20 Mayıs 2011 Cuma

Sürdürülebilir Enerji - Güneş Işığından Sıvı Yakıt

Güneş’in bir saat içinde Yeryüzü’ne gönderdiği enerji, uygarlığın bir yılda kullandığından daha fazladır. Bilim insanları bu enerjinin çok küçük bir bölümünü bile sıvı yakıta dönüştürmeyi başarmış olsaydı, ulaşım için kullandığımız fosil yakıtlara olan bağımlılığımız ortadan kalkardı ve neden olduğu sorunlar da sona ererdi. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’ndeki Yapay Fotosentez Merkezi Yöneticisi Nathan Lewis, “Güneş ışığından ucuz ve verimli bir şekilde kimyasal yakıt elde ederseniz, enerji alanındaki tüm ezberler bozulabilir” diyor.
Bu alanda Sandinia Ulusal Laboratuvarları’nda yürütülen bir çalışmada, altı metre genişliğinde aynalardan yapılmış bir çanak, New Mexico Çölü’ne yerleştirildi. Bu çanağın topladığı güneş ışınları, önüne yerleştirilmiş yarım metre uzunluğunda silindirik (bira fıçısı şeklinde) bir makineye yönlendirildi.
Sistem şöyle çalışıyor: Aynalar, makinenin duvarlarındaki bir pencereden gelen ışınları, dakika başı dönen iç içe geçmiş bir düzine halkanın üzerine odaklar. Halkaların kenarlarını oluşturan demir oksitin (pas) veya seryum oksidin dişleri ışınlara doğru dönerken, 1.500 dereceye (santigrat) kadar çıkar. Bu ısı, pasın içindeki oksijenin dışarı çıkmasına yol açar. Dişler reaktörün daha soğuk, karanlık yüzüne doğru dönerken, haznenin içine verilen karbon dioksitin veya buharın içinden oksijeni geri emer; geride enerji zengini hidrojen ve karbon monoksit kalır.
Sonuçta ortaya çıkan hidrojen ve karbon monoksit karışımına sentez gazı veya kısaca sengaz adı verilir. Bu gaz fosil yakıtların, kimyasalların, hatta plastiğin temel, moleküler yapı taşlarıdır. İleri Araştırma Projeleri Ajansı yöneticisi Arun Majumdar’a göre bu sistem “bir taşla dört kuş vuruyor”:
-Temiz yakıt kaynağı
-Daha güvenli enerji
-CO2 miktarında azalma
-Daha az iklim değişikliği tehlikesi
Zürih’teki İsviçre Federal Enstitüsü ve Minnesota Üniversitesi gibi dünyanın başka bölgelerinde de sengaz üreten makineler geliştirilmekte. ABD’deki Sun Catalytix, Liquid Light gibi özel sektör kuruluşları da bu konuya ilgi gösteriyor.
Bu teknolojide sorunlar tam anlamıyla çözülmüş değil. Örneğin Sandia’da yürütülen projede dişler sürekli olarak kırılıp durduğu için reaksiyon gerçekleştirilemiyor. Bir sonraki aşamada dişerin daha sağlam yapılması gerekiyor. Belki bunun için nanoteknolojiden yararlanılabilecek. Ayrıca aynaların maliyetinin de azaltılması gerekiyor. Projenin geliştiricilerinden James E.Miller, “Bütün bu çabalardan bir sonuç çıkmama olasılığını düşünmek bile istemiyoruz. Ancak kesin olan önümüzde çok uzun bir yol olduğudur.”

Teleskopun Bebekliği ve Tüccarlar

Halk arasında yaygın bir inanışa göre, teleskop, 1608 yılında, Hollandalı Hans Lippershey tarafından bulundu. Ancak söylentilere bakılırsa, teleskop gerçekte bu tarihten üç yıl önce bir gözlükçü dükkanında merceklerle oynamakta olan çocuklar tarafından bulundu.
Piyasaya sunulan ilk teleskoplar yaklaşmakta olan ticaret gemilerini önceden saptayarak rakiplerini alt etmeye çalışan tüccarlar tarafından kapışıldı.
Kilometrelerce uzaktaki sinyallerin aktarılmasında kullanılan küçük teleskoplar ilk yüksek hızlı telekomünikasyon ağlarının oluşturulmasına katkıda bulundu.
İrlanda’da Rosse Dükü’nün 1845’te yaptığı ve “Parsonstown Canavarı” adıyla bilinen 40 tonluk yansıtıcı teleskop, 70 yıl boyunca dünyanın en büyük teleskobu niteliğini korudu. Ancak İrlanda’daki nemli hava koşullarından ötürü teleskop çoğu zaman kapalı kaldı.
O tarihten sonra büyük gözlemevlerinin hemen hemen tümü havanın daha açık olduğu uzak dağların tepelerine kuruldu.
Kaliforniya’daki Wilson Dağı üzerindeki Hooker Teleskobu’na ait 254 santimetrelik aynayı taşıyan kamyon, iplerle bağlı yaklaşık 200 görevlinin kılavuzluğunda, 8 saat süren zorlu bir yolculuk sonucunda tepeye ulaştı.

