19 Eylül 2011 Pazartesi

Anthology Of The Day

Eloy – Incarnation Of The Logos
Manfred Mann’s Earth Band – Demolition Man
Art Zoyd – Simulacres
Art Ensemble Of Chicago – Odwalla
Yes – The Gates Of Delirium
Ornette Coleman – Eventually
Thinking Plague – This Weird Wind
Steroid Maximus  - The Trembler
Moondog – Surf Session
Jimi Hendrix – Spanish Castle Magic
Frank Zappa – Don’t Eat The Yellow Snow
The Kinks – A Well Respected Man
Captain Beefheart & His Magic Band – Autumn’s Child
John Mayall – A Big Man
Manfred Mann – Do Wah Diddy Diddy
Johnny Winter – Dallas
Jason Webley – Last Song
Alémayéhu Eshété – Tchero Adari Négn
Gétatchéw Mékurya – Muziqa Heywété
Fela Kuti – Lady
Fanfare Ciocarlia - Nicoleta
Martina Topley-Bird – Poison
Elysian Fields – Black Acres

Ian Ledward

 

 



16 Eylül 2011 Cuma

Türkiye Durum Raporu

Yılmaz Özdil - Mit'oloji yazısından:
TBMM Milletvekilleri hapiste.
Genelkurmay
Başkanı istifa etti.
Kara Kuvvetleri
Komutanı istifa etti.
Hava Kuvvetleri
Komutanı istifa etti.
Deniz Kuvvetleri
Komutanı istifa etti.
Harp Akademileri
Komutanı içerde.
Emniyet, cemaat.
Anayasa Mahkemesi, başkanı iktisatçı… Yargıtay, başkanının manşetlere çıkarılan özelliği Bülent Arınç’ın arkadaşı olması… Danıştay, başkanına gelince, kurban olduğum Allahım verdikçe veriyorsun… Sayıştay, hakeza… Yüksek Seçim Kurulu, vekil adaylarına aday olamazsın deyip, sonra pardon aday olabilirsin demesini boşver, oy pusulası bastırdı, 12 trilyona, bi itiraz edildi, aynı oy pusulasını aynı firmaya bastırdı, bu sefer 1 trilyona.
ÖSYM, şifre.
YÖK, başkanı bırak rektörlüğü dekanlık bile yapmadı, rektörler hapiste.
Türk Telekom, Arap.
Tekel, British American.
TRT, borazan.
RTÜK, eski başkanı, kankası olan tivicilerle Deniz Feneri’nden tutuklandı.
Diyanet İşleri, başkanı istifa etti. Devlet Planlama Teşkilatı, kapatıldı. Taş Kömürü Kurumu, seçmene avanta… Toprak Mahsulleri Ofisi, 126 ülkeden toprak mahsulü ithal ediyoruz. Devlet Su İşleri, dereleri bile satıyorlar. Türk Tarih Kurumu, başkanı alengirli işlerden yargılandığı için görevden alındı. Kızılay, başkanı Somali’ye makarna götürürken Kılıçdaroğlu’nu da götürmeye kalkınca, istifa etmek zorunda kaldı. Türkiye Bilimler Akademisi, bilimi budanıyor, ak’ademi yapılıyor, bilim adamları komple bırakmak üzere.
Futbol Federasyonu.
UEFA kovdu.
Adli Tıp Kurumu, prostattan git, hamile raporu versinler… Türkiye İstatistik Enstitüsü, kışın mayoyu, yazın sobayı hesaplıyor, enflasyon düşüyor, Rahmi Koç’un maaşıyla senin maaşı toplayıp, ikiye bölüyor, kişi başına düşen milli gelirin oluyor. Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü, seçim yaklaşırken ölüler diriliyor, seçimden sonra ölüler gene ölüyor. Türkiye İş Kurumu, pariteden kazanmak için dolar satıyor, oyisidi’ye göre genç işsizliğinde dünya şampiyonuyuz. Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü, statü malum… Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, kafayı biraya taktı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, telekulak… Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, böceklerimizi bile araklıyorlar. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, heykel yıkılıyor. Kültür Varlıkları Genel Müdürlüğü, en son herkül’ü çaldılar. Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü, fırınlarda fareler cirit atıyor, kırmızı biberde kiremit tozu, zeytinde ayakkabı boyası var, bayat tavuğu beyaz görünsün diye klora batırıp, küflenmiş peyniri jelle harmanlayıp taze kaşar diye kakalıyorlar. Türk Standartları Entitüsü, helal gıda standardı çıkarıyor! Maden Tetkik Arama, her seçim arefesinde bulduğu bilmem kaç milyar dolarlık yüksek graviteli petrolü bi türlü çıkaramadı. Et Balık Kurumu, çipura çiftlikten, inek Şili’den… Türk Hava Yolları, denince akla deve geliyor.
Atatürk Kültür Merkezi, başbakanımızın laiklik dersi verdiği dakikalarda, Milli Eğitim Bakanlığımızın yapısı değiştirildi, laik vatandaşlar yetiştirme görevi defterden silindi.

