22 Ekim 2011 Cumartesi
21 Ekim 2011 Cuma
Cautiously
I'd wish to create a screen that everyone could see a different story watching carefully. In reality it would be only a wall, nothing else...
20 Ekim 2011 Perşembe
Dışarısı Sıcak İçerisi Soğuk
Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.
Carl Gustav Jung
Carl Gustav Jung
Sıkışmış Kalmışlık'ın Tarifi
ABD yönetimi, İran'ı kendi ülke sınırları içinde Suudi elçisine suikast planlamakla suçlarken, Türkiye'nin manevra alanının nasıl da kısıtlandığı üzerine Ergin Yıldızoğlu'nun saptamaları:
“Sıfır sorun” politikası, ABD desteği, “stratejik derinlik”, Türkiye’nin bölgesinde güç yansıtma kapasitesini, manevra alanını, daha önceki dönemlerde görülmemiş düzeyde arttıracaktı.
Şimdi, Türkiye, hem Suriye hem de İsrail’le kavgalı olmayı başardığı, Füze Kalkanı Projesi’ne, Suriye’deki rejim değişikliği sürecine katılarak, kullandığı enerjinin yaklaşık yüzde 70’ini ithal ettiği iki ülkeyle, Rusya ve özellikle İran’la ilişkilerinin geleceğini tehlikeye soktuğu bir noktada duruyor. Filistin Yönetimi’nden gelen, “İsrail’le ilişkilerin düzelt” tavsiyesine, Hamas-İsrail tutuklu değiş tokuşunda, devre dışı kalma durumuna bakarak, AKP dış politikasının “kumlara saplandığını” söyleyebiliriz.
Bu noktada AB üyeliği artık bir fantezi bile olmaktan çıkmıştır; Doğu Akdeniz enerji rekabeti, Kıbrıs üzerinden, AB ile yeni sorunlar açmaya, İsrail ile çatışma çıkartmaya adaydır. Türkiye’nin adeta ABD ve İngiltere’den başka destekçisi kalmamış gibidir.
Bu sırada, İstanbul’un büyük otellerinin birinde yapılan kapalı bir toplantıda, Kissinger, Kofi Annan, Council on Foreign Relations’ın Başkanı Richard Haass, Tony Blair, eski Kolombiya Devlet Başkanı Uribe, eski İsrail Merkez Bankası Başkanı ve halen J.P Morgan Başkanı Frankel gibi tiplerin, bazı Türkiyeli şahsiyetlerle bir araya gelerek “Türk kimliği ve yeni dış politika” başlığı altında bir şeyler konuştuğunu öğreniyoruz (Çandar, 15/10).
Çandar’ın aktardıklarından, AKP hükümetinin özgüven ve başarı sarhoşluğuna kapılarak… ölümcül sonuçlar verebilecek yanlışlıklar yapmaktan kaçınması, Türkiye’nin uluslararası sistemde elde ettiği gücü görmezden gelen, 1980’lerin, 1990’ların tedavülden çoktan kalkmış bakış açısı ile analiz yaparak iktidarı yıpratmayı hesaplayan muhalefetin de -Ankara’dan Kandil’e- hesaplarını gözden geçirmesi gerekiyormuş… Kısacası, ABD askeri-mali kompleksi, “kendini bir şey sanıp zorluk çıkartma, sana söyleneni yap” mesajını vermiş.
Boratav Hocamızın ekonominin dış kaynak dengelerinin bozulduğuna, gündemde sert bir ekonomik daralma olduğuna (“Kötü Haberler Başlarken”, soL.org), Mustafa Sönmez dostumuzun AKP rejiminin “vergi, zam, işsizlik, angarya ile sokağın sabrını taşırmak için ne lazımsa” yaptığına ilişkin saptamalarına bakınca, AKP hükümetinin manevra alanının iyice daraldığını, pek bir seçeneğinin kalmadığı görünüyor. Bakalım bu seçeneksizlik ülkeyi nerelere sürükleyecek!..
