Arkadaşlarla Arkaik Sohbetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaşlarla Arkaik Sohbetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2007 Cuma

ARKADAŞLARLA ARKAİK SOHBETLER 3 - BAFİCİ KAMBUR

Murat: Az önce gölgemin üstüne bastım. Sence bu kötü şans getirir mi?

Ben: Kötü şans için gölgenin senin üstüne basması gerekir.

Murat: Ama bak, kafa bölümünün üstünde duruyorum. Bu sadece algı kayması mı yoksa zamandan üç saniye kadar ilerde gittiğim için mi acaba..?

Ben: Bence bu sorun değil. Özellikle azınlık haklarıyla ilgili bir sorun değil çünkü hepimizin de çok iyi bildiği gibi gölge sayısıyla insan sayısı eşittir.

Murat: Hımm... Bu arada sen benden de ilerdesin. Gölgen en az üç metre arkanda kalmış. Vee, sorularıma cevap verirken ağzın oynamıyor. Yani ya kıçınla konuşuyorsun ya da...

Ben: Gelecek yanlış adımlarımızı doğrulamak için bizim tarafımızdan yaratılan yapay bir olgu. Geçmiş ve gelecek şimdiki zamanın yanlış anlaşılmasından başka bir şey değil. Yani psikolojik.

Murat: Benimle konuşan sen değilsin. Zaman tortusu çöplük bir görüntü bu. Gölgeni yakalamaktan başka bir çarem yok gerçeğe ulaşmak için.

(İleriden bir kahkahayla sarmalanmış iğrenç sesim havaya yayılır.)

Ben: Ha ha haa. Büyük bir yanlış bu. Gölgem eline yapıştı işte. Güneş ve ay birlikte ortaya çıkmadıkça sen de dışarıya çıkamayacaksın artık.

Murat: Hayır, yalan bu. Nereye gitsem peşimden geleceksin bundan böyle. İşte gerçek.

Ben: Güneş bedenlere arkadan çarpar ve sen de benim önümde olursan başka bir çarem yok ama unutma, en sadık şeydir bir gölge. Bana dönecektir tam da gerektiği anda.

Murat: Aman tanrım. Benimle konuşan gölgenmiş. Hem de sarhoş bu.

Ben: Ha ha ha. Bir insanın her zaman gölgesidir sarhoş olan. Bedenime, buruş buruş olmuş suratıma bak. Şu anda dünyanın çözülmemiş çözümlerini bir çözüme kavuşturmakla meşgul.

Murat: Buldum. Atlamalıyım bu kabustan kurtulmak için. Evet, güç damarlarımdaki asil kanda mevcut. Şimdi.

(Murat müthiş bir sıçrayışla Kazancı yokuşunu aşıp İstiklal’e konar. Yanıma vardığı anda gölgem üstüme dolanır ve sarhoşluk beynime vurur. Delice kıkırdayıp omuzuna bir şaplak atarım Murat’ın.)

Ben: Naaber bilader. Aslanım’a gidelim mi?.

Murat: Tabi lan. Hadi yürü.

Ben: Şu işe bak gölgelerimiz köşeyi döndü bile.

Murat: Keyifleri bilir. Sarhoş olacak onlar. Biz bir şehir düşleyip oraya göç etmekle uğraşacağız.

Ben: Sadece göç etmekle kalmayacağız. Bir de yaşanmaz hale getireceğiz orayı.

Murat: Evet.

(Ve yürümeye çalıştık bundan böyle. Ama bu çizgiromanda gölgemiz olmadığı için sadece uçabiliyorduk ve bundan yararlanıp Paris’e St Michel’de bir kahvenin üstüne inip havada garsondan iki bira alıp geriye döndük. Gölgelerimizin Kapadokya’ya tatile gittiğini duyunca da sıkılıp yine Paris’e geçtik. Ve yemin ederiz ki NotreDame’ın kamburunu çan kulesinde melez bir kıza bafi yaparken gördük. Hem seyrettik hem içtik ondan sonra. Belki on beş yıl...)

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Arkadaşlarla Arkaik Sohbetler 2 – Adamo Paşa

Arci: Şuna bak şuna, nasıl da kaçıyor!

Ben: Evet, bardağına bir suaygırı girmesi ilginç. Onun çevresine bardağı sen inşa etsen de garip bu.

Arci: Garson! Buraya gel!

Ben: Burada bin tane garson var. Yemek yiyenler de garson. Dart atıp hangisini seçtiğini belirtmen gerek. Bak, hepsinin sırtında bir hedef tahtası var.

Arci: İçkimin en az elli litresini tüketen bir hayvanı şikayet etmek benim hakkım. Hepsi gelsin. Baksanıza laaan!

Bay X: Affedersiniz, sohbetinize kulak misafiri oldum da... Onlara öyle ulaşamazsınız. Yanınızda toplu iletişim kuran yeni nesil bir phosok telefonu taşımanız gerekir...

Ben: Öyle diyorsunuz da, niye hepsi buraya bakıyor o zaman şimdi? Topunun da gözleri şaşı olamaz ya.

Bay X: Bakın, her yerde resimleriniz asılı, sizi arıyorlar.

Arci: Aha! Aramızda da sen duruyorsun.

Bay X: Öyle, tam yirmi dakika kaldı. Hep beraber suç işleyeceğiz.

Ben: Adını bahşeder misin bize lordum?

Bay X: Adamo Paşa’yım ben. 370 yıl önce öldüm. Biraz önce burada açtım gözlerimi.

Arci: Ölmek nasıl bir duygu, sevişmekten daha mı zevkli?

(Adamo Paşa olmayan gözlerini kırpıştırır.)

Ben: Diyelim ki mantı yerken öldük, o his kaç gün kalıyor damakta?

(Adamo Paşa ayağa kalkar. Bir çınarın onda biri kadar ama yine de heybetlidir.)

Arci: Ölüler rüya görür mü paşam?

Ben: Mezarlıkta bir çıkış var di mi? Öyle di mi paşam? Sıkılan çıkıp dolaşıyor olmalı arada.

Arci: Cevap versene lan godoş! (Bana bakar Arci ve güler.) Ha ha haaa!

Ben: Ciddi göründüğüme bakma, gülüyorum şu anda.

(Adamo Paşa ıkınmaktadır. Birkaç küçük diş ağzından fırlar. Etrafa toz toprak saçılır. Arci kafama bir şaplak atar.)

Arci: Bak! Masamıza bir uçak indi.

Ben: Buna da gülmem mi lazım?

Adamo Paşa: Zaman geldi çocuklar. Haydi bismillah!

Arci: Ne zamanı!

Adamo Paşa: Uçağı Kenya’ya kaçıracağız.

(Yürüyüp uçağa girer Adamo Paşa. Arkasında bıraktığı bir öbek boka bakarız bizi. Kömüre benzemektedir. Yok yok, kesin kömürdür.)

Ben: Gidelim bari. Uçak serindir şimdi.

Arci: Yapacak bir şey yok. Yaşlılara saygıda kusur etmeyen bizler bir ölünün lafını dinlememezlik etmeyeceğiz herhalde.

Ben: Peki uçakta yer kalmasa, kalkıp kendi yerine Adamo Paşa’yı oturtur musun?

Arci: Yok artık lan! Saçmalama. Ölü o. Niye otursun ki?

23 Ağustos 2007 Perşembe

ARKADAŞLARLA ARKAİK SOHBETLER 1

Sayko: Dedem söylediydi. Bir yüzbaşı osurduğunda tüm tabur “Çok yaşa!” diye bağırırmış.

Ben: Bu doğru. Daha geçen gün bir yüzbaşıyla karşılaştım. Dişlerine baktım, tam 437 yaşındaydı.

Gamlı: Filmlerde osuruk efekti kullanmak peliküle zarar veriyormuş, o yüzdenmiş hiçbir kahramanın osurmaması.

Sayko: O zaman bi de şunu dinle: Kobra yılanları Kemal Sunal filmi görünce kıkır kıkır gülmeye başlıyormuş . Yılan yetiştiricisi bir arkadaş söylediydi.

Ben: Komedyenler de kendini aynada görünce ağlamaya başlar.

Gamlı: Bir yılana hapşırık tozu verilse grip olur bence.

Ben: İlk grip olduğumda garip bir şekilde orgazm olmuştum. Bir daha asla tekrarlanmadı.

Sayko: Biraz önce yalan söyledim. Öyle bir arkadaşım yok. Karafatma terbiye eden var ama...

Gamlı: Ben de yalan söyledim. Beynimde dönenlerden başka hiçbir şey yaşamadım bugüne kadar.

Ben: Hiç yalan söylemedim ben. Hep başkalarının yalanlarını tekrar ettim.

Sayko: Terbiyeci arkadaşıma bakın! Üstümüzde. Bize bakıyor.

Gamlı: Ne kadar büyükmüş! Sanki altımızda da aynısından var.

Ben: Üçümüz aynı anda konsantre olup beyin dalgaları gönderirsek onu alık olduğuna inandırabiliriz.

Sayko: Böylece?

Gamlı: Böylece çırak olarak kullanabiliriz onu!

Sayko: Bir çırağa hizmet etmek benim için şereftir.

Ben: Benim için de...

Gamlı: Ben sıkılırım aslında...