14 Eylül 2011 Çarşamba

Anthology Of The Day

Radiohead – There There
Petrojvic Blasting Company – Sinking Ships
Baby Dee – Endless Love
Roger Waters – 4.37am
Pink Floyd – The Nile Song
Dün – Dun Ringill
JethroTull – Aqualung
Tom Waits – Who Are You?
Tom Tom Club – Dogs in the Trash
Reverend Glasseye – Oh Lord, Why Have You Been So Cruel to Me?
The Sensational Alex Harvey Band – Next
The Dirty Dozen Brass Band – John The Revelator
Axel Krygier – Zorzal
Traffic – Forty Thousand Headmen
David Bowie – Modern Love
Elton John – I’m Still Standing
Harry James & His Orchestra – Back Beat Boogie
Mahmoud Ahmed – Ere Mela Mela
Mulatu & The Heliocentrics – Mulatu
Justin Adams & Juldeh Camara – Tonio Yima
Mahmoud Ahmet – Kulun Mankwalesh

12 Eylül 2011 Pazartesi

Sanjuro - Akira Kurosawa


Sinema dünyası bu kadar etkili bir düello sahnesi daha görmedi.

Fellini's Roma


Halka açık mekanların keşmekeşini kimse böyle anlatamadı.

Enkel Dika




11 Eylül'ün Ekonomik Bilançosu

11 Eylül saldırısının yarattığı yıkım sigorta sektörüne 4.55 milyar dolar yük getirdi. 2001de ABDnin savunma harcamaları 304 milyar dolar dolayındaydı, 2008’de 616 milyar dolara çıktı, 2010’da 1 trilyon dolara ulaştı. 11 Eylülden sonra kurulan İç Güvenlik Örgütü, 10 yılda 360 milyar dolar harcadı. Washington Post geçen yıl yayımlanan bir araştırmasında, 1200 yeni güvenlik örgütünün kurulduğunu, 2000 yeni personelin işe alındığını aktarıyordu. Bu alana da 330 milyar dolar civarında kaynak aktarılmış. “Terörizme karşı küresel savaş”, Afganistan ve Irak işgallerinin maliyeti 1.2 trilyonla 4 trilyon dolar arası bir rakamdan oluşuyor. Bu verilerden hareketle, savaştan kazançlı çıkan kesimin savunma ve güvenlik endüstrisi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, bu kesimin kazancı, borç köpüğünü büyüterek, finansal krizin zeminin oluşmasına katkıda bulundu, ABD ekonomisine, genel olarak kapitalizme pahalıya patladı. 2001’de ABD bütçesi 128 milyar dolar fazla vermişti. 2008de bütçe 450 milyar dolar açık veriyordu. Bu yıl bütçe açığının 1.3 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. ABD devlet borçlarının GSMHye oranı 2001’de yüzde 32.2ydi, 2009da 53.3e yükseldi.
ABDnin Çinle yaptığı ticarette verdiği açık 2001 yılında 83 milyar dolar, Çine borcu 78 milyar dolardı. Geçen yıl bu açık 273 milyar dolara yükselmişti, borçlar da 1 trilyon doları geçmişti.
Bu nedenlerden olacak, Standart Chartered Bankın baş ekonomisti Gerard Lyons Geçen on yılın en önemli üç sözcüğü terörizme karşı savaş değil, bu Çinde yapıldı idi; gelecek on yılda da bu Çin malıdırolacakdiyor.

Ergin Yıldızoğlu'nun yazısından alıntılanmıştır.

Dine Batış


Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser Türkiye'nin ranta dönük din olgusuna esir edilişini rakamlara döküyor: Türkiye'de kaç okul var? 67. 000. Kaç hastane var ? 1. 220. Kaç sağlık ocağı var ? 6.300.  Peki kaç cami var? 85.000. Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor. Peki, kaç kilise var ? 270. Kaç cemevi var ? 100. Türkiye'de kaç doktor var ? 77.000. Peki, kaç din görevlisi var ? 90.000. Türkiye'de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor. Eğitim-Sen'e göre Türkiye'nin 200 bin öğretmen açığı var. Türkiye'de kaç kütüphane var? 1.435. Almanya'da kaç kütüphane var? 11.000. Türkiye'nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var ? 13. Kaç kentte kuran kursu var? 81. Bu kursların toplam sayısı kaç? 3.852. Türkiye'de 1 opera, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var. Peki, kaç tane 'cami yaptırma derneği' var ? 35. 000. İçişleri Bakanlığı'nın bütçesi ne kadar ? 783 trilyon. Ulaştırma Bakanlığı'nın ? 678 trilyon. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın ? 677 trilyon. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ? 632 trilyon. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın? 280 trilyon. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın? 249 trilyon. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın? 404 trilyon. Sadece Sünnileri temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi nekadar ? 1.3 katrilyon. 8 bakanlığın bütçesi kadar. 22 üniversitenin toplam bütçesine denk.