“Sıfır sorun” politikası, ABD desteği, “stratejik derinlik”, Türkiye’nin bölgesinde güç yansıtma kapasitesini, manevra alanını, daha önceki dönemlerde görülmemiş düzeyde arttıracaktı.
Şimdi, Türkiye, hem Suriye hem de İsrail’le kavgalı olmayı başardığı, Füze Kalkanı Projesi’ne, Suriye’deki rejim değişikliği sürecine katılarak, kullandığı enerjinin yaklaşık yüzde 70’ini ithal ettiği iki ülkeyle, Rusya ve özellikle İran’la ilişkilerinin geleceğini tehlikeye soktuğu bir noktada duruyor. Filistin Yönetimi’nden gelen, “İsrail’le ilişkilerin düzelt” tavsiyesine, Hamas-İsrail tutuklu değiş tokuşunda, devre dışı kalma durumuna bakarak, AKP dış politikasının “kumlara saplandığını” söyleyebiliriz.
Bu noktada AB üyeliği artık bir fantezi bile olmaktan çıkmıştır; Doğu Akdeniz enerji rekabeti, Kıbrıs üzerinden, AB ile yeni sorunlar açmaya, İsrail ile çatışma çıkartmaya adaydır. Türkiye’nin adeta ABD ve İngiltere’den başka destekçisi kalmamış gibidir.
Bu sırada, İstanbul’un büyük otellerinin birinde yapılan kapalı bir toplantıda, Kissinger, Kofi Annan, Council on Foreign Relations’ın Başkanı Richard Haass, Tony Blair, eski Kolombiya Devlet Başkanı Uribe, eski İsrail Merkez Bankası Başkanı ve halen J.P Morgan Başkanı Frankel gibi tiplerin, bazı Türkiyeli şahsiyetlerle bir araya gelerek “Türk kimliği ve yeni dış politika” başlığı altında bir şeyler konuştuğunu öğreniyoruz (Çandar, 15/10).
Çandar’ın aktardıklarından, AKP hükümetinin özgüven ve başarı sarhoşluğuna kapılarak… ölümcül sonuçlar verebilecek yanlışlıklar yapmaktan kaçınması, Türkiye’nin uluslararası sistemde elde ettiği gücü görmezden gelen, 1980’lerin, 1990’ların tedavülden çoktan kalkmış bakış açısı ile analiz yaparak iktidarı yıpratmayı hesaplayan muhalefetin de -Ankara’dan Kandil’e- hesaplarını gözden geçirmesi gerekiyormuş… Kısacası, ABD askeri-mali kompleksi, “kendini bir şey sanıp zorluk çıkartma, sana söyleneni yap” mesajını vermiş.
Boratav Hocamızın ekonominin dış kaynak dengelerinin bozulduğuna, gündemde sert bir ekonomik daralma olduğuna (“Kötü Haberler Başlarken”, soL.org), Mustafa Sönmez dostumuzun AKP rejiminin “vergi, zam, işsizlik, angarya ile sokağın sabrını taşırmak için ne lazımsa” yaptığına ilişkin saptamalarına bakınca, AKP hükümetinin manevra alanının iyice daraldığını, pek bir seçeneğinin kalmadığı görünüyor. Bakalım bu seçeneksizlik ülkeyi nerelere sürükleyecek!..
17 Ekim 2011 Pazartesi
Grand Island
A Band From Norway, Oslo, formed in 2004. We are expecting to see bands like them. Perfectly timing progressive style. An affective, surprising vocal.
Eirik Iversen - Bass
Inge Brodersen - Bass (2004–2008)
Nils Brodersen - Drums / Perc
Jon Iver Helgaker - Keys / Vocals
Espen Gustavsen- Vocals / Guitar
Pål Gustavsen - Banjo / Guitar / Vocals
16 Ekim 2011 Pazar
15 Ekim 2011 Cumartesi
14 Ekim 2011 Cuma
Bilip de susan, susup da malı götürenlere...
Hiçbir şey bilmeyen cahildir, ama bilip de susan ahlaksızdır.