Uykunun Sızdırdığı Sözler

Gerçeği insan hafızasındakiler kadar yaşar, beyninin daha derin katlarındakiler kadar değil.

Nesneleri anlamak için sadece nesneler yetmez, onların öncesi ve sonrası da gerekir.

Yapıcı olmak için yansızlaşmak gerekir

Taklit, bütünleşme yanılsaması yaratarak var olmayanın varoluşunu destekler

Dağ baba, ana tarla, gençlik at, bebek denizdir, dere hepimiz, su içimiz, ev cinselliktir

Benim beynim kendini ve bedenini, yanı sıra karşısındakinin beynini ve bedenini kullanıyor ve başkasının beynine kendini ve bedenini kullanma izni veriyor; aramızdaki ortaklık böyle sağlanıyor, sorun bu izin verilmediğinde çıkıyor, bu bir sorundur çünkü insanların bizde doğmadan önce bile hakları ve payları var

İyi ki analar babalar bizi çok sevmiyor da başkalarına gidiyoruz

Yankesiciler en çok parti mitinginde cepçilik yapar, boş vaatleri alkış için eller kalktığında cepler korumasız kalır ve sandıktan sonra gidecek paralar daha meydanda gitmeye başlar

İnsanların kendine karşı değil insana karşı cesareti var, halbuki ilki olsaydı, olaylara karşı da cesareti olurdu

Çıngıraklı bir topla körlere futbol oynatmak, dünyanın halini analoji ile anlatmakta iyi bir yol.

(Tahir M. Ceylan - Aylak Bilgi)

Zamanda Yolculuk Notları

'Eğer zamanda yolculuk mümkün olsaydı, neden bugün gelecekten gelmiş zaman yolcularıyla karşılaşmıyoruz?'
Stephen Hawking
---
Zaman makinasına geri dönecek olursak, bugüne kadar büyük bütçeler ve derin araştırmalarla hazırlanmış bütün filmlerde kahramanımız zaman makinasıyla geçmişe veya geleceğe giderken, farklı zaman diliminde başladığı nokta ile çıktığı nokta aynıdır.
Örneği tekrar düşünürsek, bir kağıt üzerindeki iki nokta arasındaki çizgiyi takip etmeden o noktalar arasında gidip gelmek bir gün mümkün olsa da, herhalde o gün zaman makinası üzerine çalışanlar, çok önemli bir gerçeği fark edecekler. O da kağıdın hareket halinde olması... Yani uzayın hareket ediyor olması.
---
Zamanda yolculuk hayalleri ile yola çıkan pilotumuz, sadece ve sadece bir saat geriye dönmeye kalkışırsa, yola çıktığı noktadan yaklaşık 5 milyon kilometre uzaklıktaki farklı bir noktada ortaya çıkacaktır.
Burada önemli olan, yolculuğa başladığı noktada gene ortaya çıkmış olsa bile, bu sırada uzay bir saat içinde hareket etmeye devam etmiştir.
---
Basit bir örnek verecek olursak, 2105 yılından zamanımıza dönmeye çalışan bir kişi, dünyadaki başladığı noktadan yaklaşık 1 trilyar kilometre uzakta çıkacaktır, bize o noktada mesaj gönderse, dünyaya ulaşması yaklaşık 47 gün alacaktır.
---
Eğer bu şekilde bir yolculuk imkanı olursa, yani uzayın sürekli hareket halinde olmasını kendi avantajımıza çevirmek istersek, bunlardan birisi uzay keşifleri olabilir.
Mesela aynı hesaplama sistemi ile gidersek, şu an ki bulunduğumuz noktada 17.4 gün sonra Jüpiter gezegeninin olacağını tahmin ederek (dünyaya en yakın olduğu zamanda 587 milyon kilometre) buna ayarlayarak bir keşif gemisini gönderebiliriz.
---
Acaba Big Bang patlamasının olduğu ana kadar gidebilir miydim? Uzayın henüz bin yaşında olduğu ve sadece taneciklerden meydana geldiği bir döneme dönebilecek olsam, acaba benim zaman makinem de o anda tanelerine ayrılır mıydı?