4 Eylül 2011 Pazar

Tchaikovsky Keşfi

Fazıl Say'dan Tchaikovsky'nin Keşfi İçin Tavsiyeler 1- Romeo Juliet (Bernstein yorumunu tavsiye ederim) 2- 6. Senfoni Pathetique (Karajan yorumunu tavsiye ederim ) 3- 1. Piyano koncertosu (Horowitz yorumunu tavsiye ederim) 4- Piyano keman viyolonsel icin TRIO (Richter yorumunu tavsiye ederim) 5- Fındıkkıran Balesi (Londra balesi Svetlanov yorumunu tavsiye ederim) 6- Serenad Melancolique (Oistrach yorumu)

2 Eylül 2011 Cuma

Anthology Of The Day

Radiohead – Suck Young Blood
Tom McRae – A Day Like Today
The The – This Is The Night
Sixteen Horse Power – Scrawled In Sap
Peter Gabriel – Solsbury Hill
Madrugada – Majesty
P. J. Harvey – The Wind
Led Zeppelin – Friends
Frank Black – If Your Poison Gets You
Frank Black – Teenager Of The Year
David Bowie – John I’m Only Dancing
Beck – Walls
Iggy Pop - Football
Mad Season – Long Gone Day
Noir Desir - Septembre en attendant (un jour à Belgrade)(Andrej mix)
Noir Desir -One trip,One noise (Treponem Pal mix by Rasboras inc)
Oasis-The Importance of Being Idle
The Raveonettes – Chain Gang Of Love
The Jon Spencer Blues Explosion – Blue Green Olga
Eagles Of Death Metal – I Only Want You
Baby Shambless – Fuck Forever
Editors – Blood

26 Ağustos 2011 Cuma

Jonas Löfgren









Jian Chong Min






Anthology Of The Day

James – Waltzing Along
Paolo Nutini – Coming Up Easy
Rod Stewart – Maggie May
Firewater – Woke Up Down
Mark Lanegan – Don’t Forget Me
Kate Bush – Wuthering Heights
Bob Marley – Forever Loving Jah
Dinah Washington – I’ve Got You Under My Skin
Alphaville – Forever Young
Mike Oldfield – Moonlight Shadow
Billy Idol – Rebel Yell
Talk Talk – Life’s What You Make It
Depeche Mode – It’s No Good
AHA – Take On Me
Wings – Nineteen and Eighty Five
Paul McCartney – Tug Of War
REM – Man On The Moon
Radiohead – House Of Cards
Massive Attack - Teardrop
The Charlatans – I Just Can’t Get Over Losing You
Blonde Redhead – Falling Man
Broken Social Scene – Stars and Sons
The Tiger Lillies – Pretty Lisa
Clare Fader – Animal Charm

Dilediğimce

Ah, Tanrı dünyayı yeniden yaratsaydı
Yaratırken de beni yanında tutaydı;
Derdim: "Ya benim adımı sil defterinden,
Ya da benim dilediğimce yarat dünyayı."

Ömer Hayyam

Şanslı Birkaç Kişi

Şanslı birkaç kişiden biriyim ben
Koku duyusu olmayan

Patron hak iddia eder de
Karımla düşüp kalkmak isterse
Karışmam karımın banyoya girmesine
Karışmam en güzel elbiselerini giymesine,
Kokusu duyulmaz özendirme partisinin;

Onur Bakanı çelerse kızımın aklını
ve susturursa beni bir ihale vererek
Babalık ücreti olur bu
Salmaz kokusunu;

Para ayinleri nedeniyle büyücü doktora
Götürürsem eğer annemi
Beklemeyin hatırlamamı
Yıllar önce kesilmiş
Göbek bağı kokumu
Ya da kokusunu birleşen kanın
Atarsam kardeşimin kellesini
Awure çorbasına

Almıyorum ufacık çocukların
Açlık geğirtileri kokusunu
Köpeğime yedirmek amacıyla
Ekmeklerinden kopardığımda;

Şanslı birkaç kişiden biriyim ben
Koku duyusunu yitirmiş

Edward Oluwafemi Oladepo Ojo Fatoba 

Fahişe

Ne kadar çok tanrı var
Seks kaldırımlarında yürürken
Fahişelerin adımlarına yol gösteren;
Utangaçlığın iktidarsız kıldığı
Ergenlerin tanrısı,
Hep aynı tarafa yatmaktan usanmış
Evli adamların tanrısı
Başkalarının arzularına bel bağlayan
Pezevenklerin tanrısı,
Yardımcıları devriye arabalarının
Koltuklarının altına gizlenen
Polislerin tanrısı,
Yirmi santimlik tokmağıyla
Ortak erdemi elinde tutan
Yargıçların tanrısı
Kahrolası zeytin dalıyla birlikte sağa sola saldıran
Papazların katolik tanrısı
Kocaları uykularında konuşmayan
Ve artçı etkiler duymayan
Ev kadınlarının tanrısı.