Bertolt Brecht
Bertolt Brecht
13 Ekim 2011 Perşembe
Stay Hungry Stay Foolish
Bir Amerikan WallStreet Yerlisi Özdeyişi: (Direkt olarak Üçüncü Dünya Ülkeleri'ne sesleniyor) Aç Kalın Aptal Kalın.
Sabri Gürses'in dimağ açan titiz yazısına geçiş buradan.
Sabri Gürses'in dimağ açan titiz yazısına geçiş buradan.
Anthology Of The Day
Roy Harper – Me And My Woman
Strawbs – Lay Down
Red Hot Chili Peppers – Hump de Bump
Badfinger – Know One Knows
Deus – If You Don’t Get What You Want
Brad – Raise Love
Guns&Roses – Civil War
Bob Dylan – Things Have Changed
The Doors – When The Music is Over
The Kinks – Dedicated Follower Of Fashion
Travelling Wilburys – Tweeter and The Monkey Man
Graveyard Train – Tall Shadow
Donovan – Celeste
Tindersticks – People Keep Coming Around
Madrugada – Stories From The Streets
AHA – The Swing Of Things
Klaxons – Atlantis To Interzone
David Byrne – Girls On My Mind
Grand Island – Us Annexed
Victims Family – I’m Being Followed Around By CIA
Cop Shoot Cop – It Only Hurts When I Breathe
Preservation Hall Jazz Band – Careless Love
Kırmızı Mürekkep
Size komünist zamanlardan eski, çok harika bir fıkrayı anlatayım. Bir adam Doğu Almanya'dan Sibirya'ya gönderilir çalışmak için. Göndereceği mektupların sansürden geçeceğini bildiği için arkadaşlarına der ki: "Bir kod oluşturalım. Eğer benden gelen mektup mavi mürekkeple yazılmışsa yazdıklarım doğru demektir. Eğer kırmızıyla yazılmışsa yalan demektir." Bir ay sonra arkadaşları ilk mektubu alırlar. "burada herşey çok güzel. Dükkanlar güzel yiyeceklerle dolu: Sinemelar Batı'nın iyi filmlerini gösteriyorlar. Daireler büyük ve lüks. Alamadığımız tek şey kırmızı mürekkep." İşte biz böyle yaşıyoruz. her türlü özgürlüğümüz var ama ihtiyacımız olan kırmızı mürekkep: tutsaklığımızı kolay anlaşılır kılacak bir dil. Bize öğretilen şekilde özgürlüğü konuşmak- teröre karşı savaş, vs- özgürlüğü tahrif ediyor. Ve sizin burada yaptığınız bu. Bize kırmızı mürekkebi vermek.
Bir tehlike var. Kendinize aşık olmayın. Burada iyi zaman geçiriyoruz. Ama hatırlayınız ki karnavallar ucuz olur. Önemli olan bir sonraki gündür, normal hayatlarımıza dönmek zorunda olduğumuz zamandır. O zaman bir değişiklik olacak mı? Bu günleri "aa o zaman gençtik ve çok güzeldi" diye hatırlamanızı istemiyorum.Temel mesajımızın "alternatifleri düşünme serbestimiz" olduğunu unutmayın. Tabular yıkıldıysa, yaşayabileceğimiz en iyi dünyada yaşamıyoruz demektir. Ama önümüzde uzun bir yol var. Yüzleşmemiz gereken zor sorular var. Neyi istemediğimizi biliyoruz. Ama neyi istiyoruz? Hangi sosyal örgütlenme kapitalizmin yerine geçebilir? Ne tür yeni liderler istiyoruz?
Hatırlayın. Problem yozlaşma veya açgözlülük değil. Problem sistemin kendisi. Sizi yozlaşmaya zorluyor. Sadece düşmanlara değil, bu süreci sulandırmaya çalışan sahte arkadaşlara da dikkat edin. Kafeinsiz kahve, alkolsüz bira, yağsız dondurmada olduğu gibi bunu da zararsız bir ahlaki protestoya çevirmeye çalışacaklar. Kafeinsizleştirilmiş bir sürece. Ama burada olmamızın sebebi bir Coca Cola tenekesini geri dönüşüme vermenin, bir yardım kurumuna bir iki dolar bağış yapmanın veya aldığınız Starbucks kahvenin %1'inin üçüncü dünyada aç bir çocuğu doyurmasının bizi iyi hissettirmesiyle yetineceğimiz bir dünyadan bıkmamızdır.