Japonya Uzay Havacılık Dairesi (JAXA) ve Tokyo Üniversitesi'nden Doç.Dr. Serkan Anılır

Tamamı Dr Sayko'nun Blogunda.

Hoş Kapak

Sömürü Ortakları

Sömürülenler de sömürüye ortak. Tüm dünya bu işin içinde!

Ah Şu Sermaye!

Adolf Hitler’in dostlarının hafızaları çok zayıf, ama onlardan aldığı yardım olmasaydı Nazi macerasının gerçekleşmesi pek mümkün olmazdı.

Meslektaşları Mussolini ve Franco gibi Hitler de Katolik Kilisesi’nin çok çabuk gelen rızasına güvendi.

Hugo Boss ordusunu giydirdi.

Bertelsman subaylarını eğiten eserleri bastı.

Uçakları Standart Oil’in verdiği yakıtla uçuyordu ve askerleri Ford marka kamyon ve ciplerle yolculuk ediyorlardı.

Bu araçların yaratıcısı ve Uluslararası Yahudi adlı kitabın yazarı Henry Ford onun ilham perisi oldu. Hitler ona madalya takarken teşekkür etmeyi unutmadı.

Ayrıca Yahudileri belirlemeyi mümkün kılan şirket IBM’in başkanına da madalya taktı.

Rockefeller Foundation, Nazi Tıbbının ırksal ve ırkçı araştırmalarını finanse etti.

Başkanın babası Joe Kennedy o dönemde Birleşik Devletlerin Londra büyükelçisiydi, ama daha çok Almanya’nın büyükelçisiymiş gibi davranıyordu. Başkanların babası ve dedesi Prescott Bush ise servetini Hitler’in hizmetine sunan Fritz Tyssen’le işbirliği yaptı. Deutsche Bank, Auschwitz toplama kampının inşasını finanse etti.

Daha sonraları Bayer, Basf ya da Hoechst olarak anılacak olan Alman kimya sanayisi devi IGFarben Konsorsiyumu, kamplardaki mahkûmları kobay olarak ya da işgücü olarak kullanıyordu. Bu köle işçiler her şeyi üretiyorlardı, hatta kendilerini öldürecek gazı bile.

Mahkûmlar ayrıca, Krupp, Thhssen, Siemens, Varta, Bosch, Daimler Benz, Wolkswagen ve BMW gibi Nazi çılgınlıklarının ekonomik temelini teşkil eden başka şirketler için de çalışıyorlardı.

İsviçre bankaları mahkûmların altınlarını (mücevherlerini ve dişlerini) Hitler’den satın alarak dünyanın parasını kazandılar. Altınlar, sınırın kanlı canlı kaçaklara karşı sıkı sıkıya kapalı olduğu İsviçre’ye şaşılacak kadar kolay giriyordu.

Coca-Cola firması, Fanta’yı savaşın ortasında Almanya pazarı için üretti. Aynı dönemde Unilever, Westinghouse ve General Electric firmaları da Almanya’daki yatırımlarını ve kazançlarını katladılar. Savaş bitince ITT firması, müttefiklerin bombardımanının Almanya’daki fabrikalarına verdiği zararı gerekçe gösterip milyonluk bir tazminat kazandı.


Eduardo Galeano - Aynalar

19 Mayıs 2011 Perşembe

Gerçek!

Kötülük her alanda iyiliğe üstün geliyorsa, belki de iyilik gerçek iyilik değildir.
Dostoyevski

İyilik ve Boşluk Bağlantısı

Kötülük her alanda iyiliğe üstün geliyorsa, belki de iyilik gerçek iyilik değildir.
Dostoyevski

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Twitter

İnsanlığı içi boşaltılmış bayağı gündemin takipçileri kılarak enerjisini almak, ıvır zıvırla oyalamak, sanal popülerlikle sanal bir mutluluk yaşamasını sağlamak için bulunmuş modern tuzak çeşitlerinden biri.

Brian Despain





Maya Ağıdı

Doya doya yenecek aşları
Kana kana içecek suları vardı
Ama o gün toz duman sardı her yanı
O gün sarardı soldu toprak
O gün bir bulut çöktü tepesine
O gün bir dağ geldi üzerine
O gün güçlü adamın eline geçti toprak
O gün tütmez oldu bacalar
O gün dalından koparıldı körpe yapraklar
O gün ölüme kapandı gözler
O gün üç işaret belirdi ağaçta
O gün üç nesil asıldı oracıkta
İşte o gün baş koydular savaşa
Ve dağıldılar dip bucak ormanlar arasına

(Popolvuh Maya Kutsal Kitabı'ndan)

Ölüme Hazırlık

Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarının. Şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için. Olmamalı oysa. Ben ölümü sol cebimde taşırım. Bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum: "Selam yavrum, nasılsın? Ne zaman geleceksin beni almaya? Hazırım."
Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa, ölüm de o kadar kederlendirmeli. Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır. İnsanlar hayatlarına saygı duymuyorlar, işiyorlar üstlerine, sıçıyorlar. Geri zekalılar. Tek düşündükleri düzüş-mek, sinema, para ve düzüşmek. Hiç düşünmeden yutuverirler Tanrı’yı, hiç düşünmeden yutuverirler Vatan’ı. Çok geçmeden düşünme yeteneklerini yitirir, başkalarının onlar için düşünmelerine izin verirler. Pamuk beyinliler. Görünümleri çirkin, konuşma biçimleri çirkin, yürüyüşleri çirkin. Yüzyılların olağanüstü bestelerini çalın onlara, duymazlar. Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye.

Charles Bukowski

16 Mayıs 2011 Pazartesi

13 Mayıs 1888

Brezilya'da kölelik kesin olarak kaldırıldı. Yasanın çıkmasında kölelik karşıtı eylemlerin yanısıra, köle sahibi olmaın yeni gelen Avrupalı göçmenleri çalıştırmaktan masraflı olmasının da etkisi vardı.

Düşmanın Tanımı

Manevi yanları en güçlü olan insanlar öbürlerinden kat kat daha büyük trajediler yaşar. Kesinlikle bu sebeptendir ki; yaşamı onurlandırırlar. Çünkü yaşam onlara en dehşetli silahlarıyla saldırır.

Friedrich Nietszche

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Espri

Hayat seni güldürmüyorsa, espriyi anlamadın demektir...

Anton Çehov

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Yürüyüş

Bugün yine protesto yürüyüşüne çıktım tek başıma. Öfkeli bir yüzle dimdik yürürken aklıma o an gelen sloganları mırıldandım. Eve döndüğümde rahatlamış hissediyordum kendimi. Aynada kendimi görene dek. Omuzlarımı düşük unutmuştum. Çok sinirlendim. Bir yürüyüş daha yapayım mı acaba diye düşünürken içeriden karım seslendi. Yanına gittim. Ne dediğini hatırlamıyorum şimdi. Sonra salondan bir ses geldi......

3 Mayıs 2011 Salı

Utangaç Bipolar Kişilik

Bipolar kişiliğe sahibim ama daha diğer kişiliğimle beni tanıştıran olmadı. Kendim gidip mal gibi tanışmaya da utanıyorum açıkçası. Yanlış anlaşılmak istemem.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Davet