Edward Oluwafemi Oladepo Ojo Fatoba

19 Ağustos 2011 Cuma

Anthology Of The Day

Black Sabbath – Planet Caravan
Rainbow – Stargazer
Uriah Heep – Easy Living
Deep Purple – Anyone’s Daughter
Emerson Lake & Palmer – Still You Turn Me On
AC/DC – You Shook Me All Night Long
Golden Earring – Radar Love
Cheap Trick – Oh Caroline
Nick Drake – Cocaine Blues
Ramblin’ Jack Elliott – Cocaine
Firewater – I Often Dream Of Trains
Louis Armstrong – All Of Me
Reverend Glasseye – No Road Out Of Houston
Clarence Williams’ Blue Five – Cake Walking Babies
Chuck Prophet – The Hurting Business
Mussorgsky – Night On The Bare Mountain
Art Zoyd – La Ville
Miriodor – Pyramide
The Black Heart Procession – It’s A Crime I Never Told you About The Diamonds In Your Eyes
The Decemberists – The Wanting Comes in Waves/Repaid
The Walkmen - Victory

16 Ağustos 2011 Salı

Kargalar Oyuncaklar Saatler Traktörler ve Bulutlar




Caras Ionut

Tarihe Tanıklık - İslam Dünyası Neyi Nasıl Kaçırdı

Altın Çağ
8’inci ve 12’inci yüzyıllar arasında Müslüman düşünürlerin, Yunan bilim ve felsefesinin etkisinde olduğu görülüyor. O nedenle, İslam dünyasında bilgi üretimi ve eğitim kilise etkisindeki Hıristiyan dünyasından farklı bir gelişim çizgisi izledi. Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarından miras kalan çok zengin bir kültüre sahip olan Ortadoğu, ayrıca, Yunan ve Bizans’tan gelen eğitim görenekleri yanında İran ve Hint eğitim görenekleriyle de tanıştı; onları harmanladı. Bunun sonucu olarak Ortadoğu’da çok verimli bir bilim ortamı oluşmaya başladı. İslam bilimi bu zengin kültürün üzerinde yeşerebilirdi.
Abbasiler döneminde (750-1258) bilginlerin önü açılmıştı. Bağdat dünyanın bilim merkezi olmuş, bilginler bu merkezde toplanmaya başlamıştı. Beytü’l Hikme (Abbasi halifesi Me’mun tarafından 830’da Bağdat’ta kurulan kütüphane), Yunan, Latin, İran kültürü gibi farklı kültürlerin arapça çevirilerini içeren büyük bir kütüphane oldu. MÖ 300’lü yıllarda var olan İskenderiye Kütüphanesi’nin rolünü oynayabilecek hale geldi. Yazık ki bu kütüphane, Moğolların istilasıyla, 1258’ de Hülagû Han tarafından yakılmıştır.
Beytü’l Hikme dışında başka bir bilim merkezi olmadığı için, İslam dünyası o tarihten sonra bilgin ve filozof yetiştiren ortamdan yoksun kaldı. Bunun sonucu olarak, İslamın Altın Çağı (İslam Rönesansı) diye adlandırılan bu parlak dönem, meyvelerini veremeden kapanmış oldu. Bu olgu, kuşkusuz, yalnız İslam kültürü için değil, dünya kültürü için de büyük bir kayıptır. Ama İslamın Altın Çağı’nı kapatan başka nedenler de vardır.
Gerçekte, daha 1250’lere gelmeden, İslam dünyası bilimde ve eğitimde Ortaçağ katolik kilisesinin düşünce sisteminin etkisine girmeye başlamıştı. Bu yönelişte, akli ilimler yerine vahyi ilimleri öne çıkaran İmam Gazzâlî’nin etkisi büyüktür. Gazzali’nin Müslümanlıkta ağırlık kazanan görüşleri, Selçuklulara ve Osnanlılara da geçmiştir.
Zaman zaman İran, Moğol, Selçuklu ve Haçlı ordularının tehdidi altında kalan Emeviler ve Abbasiler Müslümanlığın yayıldığı geniş topraklarda merkezi bir otorite kuramadılar. Merkezi otoritenin olmadığı yerlerde yetişen Fârâbî (879-950), İbn Sînâ (980-1037) ve İbn Rüşd (1126-1198) gibi filozoflar İslami öğretiyi bilim ve felsefenin akılcı öğretisiyle birleştirmeye uğraşıyordu. Bilginin tevhidi diye adlandırılan bu akımın düşünürleri, böyle dar bir çerçeveye sıkışıp kaldığı için, ilham aldıkları Yunan düşünürlerini geçemediler.