Eğer komünizm 1990'da yıkılan sistem demekse biz komünist değiliz. Unutmayın ki o komünistler bugünün en acımasız ve efektif kapitalistleri. Bugün Çin'de, sizin Amerikan kapitalizminizden daha dinamik bir kapitalizm var ama orada demokrasiye ihtiyaç yok. Bu demektir ki kapitalizmi eleştirdiğinizde, sizi demokrasiye karşıtlıkla fişlemelerine izin vermeyin. Demokrasi ve kapitalizm arasındaki evlilik bitmiştir. Değişim mümkündür.
Bugün olasılık dahilinde diye algıladığımız nedir? Medyayı takip edin yeter. Bir yandan teknoloji ve sekste herşey mümkün görünüyor. Aya seyahat edebilirsiniz, biyogenetik sayesinde ölümsüzleşebilirsiniz, hayvanlarla veya herhangi bir şeyle seks yapabilirsiniz ama toplum ve ekonomi alanına bir bakın. Bu alanda neredeyse herşey imkansız olarak görülüyor.Zenginler için vergileri birazcık yükseltmek istiyorsunuz. Size bu imkansız diyorlar. Rekabetçiliğimizi kaybettik. Sağlık hizmetleri için daha fazla para istiyorsunuz, "imkansız bu totaliter devlet demektir" Dünyada yanlış olan bir şey var, ölümsüzleştirilebileceğinizin vaad edildiği bir yerde sağlık hizmeti için birazcık daha fazla para harcayamıyorsunuz. Belki de önceliklerimizi düzgün belirlememiz gerekiyor. Biz daha yüksek bir yaşam standardı istemiyoruz. Daha iyi bir yaşam standardı istiyoruz. Komünist olmamızın manası sıradan insanı (halkı) düşünüyor olmamızdır. Doğanın ortak alanlarını. Entellektüel mülkiyet ile özelleştirilen müşterekleri. Biyogenetik müşterekleri. Bunun için, yalnızca bunun için savaşmalıyız.
Komünizm kesinlikle başarısız oldu ama halkın sorunları burada. Bize Amerikalı olmadığımızı söylüyorlar. Ama kendine gerçek Amerikalı diyen muhafazakarlara ve köktendincilere bir şeyin hatırlatılması gerekiyor: Hristiyanlık nedir? Kutsal ruhtur. Kutsal ruh nedir? Birbirine sevgiyle bağlı inanların eşitlikçi topluluğudur ve bunun içinde yalnız kendi özgürlükleri ve sorumlulukları vardır. Bu açıdan kutsal ruh buradadır. Orada, Wall Street'te ise kafir idollere tapan putperestler var. Öyleyse ihtiyacımız olan şey sabırdır. Korkum şu ki, gün gelecek evlerimize döneceğiz ve sonra senede bir kere buluşup bira içerek ve nostaljik bir şekilde hatırlayıp "ne güzel zaman geçirmiştik" diyeceğiz. Bunun olmayacağına dair kendinize söz verin. Biliyoruz ki insanlar bazen gerçekten çok istemedikleri şeyleri arzularlar. Gerçekten arzuladığınız şeyi istemekten korkmayın. Çok teşekkür ederim.
Slavoj Zizek Wall Street İşgalcileriyle Konuşuyor...
Bir tehlike var. Kendinize aşık olmayın. Burada iyi zaman geçiriyoruz. Ama hatırlayınız ki karnavallar ucuz olur. Önemli olan bir sonraki gündür, normal hayatlarımıza dönmek zorunda olduğumuz zamandır. O zaman bir değişiklik olacak mı? Bu günleri "aa o zaman gençtik ve çok güzeldi" diye hatırlamanızı istemiyorum.Temel mesajımızın "alternatifleri düşünme serbestimiz" olduğunu unutmayın. Tabular yıkıldıysa, yaşayabileceğimiz en iyi dünyada yaşamıyoruz demektir. Ama önümüzde uzun bir yol var. Yüzleşmemiz gereken zor sorular var. Neyi istemediğimizi biliyoruz. Ama neyi istiyoruz? Hangi sosyal örgütlenme kapitalizmin yerine geçebilir? Ne tür yeni liderler istiyoruz?
Hatırlayın. Problem yozlaşma veya açgözlülük değil. Problem sistemin kendisi. Sizi yozlaşmaya zorluyor. Sadece düşmanlara değil, bu süreci sulandırmaya çalışan sahte arkadaşlara da dikkat edin. Kafeinsiz kahve, alkolsüz bira, yağsız dondurmada olduğu gibi bunu da zararsız bir ahlaki protestoya çevirmeye çalışacaklar. Kafeinsizleştirilmiş bir sürece. Ama burada olmamızın sebebi bir Coca Cola tenekesini geri dönüşüme vermenin, bir yardım kurumuna bir iki dolar bağış yapmanın veya aldığınız Starbucks kahvenin %1'inin üçüncü dünyada aç bir çocuğu doyurmasının bizi iyi hissettirmesiyle yetineceğimiz bir dünyadan bıkmamızdır.
Eğer komünizm 1990'da yıkılan sistem demekse biz komünist değiliz. Unutmayın ki o komünistler bugünün en acımasız ve efektif kapitalistleri. Bugün Çin'de, sizin Amerikan kapitalizminizden daha dinamik bir kapitalizm var ama orada demokrasiye ihtiyaç yok. Bu demektir ki kapitalizmi eleştirdiğinizde, sizi demokrasiye karşıtlıkla fişlemelerine izin vermeyin. Demokrasi ve kapitalizm arasındaki evlilik bitmiştir. Değişim mümkündür.
Bugün olasılık dahilinde diye algıladığımız nedir? Medyayı takip edin yeter. Bir yandan teknoloji ve sekste herşey mümkün görünüyor. Aya seyahat edebilirsiniz, biyogenetik sayesinde ölümsüzleşebilirsiniz, hayvanlarla veya herhangi bir şeyle seks yapabilirsiniz ama toplum ve ekonomi alanına bir bakın. Bu alanda neredeyse herşey imkansız olarak görülüyor.Zenginler için vergileri birazcık yükseltmek istiyorsunuz. Size bu imkansız diyorlar. Rekabetçiliğimizi kaybettik. Sağlık hizmetleri için daha fazla para istiyorsunuz, "imkansız bu totaliter devlet demektir" Dünyada yanlış olan bir şey var, ölümsüzleştirilebileceğinizin vaad edildiği bir yerde sağlık hizmeti için birazcık daha fazla para harcayamıyorsunuz. Belki de önceliklerimizi düzgün belirlememiz gerekiyor. Biz daha yüksek bir yaşam standardı istemiyoruz. Daha iyi bir yaşam standardı istiyoruz. Komünist olmamızın manası sıradan insanı (halkı) düşünüyor olmamızdır. Doğanın ortak alanlarını. Entellektüel mülkiyet ile özelleştirilen müşterekleri. Biyogenetik müşterekleri. Bunun için, yalnızca bunun için savaşmalıyız.
Komünizm kesinlikle başarısız oldu ama halkın sorunları burada. Bize Amerikalı olmadığımızı söylüyorlar. Ama kendine gerçek Amerikalı diyen muhafazakarlara ve köktendincilere bir şeyin hatırlatılması gerekiyor: Hristiyanlık nedir? Kutsal ruhtur. Kutsal ruh nedir? Birbirine sevgiyle bağlı inanların eşitlikçi topluluğudur ve bunun içinde yalnız kendi özgürlükleri ve sorumlulukları vardır. Bu açıdan kutsal ruh buradadır. Orada, Wall Street'te ise kafir idollere tapan putperestler var. Öyleyse ihtiyacımız olan şey sabırdır. Korkum şu ki, gün gelecek evlerimize döneceğiz ve sonra senede bir kere buluşup bira içerek ve nostaljik bir şekilde hatırlayıp "ne güzel zaman geçirmiştik" diyeceğiz. Bunun olmayacağına dair kendinize söz verin. Biliyoruz ki insanlar bazen gerçekten çok istemedikleri şeyleri arzularlar. Gerçekten arzuladığınız şeyi istemekten korkmayın. Çok teşekkür ederim.
Slavoj Zizek Wall Street İşgalcileriyle Konuşuyor...
12 Ekim 2011 Çarşamba
Upirlerin Fısıltısı - Çağan Dikenelli - Gürer Yayınları
17. yüzyıl başları… Konstantiniye. Şehrin altını köstebek geçitleri gibi sarmış arkaik tüneller. Mantığın ötesinde garip olaylar. Binbir türlü upir, yaratık, kadim ırklar, zamana bir virüs gibi sızmış mistik aktörler. Hafıza kapsülleriyle dimağ sahibi edilip casuslukta kullanılan biçare hayvanlar. Türlü hükümet meseleleri, hinlik, cinlik, espiyonaj ve baş edilemeyen gaipten sürüyle iş.
Acayip hallerin bertaraf edilmesi için Yaftalı İbrahim Paşa tarafından gizlice kurulmuş bir büro: Tahtezzemin Hafiye Teşkilatı.
Teşkilatın civanperver detektifleri Şeker Efendi ve devşirme Sahab. Yumruğu balyoz, tükürüğü kurşun eski arkebüzcü Kadırgalı Bekir…
Saaf-ûl Sahrları, Kih’in doğuş kitabını, Deli Derviş Aybaba’yı, Ubeydi’nin arsız cinlerini ve Konstantiniye sınırlarında vuku bulan nice garip şeyi daha önce duymadıysanız bu sizin değil, bugüne kadar Osmanlı Devleti’nin yeraltı arşivini, mistik korkuların kuma yazılan notlarını ortaya çıkarmaktan korkanların suçudur.
Çağan Dikenelli’den 17. yüzyıl İstanbul’unda geçen fantastik bir polisiye…
11 Ekim 2011 Salı
Ortak Bilincin Küçük Kusurları
Her insan kusurunu, hatasını ve suçunu hoşgörüyle karşılamalı, karşımızda yalnızca kendi kusurlarımız , hatalarımız ve suçlarımız olduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Çünkü bunlar yalnızca bizim de bir parçası olduğumuz insanlığın hatalarıdır ve bundan dolayı hepimizin içinde aynı kusurlar vardır. Sırf o sırada bizde görünmüyorlar diye bu suçlar yüzünden başkalarına kızmamalıyız.
Schopenhauer
Schopenhauer
6 Ekim 2011 Perşembe
Haklı Çıkmak
Her gününü son gününmüş gibi yaşarsan bir gün haklı çıkarsın...
Steve Jobs'ın bir zamanlar bir yerden duyduğu aforizma...
Steve Jobs'ın bir zamanlar bir yerden duyduğu aforizma...
5 Ekim 2011 Çarşamba
Clockwise
Clockwise, 1985 British comedy starring John_Cleese. It was directed by Christopher_Morahan, written by Michael Frayn and produced by Michael_Codron"
İnce mizah duygusu eşliğinde, harika bir trafiği ustaca yöneten senaryosuyla dev bir komedi.
İnce mizah duygusu eşliğinde, harika bir trafiği ustaca yöneten senaryosuyla dev bir komedi.
4 Ekim 2011 Salı
3 Ekim 2011 Pazartesi
Cennette Neler Olacak Neler!
Aşağıdaki derin bilgiler ( ! ) imam ve hatip Ali Rıza Demircan'ın "İSLAMA GÖRE CİNSEL HAYAT" adlı eserinden derlenmiştir. (EYMEN YAYINLARI BASIM YILI: 1986 SAYFA: 342)
• Cennette bekâr kişi kalmayacaktır.
