küresel savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küresel savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2007 Pazartesi

Savaş ve Maliyetler - Hüseyin Baş – Değişen Dünyadan

ABD’nin ve ölüm tiacetinden milyalar vuran askeri askersel sanayi devlerinin, Bush’lu ya da Bush’suz farketmez, silahlanma yarışının tatlı karlarından, egemenlik alanlarını küresel ölçekte sürekli genişletmekten vazgeçmeleri söz konusu değildir. Wall Street savaşı boşuna sevmez. 2000 yılının durgunluğunda dibe vuran New York Borsası, Irak’ın işgaliyle üç ayda 1000 puanlık tarihi bir artış sağlamıştır. Pentagon’un bütçesi 2000 yılından bu yana her yıl yüzde 5 artarak 2007’de Irak ve Afganistan savaşlarının ek harcamaları hariç, 500 milyar dolarına sınırna dayanmaıştır. Silahlanma yarışının başka bir öldürücü yanını ise gelişmekte olan ülkelerin, sosyal kalkınmalarına ayırmaları gereken paraları silahlanmaya yatırmaları oluşturmaktadır.

1978 yılında yapılan bir araştırmada son otuz yılda 69 ülkenin 119 silahlı çatışmada karşı karşıya geldiği saptanmıştır. Bugünkü savaş ve çatışmaların sayısı, kuşkusuz çok daha fazladır. Yine 1970 sonlarında İsviçreli bilim adamı Jean-Jacques Babel’e göre 5 bin 600 yılda patlak veren 14 bin 500 savaşta , o günkü dünya nüfusu kadar insan ölmüş, 110 milyon insan da sakat kalmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın maliyeti 4 trilyon dolardır. Emperyalizmin 20. yüzyılın 68 yılında kundakladığı 32 savaşın maliyeti en az 6 bin 500 trilyon dolar düzeyindedir.

Silah devleri hafif silahlardan da yüklü paralar kazanmaktadır. Bireysel silahların da sayısı 600 binin üzerindedir ve her yıl 500 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır...

Silah devlerinin güçlü lobilerinin kırılması için bakalım kaç milyon kişinin daha ölmesi gerekecek?

26 Eylül 2007 Çarşamba

BİENAL, Zorunlu Kısa Bakış

Antrepo No:3’ü ve AKM’yi dolaştım sonunda ve her bienalde olduğu gibi, yüzlerce uyduruk işin arasında zeka pırıltısı içeren sanat ürününün bir elin parmaklarından az olduğunu görmek bir kez daha canımı sıktı. Fakat bazı sanatçılar da aradan sıyrılıp kuşkucu ve sinameki adamları bile kendinden geçirebiliyor. Xu Zhen de böyle işte. Salonun ortasında, camekanın içinde bir kaya parçası görüyorsunuz içeri girince. Çevresi kamp çadırları ve malzemeleriyle kaplanmış. Yanda bir video. Tipi delice bir rüzgarla dağı uçuracak gibi. Orada beş, altı mühendis. Yanlarında getirdikleri özel makine bir türlü çalışmıyor. Zorlukla hareket ediyorlar. Anlatıcı, çinli mühendislerin oraya Everest’in doruğundan 2.5 metrelik bir parça kesmek için çıktıklarını anlatıyor. Her şey o kadar gerçekçi ki... Dönüp sahte dağ zirvesine bakıyorsunuz salondaki ve bir an gidiyorsunuz inanıp inanmamak arasında.

Orada işe bakarken aklıma şöyle bir fikir geldi. Dağcısınız ve gerçekten de önemli dağların zirvelerini kesip başka yere taşıyorsunuz. Böylece artık o zirveye ulaşan ilk kişi oluyorsunuz. Ha ha haa.

Neyse, konumuza dönelim: Yine AKM’de Nancy Davenport’un toplu yaşam alanlarına bakışı da hoşuma gitti. Antrepo No:3’de ise; Fikret Atay’ın darbukacı çocuğu, Democracia’da orta sınıfın gecekondu mahallelerinin yıkılışına verdiği seyirci ve alkış desteği, Cristina Lucas’da yıl yıl tarihte siyasi harita değişimleri, Michael Rakowitz’in atık malzemeden tarihi işler yaratması, Taio Kimuna’nın duvarın yanına çömmüş küskün çocuğu, Fernando Sanchez Castillo’nun bir künk peşinde enteresan sahneleri görülmeyi hakedenler arasında.

Küresel çağda iyimser olalım da bu kadar da değil. Sonuca gelirsek; Hou Hanru sınıfta kalmıştır ve tarihi gerçekleri yok sayıp ettiği “tepeden inme demokrasi” gibi haddi olmayan kelamları bir tarafa bırakıp kıçına baka baka Amerika’ya dönmelidir.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.