Öte yandan, Beytü’l Hikme yakıldıktan sonra, İslam dünyası onun yerini alabilecek bir bilim merkezi kuramadı. Merkezi yönetimden uzak coğrafyalarda önemli filizlenmeler başladı; ama çabuk kurudular. Rasathaneler iyi almanaklar (zîc) düzenlediler. Almanaklar, yıldızların gök haritasındaki yerlerini, kıbleyi, namaz vakitlerini belirlemek gibi önemli sayılacak bilimsel bilgiler üretti.
Ancak daha öteye gidip İskenderiyeli Batlamyüs’ü aşamadılar. El-Harezmi (770-840), El-Battani (858-929), Ebul Vefa (940-998), Beyruni (973-1051) gibi adlar matematik, trigonometri ve astronomi alanlarında önemli pratik bilgiler ürettiler. Bunlar da büyük teoremlere dönüşemedi. Biyolojik bilimler, pratik tıp ve eczacılığın sınırlarını aşıp doğa araştırmasına dönüşemedi. Henüz kimya ile simya ayrımı yokken Câbir ibn Hayyân, İbnü’l Heysem gibi bilginler doğa bilimlerinde (fizik, kimya) deneye başvurdu.
Bütün bu çabalar, dünyada bilimsel bilgi üretimine atılan ilk adımlardan sayılırlar. Ancak sürekliliği olan devlet desteği alamadıkları için kurumlaşamadılar. Bilgi üretimi kuşaktan kuşağa geçmek yerine, hevesli kişilerin çabaları ve yaşamlarıyla sonlandı. Dolayısıyla, ortaya çıkan pratik bilgiler bilimsel teorilere dönüşemedi.
MARIFETULLAH (ALLAH’IN BİLGİSİ)
İslam dünyası 12’inci ve 18’inci yüzyıllar arasında, sanki kilisenin Avrupa’da yaptıklarını taklit etmiştir. Yunan felsefesi ve bilimi terkedilmiştir. Artık, ilim Halik’e ulaşmak için yapılacaktır.
Bunun sonucu ağır olmuş, İslamın altın çağı, giderek İslamın Ortaçağı ’na dönüşmüştür. Bu dönemde, önce Selçuklu Türkleri, sonra Osmanlılar merkezi İslam devletinin (en büyük) sahibidirler. Her büyük imparatorlukta olduğu gibi, devletin güvenliği ve devamı her şeyin üstündedir. İnanç (mezhep) tartışmalarına son vermek, İslam hukuku oluşturmak, amaca uygun eğitim kurumları kurmak öncelikli hedefler arasındadır.
Sünni öğretisi bu işe çok uygundur. “Akli bilimler” geriye itilmiş, “nakli bilimler” öne konmuştur. Halik ’e ulaşmayan mahlukat’ın bilgisi değersizdir. Medreseler, dergâhlar, tarikatlar din merkezli eğitim verirler. Bu dönemin mükellimleri “vahyi” bilgiyi “akli” bilgi ile bağdaştırmaya uğraşırken mutasavvıflar “vahyi” bilgiyi insanın duyu ve sezilerine dayandırmaya uğraşıyordu. Bilim ve bilgi üretimi ancak kelam, tefsir, hadis, fıkıh gibi İslami ilimlerden ibarettir. Bu çerçevede, “akli” bilgiler, ancak “vahyi” bilgileri açıklamak için vardır. Devlet desteği ile yaygınlaşan ve kurumlaşan medreselerde yapılan iş bilim değil, Ehlü’l- İlm adı verilen İslam bilginlerinin islami bilgiler öğretimidir.
Bazı medreselerde matematik ve astronomi derslerine yer verildiği görülse de bu alanlarda bilgi üretimi yoktur. Üstelik, altın çağ döneminde, Ehlü’l- İlm geçimini başka uğraşlarla kazanıyor, bilgi üretiminde bağımsız kalabiliyordu. Bu dönemde ise medresede öğretim yapan müderrisler, geçimlerini yaptıkları öğretim faaliyetinden kazanıyorlardı. Dolayısıyla, medresenin ilkelerine uymak zorundaydılar; bilgi üretiminde, altın çağın alimleri kadar özgür değillerdi.
Medreselerde öğretim dilinin Arapça oluşu ister istemez, Türk dilinin gelişip bilim ve kültür dili olmasını engellemiştir. Bilimsel kitapların Türkçe’ye çevrilmesine hiç gerek kalmaması, bilim terimlerinin Türkçe karşılıklarının üretilmesini gereksiz kılmıştır. Edebi eserlerde, Türkçe karşılığı olan kavramların Arapça terimlerle ifade edilmesi adeta eserin değerini arttıran bir modaya dönüştü. Sonuçta okumuş kesimin dili ve özellikle yazı dili halk dilinden tamamen koptu. Cumhuriyetin Türk dilini bilim ve kültür dili haline getirmek için harcadığı çabalar önemli başarılar sağlamıştır; ama dilde yaratılan sancıları toplum hâlâ çekiyor.
RÖNESANS
İslam dünyası kendi ortaçağına girmişken, Hıristiyan dünyası rönesansı yaşamaya başlar. 15’inci yüzyılda, Avrupa kentlerinde üniversiteler kurulmaya başlanmıştır. Bu üniversitelerin medreselerden önemli bir farkı vardır. Üniversiteleri kuran devlet değil, burjuva sınıfıdır. Dolayısyla, üniversiteler merkezi bir otoriteye bağlı değildir. Her biri kendi öğretim programını serbestçe düzenleyebilmektedir.
Rönesansın ortaya çıkış nedeni, kilise baskısını yoketmek, aklı özgürleştirmektir. Bu olgunun avrupa üniversitelerine büyük etkisi vardır. Her şeyden önce, üniversiteler laik eğitim yapıyor, profesörleri özgürce araştırma yapıyor ve düşüncelerini yayabiliyor. Orada bilim, medreselerde olduğu gibi “vahyi bilgi”nin nakli değil, “akli bilgi”nin üretilip yayılmasıdır.
İslam toplumu ile Hıristiyan toplumunu farklı biçimlendiren esas etmen budur. Beş yüzyıl “vahyi bilgi”nin nakli ile uğraşan islam toplumu bilgi üretimini unuttu. Hıristiyan toplumu ise, bu süre içinde, bağnazlıklardan sıyrılıp “akli bilgi” üretmeyi sürdürdü. Çok basit görünse de gerçek budur. Akdenizin güney sahilindeki toplumları kuzey sahilindeki toplumlardan farklı yapan neden, kaderleri değil, yüzyıllar boyunca onlara sunulan eğitim sistemidir. 12’inci yüzyıldan beri akıl melekelerini kullanmaktan alıkonulan toplumların bilgi üretmesi nasıl beklenebilir?
ZORUNLU UYANIŞ
18’inci yüzyıldan cumhuriyete kadar olan dönem, en büyük İslam devleti olan Osmanlı’nın varlığını sürdürme hamleleriyle doludur. Bilim ve teknoloji üreten Batı’nın askeri üstünlüğüne karşı koyabilmek için, Osmanlı, önce askeri okullarda “akli bilgi” öğretimini gerçekleştirmeyi istemiştir. 1772 yılında Topçu Mektebi, 1773 yılında Mühendishane-i Bahri-i Hümayun, 1775 yılında Hendese Odası, 1827 yılında Dar-ül Tıbb-ı Amire, 1839 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane, 1871 yılında Mühendishane açıldı. “Dünyevi” işlerle uğraşmayan medreselerden umudu kesen Osmanlı, sivil okullarda da “akli bilgi” öğretimine geçmeye başladı. 1839 yılında Rüştiye, 1845 yılında Mekteb-i Fünûn-i İdâdiye, 1848 yılında Darülmuallimin, 1859 yılında Kız Rüştiyesi, 1870 Darülfünun, 1870 Darülmuallimat, 1891 yılında Darülmuallimin-i Aliye kuruldu. Bu okulların açılışı ve açılanların ıslahı peş peşe geldi. Yazık ki çok geç kalınmıştı. Yeni okulların açılışı, Batı eğitim sistemi ile 7 yüzyılda oluşan uçurumu yok edemiyordu. Osmanlının yapmaya kalkıştığı her yenilik 7 yüzyılda “vahyi” bilgilerle dolan kafaların tepkisini çekiyordu. Gerçek olan şey, 7 yüzyılda “uhrevi” bilgilerle dolan kafalara “dünyevi” bilgileri sokmak mümkün olmuyordu. Osmanlı kaçınılmaz sona geldi.
TİMUR KARAÇAY

Agus Ampuh Wibowo




 
 

Din ve Hipokampus

Son yapılan bir araştırma, dini inanç spektrumunun zıt iki kutbunda yer alan kişilerin beyinlerindeki hipokampus bölgesinin atrofiye (hacim azalması, küçülme) olduğunu ortaya çıkarttı. Başka bir deyişle, yoğun dini deneyimler ile herhangi bir dine bağlı olmama durumunda hipokampus bölgesi küçülüyor.
Duke Üniversitesi’nden Amy Owen ve ekibinin beyin ile din arasındaki ilişki konusunda yürüttüğü araştırmanın sonuçları, 30 Mart tarihli PloSONE isimli online dergide “Dini Etmenler ve İleri Yaşlarda Hipokampusta Küçülme” başlığı altında yayımlandı.
Hipokampus kısa vadeli anıları, uzun vadeli anılara dönüştürmekte yaşamsal bir rol oynar. Aslında Alzheimer’lı hastaların kalıcı anılar oluşturamamasının nedeni hipokampuslarının atrofiye olmasıdır. Bu organ ayrıca hareketleri de etkiler. Özetle hipokampusun küçülmesi 1) yeni anıların oluşturulmasında 2) insanların yön tayininde sorun yaşamalarına yol açar.

Anthology Of The Day

Red Hot Chili Peppers – Otherside
Pixies – Here Comes Your Man
Frank Black – Test Pilot Blues
ELO – Above The Clouds
Roy Orbison – Only The Lonely
Foreigner - Urgent
Elvis Presley – Guitar Man
Nazareth – Love Hurts
The Kinks – You Really Got Me
Primus – Welcome To This World
Cat People – Everyone Can Tell You
David Bowie – Let’s Dance
Deus - Slow
Lunatic Soul – Summerland
Petrojvic Blasting Company – Fido Oro
The Peculiar Pretzelman – Gone to Jericho
Tom Waits – More Than Rain
Eliades Ochoa – Estoy Hecho Tierra
Ennio Morricone – For A Few Dollars More
Yann Tiersen – Les Jours Tristes
Tindersticks – Trouble Every Day

Tarihe Tanıklık - Bellek Şampiyonları

Kasım 2005’te Çinli işadamı Chao Lu, pi sayısını 67 bin 890’ıncı ondalık basamağına dek ezberleyerek Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Lu’nun basamaklar dizisini ezberlemesi bir yılını, basamakları ezbere okuması da 24 saati aşkın bir süreyi aldı.
Lu bu süreçte bir dizi biçimsel bellek geliştirme (mnemonik) yönteminden yararlandı.
Örneğin, sayılardan oluşan uzun bir listeyi ezberlemek için bu yöntemlerden yararlanan bir kişi, bellek bilimde “sesçil sistem” olarak bilinen bir yöntemle, 0 ile 9 arasındaki her sayıya ünsüz bir harf vererek sayıları dört basamaklı öbeklere ayırabilir.
Daha sonra her bir öbeğe ünlü harfler ekleyerek onları sözcüklere dönüştürebilir. Ardından her sözcük için bir imge oluşturulup, bu imgeler zeki bir “bellek sarayı” içindeki odalara yerleştirilebilir.
Bellektekilerin yerleştirilmesi amacıyla bu tür öyküsel ya da zeki haritaların oluşturulmasına “yer yöntemi” adı verilir. Daha sonra bu odalarda gezinilmek suretiyle, imgeler bellekte yeniden canlanarak sayı dizilerine dönüştürülebilirler. Benzer bir yaklaşım, gelişigüzel sözcüklerden oluşan uzun bir listenin anımsanmasına da yardımcı olabilir.
Ne var ki, kimi bellek şampiyonları, çoğumuzun boy ölçüşemeyeceği yeteneklere sahip.
Yüz yıl önce Rus gazeteci Solomon Shereshevsky ,sözcük ve sayılardan oluşan uzun listeleri akılalmaz bir beceriyle anımsayabilmesinden ötürü, kapsamlı bir biçimde araştırıldı.
Bunu yaparken görünürde çok da büyük bir çaba harcamadığına tanık olundu: Shereshevsky yalnızca 3 dakikalık bir çalışmayla 50 sayıdan oluşan bir listeyi baştan sona ve sondan başa doğru ezbere okuyabilmekteydi.
Bulgular onun bu başarısında bellek bilimi yöntemlerinin katkısı dışında, sinestezi olarak da bilinen duyum ikiliğinin de yardımı olduğunu ortaya koymaktaydı. Shereshevsky için her sayının farklı bir kişiliği varken - 1 boylu poslu, gösterişli bir adam, 2 ateşli bir kadın vb. - öteki sözcüklerin sesleri canlı renkleri ve tatları çağrıştırıyor ve onları çok daha anımsanabilir duruma

Robotlar Konusunda Bilmediklerimiz


“Robot” sözcüğü Çek dilinde “angarya” anlamındaki robota sözcüğünden geliyor. Sözcüğü ilk kez Çek yazar Karel Capek, 1921 yılında sahneye konan R.U.R (Rossum’un Evrensel Robotları) adlı oyununda kullandı. Oyunun kötü biten sonunda robotlar ayaklanarak yaratıcılarını öldürürler. Robotların yaratıcılarından geriye yalnızca biri kalır.
1981 yılında Kawasaki fabrikasında çalışan Japon bir işçi robot kolunun çarpması sonucunda yaşamını yitirdi. Kazara olduğu söylenen bu olay bilinen ilk robot cinayeti olarak tarihe geçti.
Günümüzde kullanımda olan endüstriyel robotların sayısı bir milyonun üzerinde. Bu robotların hemen hemen yarısı Japonya’da bulunuyor.
Ünlü düşünür Platon’un arkadaşlarından Tarentumlu Arkitas İ.Ö. 5. yüzyılda buhar ya da basınçlı havayla çalışan ve tarihin ilk robotu olarak kabul edilen mekanik bir kuş yaptı.
Leonardo da Vinci 1495 yılında zırhlı bir insansı makinenin planlarını çizdi. Mühendis Mark Rosheim da NASA’nın Mars’ta sömürge kurma girişimine katkıda bulunmak amacıyla bunun işlevsel bir minyatürünü oluşturdu.
Yavaş ama kararlı.” Spirit ve Opportunity adlı gerçek Mars robotları üç yılı aşkın bir süre boyunca Kızıl Gezegen çevresinde yaptıkları uzun ve yorucu yolculuklar sonucunda yaklaşık 17 kilometrelik bir yol kat ettiler. Durdurulamayan bu zeki robotlar 90 gün dayanabilmeleri niyetiyle tasarlanmışlardı.
ABD’ye ait 4000 askeri robot Irak’ta yol kenarlarına yerleştirilen bombaların izini süren keşif aygıtlarından ve PackBot olarak bilinen uzaktan kumandalı robotlardan oluşuyor.
PackBot’un üreticisi iRobot, özdeş bir çevre-algılayıcı teknolojiye sahip olan ve iki milyonu aşkın sayıda satış yapan Roomba adlı robot elektrikli süpürgelerin de üreticisi olarak biliniyor.
Afganistan’daki Taliban savaşçılarının mağaraların yerini saptamaya çalışan ABD robotlarını geri çevirmek ya da etkisiz kılmak amacıyla merdivenlerden yararlandıkları söyleniyor. 
Dünyanın ilk insansı robotu sayılan Elektro 1939 yılında yaşamımıza girdi. Westinghouse tarafından üretilen yaklaşık iki metre boyundaki bu robot yürüyebiliyor ve yedi yüzü aşkın sözcüğü “söyleyebiliyordu”. Sözcükler konuşma benzetimi yaratmak amacıyla 78 devirlik plaklara kaydedilmişti.
Elektro daha sonra 1960 yapımı “Sex Kittens Go to College” adlı düşük bütçeli filmde yer aldı.
Bristol Robotics Laboratuvarı’ndan Chris Melhuish çürük elma ve ölü sineklerden elektrik üretmek amacıyla bakterilerle dolu yakıt pilleriyle çalışan robotlar oluşturdu. Sonuçta kendi yiyeceklerini arayan robotlar oluştu.
Avustralyalı araştırmacılar E.coli bakterilerinin devinimlerini taklit edebilen minik robotlar oluşturmaya çalışıyor. Bu robotların iğneyle hastaya aktarılması suretiyle içeriden biyopsi yapılması tasarlanıyor.
Sibernetik profesörü Kevin Warwick kendisini dünyanın ilk siborgu (insan robot karışımı organizma) olarak nitelendiriyor. Sol koluna yongalar yerleştirilmiş olan Warwick kapılara, yapay bir ele ve elektrikle çalışan tekerlekli iskemleye uzaktan kumanda edebiliyor.
Japonya’nın NEC System Technologies şirketi ile Mie Üniversitesi tarafından ortaklaşa üretilen Winebot adlı robot, farklı şarap, peynir ve meze türlerini ayırt edebiliyor...ama bir yere kadar. Winebot’un bir süre önce bir gazetecinin elini İtalyan jambonuyla karıştırdığı söyleniyor.
Kafa ve boyun biçiminde bir monitörü olan RoCo ile duygusal ipuçlarına yanıt vermek üzere tasarlanan Leonardo’yu geliştirmekte olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne bağlı Medya Laboratuvarı, robotları kişiselleştirmeye çalışıyor.
Robot uzmanı Henrik Christensen’in öngörülerine bakılırsa, insanlar önümüzdeki dört yıl içinde robotlarla cinsel ilişkiye girecekler.

Marina Bychkova'nın Bebekleri