13 Haziran 2011 Pazartesi

Televizyon

Evinden iki blok ötedeydi elektronik eşya dükkanı. Yıkık caminin yanında kararmış sıvasıyla bir lanet gibi duran şikayet bürosunu geçer geçmez birden karşısına çıkıyordu insanın. Şaka yapmak için kuytuya saklanmıştı sanki. İşte tam da orada adımlarını hızlandırdı her zamanki gibi. İçinden bir şeyler kendisini vitrine doğru iterken, o yine de bakmamak için elinden geleni yapıyordu. Kesik bir hıçkırık sesi duydu o an. Sinir tırmanıverdi hemen üstüne. Hayır, bakmayacaktı. “Seviyorum seni,” dedi yumuşacık bir kız sesi. Elinde olmadan durdu o an. Kafası istemsizce döndü. Vitrine yerleştirilmiş koca ekranın ortasında kendisine bakıyordu kız masum suratıyla.
“Niye böyle yapıyorsun?” diye sordu. “Olmayacağını anlamıyor musun bu işin?”
Başını iki yana sallayıp yine ağlamaya başladı kız.
Çok kötü olmuştu o da. Neredeyse bağırdı çaresizlikten: “Televizyondasın sen. Alıyor mu bunu kafan?”
Cevap gelmedi. Arkasını dönmüş sarsılıyordu şimdi kız.
Öfkeyle yürüyüp içeri daldı. Cama bağlı çıngıraklar ötüp haber verdi gelişini. Kararlı adımlarla öfkesini her yana saçarak ilerlerken satıcı önüne atladı sevimli bir gülüşle.
“Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?”
“Şu televizyonu satın almak istiyorum!”

Hiç yorum yok: