18 Mayıs 2012 Cuma

Yeniçeriye Tavsiyeler - İhsan Oktay Anar

Devletlu, Azametlû, Kudretlû Padişah Efendimizin Ferman-ı Humayûnları gereği hazırlıkları başlayan Tırnava Seferi'nde, bazı müşküllere maruz kalmamasını dilediğim kapıkulu efradına tavsiyelerim odur ki;

1. Önce silahını gözden geçir. Tüfenginin falya deliği çevresinde eğer ki bir çatlak varsa tetiği çektiğin anda silah, namlu dibinden patlar ve Allah korusun, yüzünü darmadağın eder.

2. Tüfengin fitiliyse, bu fitilin güherçilesinin iyi cins olması gerekir. Bunu ancak tadarak anlayabilirsin. Bundan baska, tüfenginin yılankavisinden geçirilirken fitilden güherçilenin pul pul dökülmemesi icap eder. Yoksa yılankavi, falya tavasına değdiğinde yemleme barutu ateş almaz.

3. İyi cins barut kullan. Tadıldığında barut, acı ve tuzlu ise kötü, dili ısırıp biraz da tatlı hissi veriyorsa iyidir. İyi barut bulmak istersen Kadıasker Mahallesi'nde, Şehzadebaşı'nın arkasındaki silahçılar çarşısında dükkan işleten Himmet Usta'ya git. "Beni Uzun İhsan gönderdi" de. Selamımı da söyle. Tezgah altından sana en iyi barutu verecektir.

4. Kılıncın keskin olmalı. Bazı yeniçeriler üçü beşi bir araya gelip yuvarlak bir kalıbın içine zift ve kum dökerek karıştırırlar ve tekerlek şeklindeki bu bileği taşını pedalla döndürüp kılıçlarını bilerler. Sen böyle yapma. Kılıncının keskin olmasını istiyorsan Malta taşından şaşma.

5. Eğer ki şu yeni icat çakmaklı tüfenklerden birini kullanıyorsan, horozun mengenesine sıkıştırılmış çakmak taşının falyaya çarptığında ara sıra kırılacağını bil. Bunun için yedek çakmak taşların yanında hazır olsun. Mengene paslanmış olmasın, yalama olmamasına da dikkat et.

6. Soğuk iklimde bir kâfiri katlettikten sonra, kılıncındaki kanı mutlaka sil ve ondan sonra kınına sok. Çünkü hava soğukken kan donar, kılınç da kınına yapışır. Böylece tehlikeli bir durumda ne kadar asılırsan asıl, kılıncını kınından çekemezsin.

7. En az 2 karış enindeki bir kuşağı beline 40 kere dola. Bu sayede göbek düşme illetinden korunursun. Ayrıca böbreklerini de üşütmezsin. Ayağına yemeni yerine çizme giy. Çünkü insan en başta ayaklarından üşütür.

Ey yeniçeri! Sana son tavsiyem, esame defterini veya ocaktaki kaydını bir başkasına devredip ocaktan ayrılman ve Galata'daki, Kefeli'nin meyhanesinde kafayı çekmendir. Çünkü en cilveli köçekler buradadır. Bunu yapacak kadar cesursan, bir o kadar da mutlu olacağını bil.

8 Mayıs 2012 Salı

İstikrarsızlığın İstikrarı… - Ergin Yıldızoğlu



ILOnun (Uluslararası Çalışma Örgütü) yıllık, Dünya Çalışma Raporu (World Work Report 2012) yayımlandı. Raporun bulguları kapitalizmin ne kadar istikrarlıbir üretim tarzı olduğunu bir kez daha gösteriyordu. Gerçekten de, kapitalizm düzenli olarak mali krizler yaratıyor, bu krizlerde her zaman aynı toplumsal sorunlar ortaya çıkıyor, krizin, maddi, mali ve manevi yükü, mala ve cana getirdiği zarar eninde sonunda geniş halk yığınlarının, emekçi sınıfların sırtına yıkılıyor.

ILO raporu özellikle gelişmiş ülkelerde, işsizliğin öncelikle gençler arasında arttığını gösteriyor. ILOnun diğer bulgularına bakmadan önce, salt bu verinin ahlakı hatta tarihsel anlamı üzerinde, toplumdaki yaşlı (emekli), hasta, sakat, engelli nüfusun durumuyla birleştirerek biraz düşünmek istiyorum.
Karşımızda öyle bir uygarlık var ki, toplumun neredeyse binde birinin, toplam gelirin dörtte birine el koymasına izin verirken, yeni yetişen kuşaklarının üretken kapasitesini hatta yaşamlarını ziyan ediyor. Bu uygarlık, yaşamı boyunca çalışmış, vergilerini vermiş, topluma katkılarını yapmış, sonunda tükenmiş vatandaşlarına artık bakmak istemiyor. Onurlu bir yaşam sürdürebilmek için toplumun desteğine gereksinim duyan engelli, hasta ve insanca yaşam sürme olanaklarından yoksun vatandaşlarına destek olmak için ayrılan toplumsal fonları her fırsatta tırpanlıyor, adına da tasarruf önlemleri diyor. Dahası bu tasarrufları, büyük bankaları desteklemekte kullanıyor. Dahası bu uygarlık, toplumun kaynaklarıyla karşılanması gereken hizmetleri hayır kurumlarına devrederek, varsılların kaprisine terk ediyor. Böylece kapitalist kriz adeta feodal toplumu anımsatan özellikler sergilemeye başlıyor: Toplumun geri kalanının yaşamıyla ilgilenmeyen süper zengin, süper güçlü bireyler ve sadaka kurumları.
ILO raporuna dönersek, uzun dönemli işsizlik, toplam çalışanlar içinde güvencesizlerin, sendikasızların, tam gün çalışamayanların oranı, krizin dördüncü yılında artmaya devam ediyor. Toplumdan umudunu keserek iş aramaktan vazgeçenlerin sayısı da artıyor. Bu umutsuzluk kapitalist uygarlığın iflas ettiğini bir kez daha gösteriyor.
Mali krizin birinci yılında ILO 50 milyon yeni işsiz yaratıldığını açıklamıştı. Rapor, üç yıl sonra, bu 50 milyon kaybın hâlâ giderilemediğini tespit ediyor. Pazartesi yazımda kemer sıkalım, piyasalara güven gelsin, ekonomik büyüme başlardenkleminin bir mitoloji olduğunun ortaya çıktığını aktarmıştım. ILO raporu, emek piyasalarının esnekleştirilmesiyle, yeni iş yaratılması arasında olumlu bir ilişkinin bulunamadığını saptayarak, sendikalar güçlü, işçilerin çok fazla hakları var ondan işsizlik azalmıyorsavının da bir mitoloji olduğunu ortaya koyuyor. Kısacası, neoliberal ekonomistlerin hepsinin birer yalancıve sınıf savaşçısıolduğu artık tartışma götürmez bir biçimde ortaya çıkıyor. Bu yüzden olacak ILO kaygılanmaya başlamış: Hemen her yerde toplumsal huzursuzluklar artıyor: özellikle Avrupa ve periferisinde (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) daha da artacak diyor.
Aslında hep aynı şey...
....
Bugünkü yapısal krizde, onun mali kırılma (mali kriz) noktasında yaşanan toplumsal sorunlar da, daha önceki krizlerde yaşanan toplumsal sorunlardan öz itibarıyla farklı değil. Kısacası yapısal kriz başladığından bu yana olanlar, daha önce de olmuştu. Öyle ki, tarihsel hafızaya sahip biri olarak, Soros serbest piyasa demokrasiyi öldürecekdiyor, Şimdi kaldırdığınız denetimler zamanında neden konmuştu anımsıyor musunuzdiye soruyordu.
Bir önceki yapısal krizde faşizm, büyük güçler arası rekabet ve savaş, hatta devrimler gibi büyük olaylaryaşandı. Bunlar bugün henüz gündemde değil. Ancak faşist partiler başlarını kaldırıyor, büyük güçler arası rekabet yoğunlaşıyor, totaliter eğilimler yine güçleniyor, toplumsal muhalefet yine patlamalarla yükseliyor. Diğer bir deyişle tarihin yönünü belirleme olasılığı, hâlâ ortada duruyor.

Weapons Of Mass Distraction


10 Nisan 2012 Salı

Blaz Porenta







Anthology Of The Day

Otis Rush – All Your Love
Elmore James – It hurts me too
The Black Keys – I'll Be Your Man
The Jimi Hendrix Experience – Red House
John Lee Hooker – Sugar Mama
Alabama 3 – Woke Up This Morning
Stevie Ray Vaughan – Little Wing
John Mayall - Double Trouble
Big Mama Thornton – Hound Dog
Little Walter – My Babe
J.J. Cale – After Midnight
The Black Keys – Everywhere I Go
Eric Clapton – They're Red Hot
Janis Joplin – Try (Just A Little Bit Harder)
Muddy Waters – Still a Fool
John Lee Hooker – Tupelo
Etta James – I'd Rather Go Blind
Tom Waits – Jockey Full Of Bourbon
Ry Cooder – Viola Lee Blues
G. Love & Special Sauce – Blues Music
Albert King – Born Under A Bad Sign

Blaz Porenta








Monuments From Russia






Oistrakh plays Prokofiev Violin Concerto No. 1 op. 19 - I. Andante


9 Nisan 2012 Pazartesi

Anthology Of The Day

Kasabian – Re-Wired
The Violet May – Queen Teen
Franz Ferdinand – No You Girls
The Black Angels – Empire
Kings of Leon – My Party
Feist - The Bad In Each Other
The Do – Too Insistent
M Ward – Lullaby + Exile
M Ward – Oh, Take Me Back
The Black Angels – Empire
Mark Lanegan Band - The Gravedigger's Song
Damien Rice – The Blower’s Daughter
Kaizers Orchestra – Diamant Til Kull
The Tallest Man on Earth – The Sparrow and the Medicine
Zita Swoon – I Feel Alive In the City
Elbow – The Fix
Elbow – Forget Myself
The Raconteurs - Carolina drama
The Kills - Cheap and Cheerful
Major Parkinson – I’m Erich
Major Parkinson – Downtown Boogie

The Raconteurs - Carolina drama


İçimde yaşadığını biliyordum, her an beni izlediğini biliyordum ama bir gün onunla tanışmanın beni öldüreceğini tahmin edememiştim...

5 Nisan 2012 Perşembe

Hep Aç

Sessizliği yediğim söylenir, dilim dilim kestiğim yokluğu ve azcık limonla yıllarca bıkmadan kemirdiğim kaybedişi
doymak bilmediğim, hep aç
varoluşa nasıl da ağzım sulanarak baktığım, tatlı istediğinde canım
ve benim de nar gibi kızarmış,
koca bir tavuktan farksız göründüğümü
memelerimden tarçınlı ballar
gözlerimden kremalar fışkırırken
içimden gelen tek bir sözle yüzyılların saklı tatlarını,
gölden yeni çıkmış kurulanan bir kopek gibi etrafa saçtığımı bilmeden…

Elmore James - It Hurts Me Too


Aynı yerden geçiyoruz her seferinde, aynı yerden, daha önce hiç gidilmemiş. Bir yara bırakıyor üstümüzde, küçük bir yara, acıtmamış bir kez bile...

Witold Wojtkiewicz