Deponti

Gabriel Iumazark








3011’den Bir Tarihçi - Ergin Yıldızoğlu

Devlet Sonrası Uygarlıkların Karşılaştırmalı Tarihleri Üzerine Gezegenler Arası Çalışma Grubunun 3011 Yılı Sempozyumu’nda benim de bir sunuş yapmam gerekince, dünya tarihinde (uzmanlık alanım antik uygarlıklar, özellikle Kapitalizmdir) devlet sonrası uygarlığa geçişi hazırlayan büyük yıkım ve yenilenmebaşlamadan önce yaşananlar üzerinde durmaya karar verdim. Sunuşumda Batı Bloku ile Asya Bloku arasında yoğunlaşan kaynak savaşları sırasında çöken Sünni Arap İmparatorluğunun doğuşu üzerinde özellikle durmayı düşünüyorum.
‘Büyük isyan’, beklenmedik sonuç
Sanırım sunuşuma 2010 yılı sonunda Kuzey Afrika’dan yükselen büyük Arap İsyanıyla başlayacağım. Demokrasi talebiyle 1848 devrimlerini, Tahrir Meydanı gibi, 1871 Komünü’nün yaşam alanlarını anımsatan bu dalga, hızla tüm Arap Dünyası’nı sardı. O zamana kadar kültürel bir yakıştırma olan Arap Dünyasını, yeni iletişim teknolojilerinin de katkısıyla fiilen yarattı.
Bu dalgayla başlayan devrim sürecinin gündeme getirdiği kopuşolasılığı tüm dünyadaDevlet Sonrası Toplumprojesi üzerinde çalışan akımları, heyecanlandırdı, umutlandırdı. Aynı anda, zamanın gerilemekte olan ABD ve AB emperyalizmi, kendi ülkelerinde de özellikle dönemin ücretli köleleri (o zamanlar insanlar yaşayabilmek için enerjilerini ücret karşılığında satmak zorundaydılar) arasında büyük ilgi uyandıran bu dalgayı yönlendirmek, nihayet söndürmek için sürece katıldı.
Bu dalganın başladığı ülkelerde ücretli kölelerinürettiği değerlere el koyarak büyük servetler (bu garip kavramı burada açıklayamayacağım, isterseniz Büyük Antropolojik Sözlüke bakabilirsiniz) oluşturan grupların da kendi açılarından bu halkayaklanmalarını söndürmek için kimi ülkelerdeeski rejimleuzlaşma yolları aramaya, kimi ülkelerde liderliği ele geçirmeye başladıkları görülüyordu. Bu gözlemleri aktaran kaynaklar bunların hemen her ülkede Müslüman Kardeşler (MK) olarak anılan dini hareket/parti karışımı (Bkz. B.A. Sözlük) yapılanmalarda örgütlendiklerine de dikkat çekiyorlar. Emperyalizmin müdahaleleri MK’nin sınıf refleksleri, devrimci dalgayı oluşturanların siyasi programlar, zamana uygun örgütlenmeler oluşturmaktaki başarısızlıklarıyla birleşince devrimler beklenmedik sonuçlara yol açmaya başladılar. Devlet sonrasıtopluma açılan bir süreci doğrudan başlatamasa bile, bu dalganın dersleri, büyük yıkımda patlak veren ikinci dalganın nihayet yalnızca bölgede değil tüm gezegende bir başka tarihin başlatmasını kolaylaştırdılar.
Müslüman Blok’un oluşması
Önce Tunus, Mısır despotları yıkıldı. Yangından mal kaçırır gibi yapılan genel seçimlerbu ülkelerde, devrimci dalgayı eritti, eski rejimin “burjuvazi (Bkz. B.A. Sözlük), ordu (silahlı devlet burjuvazisi) ve Müslüman Kardeşlerde örgütlenmiş burjuvazi arasında, eski rejimin partilerinin de kapatılmalarının ardından konsolide olan ittifak, iktidarın Tunus ve Mısır’da Müslüman Kardeşler akımının eline geçmesini sağladı.
Bölgenin pivotülkelerinden Mısır’da iktidarın MK’nin eline geçmesinin ilk etkisi, MK’nin bir dalı olan Hamas ile Arafat öldürüldükten sonra ABD işbirlikçisi haline gelmiş olan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün anlaşarak Filistin Yönetimi’ni birleştirmesi oldu. Kimi tarihçiler o yaz çıkan ve İsrail’de nihayet Barış Sürecine dönülmesine olanak veren yeni bir hükümetin oluşmasına da yol açan savaşın arkasında bu birleşmenin yattığına inanıyorlar. MK’nin Mısır’da iktidarı almasının ikinci etkisi de bu akımın Ürdün ve Suriye’deki benzerlerinin yönetimleri ele geçirmelerini kolaylaştırmak oldu.
