir sesler çıkarıyordu ki, duyan ağırlık falan kaldırdığını sanabilirdi içeride. Sonuna gelmişti ama. Götü patlayacak gibi olsa da dayandı, damarları dışarı fırlamış kıpkırmızı yüzüyle.

Ve birden, plop diye dışarı düşüp suları kıçına sıçrattı şey.

Eğilip baktı hemen, boyutu ne acaba, diye ve saçları diken diken olup hemen ayağa dikildi korkuyla.

Orada bir yumurta duruyordu kocaman, yeşil...

Kapıyı açıp içeri koşturur ve “Anne annee!” diye böğürürken, hüngür hüngür ağlıyordu artık Sinan.

9 Kasım 2007 Cuma

FossurGama Sunar: Canlandırma – Perde

Alkışlar arasında perde inmeye başlıyor ve oyuncular ağırdan kırmızı kadifenin arkasında kalıyorlar. Sonra bir takım gürültüler duyuluyor ve alkışlar teker teker susup, kulaklar dikiliyor. Bağrış çığrış yok, sadece küt küt sesler... Tekrar açılıyor perde ve oyuncular eğilip selam veriyorlar. Ama o da ne? Bir çoğunun ağzı burnu dağılmış, yerlere şıp şıp kanlar damlıyor. Tekrar kapanıyor perde ve gürültüler başlar başlamaz kulise koşuyor bir sürü seyirci kavgayı ayırmak üzere...

FossurGama Sunar: Canlandırma - Japon Usulü

Bir japon çizgi filmi seyrettiğinizi canlandırın gözünüzde. Kahramanımız olan koca gözlü Hiromi sevgilisi Torinto’nun kaçırıldığını duyunca çok üzülmüştür. Rüzgarın altında saçları uçuşarak ipince dururken birden gömleğini sıyırır göğsüne doğru ve sağ elinde tuttuğu jiletle karnına çizikler atmaya ve oradan kanlar fışkırırken “Uleen, uleeen, sikerim uleeen!” diye bağırmaya başlar. İşte böyle...

8 Kasım 2007 Perşembe

FossurGama Sunar: Martı

Rıhtımda durmuş manzaraya bakıyor, gizemli pozuyla elli metre kadar ötede oturan kızlara da havasını basıyordu Celal. Dönüp şöyle bir süzdü kızları. Sonra kaşını kaldırdı ve yine önüne dönecekken tüm havasını kaçıracak bir şey oluverdi bir anda. Pat diye bir martı boku inmişti suratının tam ortasına ve tabi kafasının üstüne de. Öfkeyle döndü o ve tükürükler saçarak bir küfür sallarken yukarıda uzaklaşan martıyı da görmüş oldu.

İşte o anda.

Haşırt diye durup, küçük kanat hareketleriyle yavaşça ona döndü martı.

Kızgınlığı geçmemişti Celal’in. “Sana dedim lan orospu çocuğu,” diye bağırdı yeniden.

Ama şimdi yavaş yavaş yaklaşıyor ve boynunu kıra kıra, gagasını oraya buraya savura savura çığlıklar atıyordu martı.

Bir daha küfür edecek oldu ama vazgeçti Celal. Tırsmıştı. Geriledi adım adım ve kızları falan takmadan birden kaçmaya başladı.

Martı da peşinden tabii...

FossurGama Sunar: Açılın

Adamın boğazına bir şey kaçmış, yüzü pancar gibi olmuştu çarşının kalabalığında. Açılmış, elini kolunu savuran, arada bir iki büklüm olan adama bakmaktaydı herkes ve birden birisi insanları ittirip “Açılın ben doktorum,” diyerek ilerledi. Çekildi herkes ve herif gidip adamın karnına bir tekme gömdü. Mordan karaya çalan yüzüyle yere yuvarlandı boğulan adam ve başarılı olamadığı için koşturup bir kez daha patlattı tekmeyi doktor.

Sonrasında zar zor tuttular onu, geriye çektiler ve azarlamalar başladığında o şöyle dedi: “Allah Allah, bana böyle öğretmişlerdi yaa.”

Boğulan adama noolduğunu soruyorsanız, onu bilemem. Bu kadarına bakıp gittim, çok işim vardı...

29 Ekim 2007 Pazartesi

FossurGama Sunar: Katkı Payı

Kapıyı açar Nadir bey. Pörtlek gözlü, seyrek bıyıklı kapıcı Selami “Öhöm,” deyip bakar bön bön. “Evet,” der Nadir bey bir çabuk cevap bekleyerek.

Eğilir Selami ve konuşur kısık sesle.

“Karınız bugün bakkal Ahmet’e, bir de yan apartmandan Turhan beye verdi.”

Bakar Nadir bey gözlerini kısarak. “Eee, kaç lira tuttu, yani?” diye sorar sonra.

“75 toplam.”

“İyi, beşini kendine al, on beşini karıma ayır, gerisini apartman gelir kutusuna at. Çatıyı yaptırmak için karılarımız biraz daha çalışmalı. Bu böyle olmayacak.”

“Evet Nadir bey, haklısınız yani...”