• Cennetliklerin en alt derecesine günde 72 kadın verilecektir. Tam Mümin ise günde 100 bakire ile cinsi münasebette bulunacaktır.
• Cennette kadınlar cinsi münasebette bulunduktan sonra yine bakire olacaklardır.
• Cennetlik erkeğe 100 erkek kuvveti verilecektir.
• Cennete girenler 33 yaşına döndürülecektir.
• Cennetlik erkekler Cennete vücutları kılsız, yüzleri sakalsız, gözleri sürmeli (!) olarak gireceklerdir.
Yalnız bu kitapta çok büyük bir eksik var. O da şu sorunun yanıtı: "İslamda cennete giden erkeği huriler bekliyor... Peki, cennete giden kadınlar ne yapacak?" Merak edilen bu konuya da, CÜBBELİ HOCA açıklık getirmiş:
"Cennete giden kadınlar, evlilerse kendi kocalarına verilecekler. Yalnız çok adamla evlendilerse, son kocaya verilecekler. Kadının kocası çok kötü bir adamsa, alkolikse zaten cennete giremeyecek. Kocası cehenneme giden veya evlenmeden tek başına cennete giden kadın, dünyada din uğruna şehit olan erkeklere verilecek. Fakat kadın orada beş erkek isteyemeyecek, sadece bir erkek isteyecek ama o adamın beş erkek gücü olacak, ona her türlü zevki tattıracak. Cennete giden erkeklerin tenasül uzuvları eğilmez, hep dik kalır. Kadınlara, bir tane erkek verilse de, o erkek cimadan (seksten) hiçbir zaman kaçmayacak, sürekli yapabilecek. Dolayısıyla kadın da erkeğiyle istediği kadar cima edecek. Kadın evliyse kendi kocasına verilecek ama kocasının da tüm erkekler gibi ayrıca hurileri olacak. Erkek hem karısıyla, hem de hurileriyle sabahtan akşa ma kadar sürekli cima (seks) yapabilecek."
• Cennette bekâr kişi kalmayacaktır.
• Cennetliklerin en alt derecesine günde 72 kadın verilecektir. Tam Mümin ise günde 100 bakire ile cinsi münasebette bulunacaktır.
• Cennette kadınlar cinsi münasebette bulunduktan sonra yine bakire olacaklardır.
• Cennetlik erkeğe 100 erkek kuvveti verilecektir.
• Cennete girenler 33 yaşına döndürülecektir.
• Cennetlik erkekler Cennete vücutları kılsız, yüzleri sakalsız, gözleri sürmeli (!) olarak gireceklerdir.
Yalnız bu kitapta çok büyük bir eksik var. O da şu sorunun yanıtı: "İslamda cennete giden erkeği huriler bekliyor... Peki, cennete giden kadınlar ne yapacak?" Merak edilen bu konuya da, CÜBBELİ HOCA açıklık getirmiş:
"Cennete giden kadınlar, evlilerse kendi kocalarına verilecekler. Yalnız çok adamla evlendilerse, son kocaya verilecekler. Kadının kocası çok kötü bir adamsa, alkolikse zaten cennete giremeyecek. Kocası cehenneme giden veya evlenmeden tek başına cennete giden kadın, dünyada din uğruna şehit olan erkeklere verilecek. Fakat kadın orada beş erkek isteyemeyecek, sadece bir erkek isteyecek ama o adamın beş erkek gücü olacak, ona her türlü zevki tattıracak. Cennete giden erkeklerin tenasül uzuvları eğilmez, hep dik kalır. Kadınlara, bir tane erkek verilse de, o erkek cimadan (seksten) hiçbir zaman kaçmayacak, sürekli yapabilecek. Dolayısıyla kadın da erkeğiyle istediği kadar cima edecek. Kadın evliyse kendi kocasına verilecek ama kocasının da tüm erkekler gibi ayrıca hurileri olacak. Erkek hem karısıyla, hem de hurileriyle sabahtan akşa ma kadar sürekli cima (seks) yapabilecek."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















