Aynı yıl, Türkiye’de, MK geleneğinden büyük ölçüde etkilenmiş bir Sünni Müslüman hareketin partisi olarak anılan AKP’nin üçüncü kez iktidara gelmesi, Kuzey Afrika’dan Türkiye’ye MK etkisinde bir Sünni bölgesinin şekillendiğini gösteriyordu. Voltreno gezegeninden ünlü tarihçi Szzemsçvio’ya göre, bir Yeni Osmanlı Barışı kurmayı hedefleyen bu akımın seçim zaferinin, yıllar sonra, Türkiye’nin bir Sünni Arap İmparatorluğu tarafından yutulmasına zemin hazırlaması dünya tarihinin ironilerinden biriydi.
Ve yıkılması
Müslüman Blok’un oluşması için İran ve Suudi engellerininaşılması gerekiyordu. Tarihçiler, bu aşamada da Suriye krizinin, bir katalizör olarak büyük katkısı olduğunu düşünüyorlar.
Irak’ın işgalinden sonra, İran’ın bölgedeki etkisinin artmaya başlaması, Vahabi Suudi Rejimi’ni yeni bir stratejik oyuna yönlendirdi: ABD/İsrail etkisini kullanarak İran’dan kurtulmak. Bu bağlamda tarihçiler 2010’lu yıllarda Körfez’de İran’la giderek sertleşen bir silahlanma yarışına giren Suudi Krallığı’nın, Suriye’yi destabilize ederek, İran Hizbullah bağını koparmaya amaçladığını saptıyorlar. Nitekim aynı tarihçiler, Suriye’de yoksul Sünni alt sınıfların ayaklanmasını bir iç savaştan geçerek sonuçlandırabilmek, bu arada komünistleri de tasfiye etmek için, Suudi parasının, diplomatik basıncının, Suriye’deki Sünni burjuvazi - Alevi Devlet sınıfları ittifakını parçalama hedefi üzerinde yoğunlaştığını, bu arada Müslüman Kardeşler üzerinden muhalefeti silahlandırmaya başladığını aktarıyorlar.
Böylece Suudi rejimi Hizbullah’ın ABD/İsrail basıncına direnme koşullarını ortadan kaldırırken hem İran’ı yalnızlaştırıyor hem de Suriye-Türkiye eksenini kırarak, Türkiye’nin bölgede yükselme senaryosuna da bir son veriyordu. Tarihçiler Pakistan’ın gerektiğinde Suudi Arabistan’a yardıma göndermek için iki tümen ayırmasının, İran’ın yalnızlaşmasını derinleştirirken, Hindistan’ın Asya Bloku’na katılma sürecini hızlandırdığını da düşünüyorlar.
Bu gelişmelerde I. ve II. Obama Yönetimleri’nin Ortadoğu politikası da önemli bir rol oynamış. ABD, Arap dünyasıyla tek bir blok ve merkezi bir işbirlikçi yönetim aracılığıyla ilişki kurmayı, gerektiğinde, başına Petraeusun atanmasından sonra daha da militaristleşen CIA yoluyla uzaktan ince ayar yapmayı, gerilemekte olan etkisine uygun bir çözüm olarak görmüş. Tarihçiler, stratejinin, giderek Yemen, Libya ve Cezayir’i de yutup, Irak’ı da içererek Kuzey Afrika’dan Türkiye’ye kadar uzanan coğrafyada, Müslüman Kardeşler geleneğine dayanan merkezi bir Müslüman-Sünni-Arap blokunun, sonra da devletinin oluşmasına yardımcı olduğunu düşünüyorlar.
Tarihçiler bu oluşumun da birçok ironiyi birden içerdiğinde birleşiyorlar. ABD’nin uzaktan kontrol hesapları kontrolü olanaksız devasa bir devlet oluşturdu. İran’a karşı güçlenmeyi amaçlayan Suudi Krallığı, Müslüman Kardeşler hareketinden kendini koruyamadı. İran’ı gerileten süreç İsrail’i çok daha olumsuz koşullarda barış yapmaya, bir Arap Deniziiçinde eriyip gitme olasılığına doğru sürükledi. Bu süreç petrolün tükenme eğilimiyle birleştiğinden bu Büyük Sünni Arap İmparatorluğuBatı ve Asya blokları arasındaki ekonomik, siyasi ve giderek askeri rekabetin getirdiği basınca dayanacak kaynaklardan yoksun kalarak 21. yüzyılın sonuna doğru, büyük toplumsal hareketlerin de etkisiyle dağıldı.
Bundan sonrası artık Devlet Sonrası Topluma Geçişsürecine ait olduğundan, ben de sunuşumu bu noktada keserim diye düşünüyorum. Tekrar davet edilirsem, gelecek sene Alfa Century Galaktik Bilimler Konferansı’nda bu konuyu sunmayı deneyebilirim.