



For other sculptures look at Art Blart
Ron Mueck (born 1958) is an Australian hyperrealist sculptor working in Great Britain.
For total biography look at Wiki
09 Şubat 2010 Salı
Ron Mueck - Gallery Victoria Exhibition - Melbourne
08 Şubat 2010 Pazartesi
Her Şeyi Özetleyen Cümle
Tüketim kültürünü bloke etmek için aşırı tüketim gerçekleştirmek istiyorum ama param yok...
Beni güldüren...
Beni bu dünyada, medya gibi kurumlara yerleşmiş sorosçu ağbileri malı götürürken, kendilerine pastadan çukulata parçası bile düşmeyen gönüllü Cihangir liboşlarından daha çok güldüren bir şey yok...
Demokrasi, özgürlük gibi içi boşaltılmış lafların yerleştirildiği kapanlara balıklama dalmanın nasıl bir vasıfsızlık gerektirdiğini gerçekten merak ediyorum.
06 Şubat 2010 Cumartesi
05 Şubat 2010 Cuma
Kapağın Üstünde
Görmek istiyorum
ışığı kimin yediğini
kimin kör taklidi yaptığını...
bilmek istiyorum
içime kimin
ne gizlediğini
kovalamak istiyorum kapımdan
gereksizliğin durgun rüzgarına yatmış
uyuklayan sesleri...
durmak istiyorum
hayalin hapsedildiği kapağın tam üstünde
sızlandığını, gerçek olmak için yalvardığını duymak istiyorum
birden dönüvermek istiyorum sonra
ilk güldüğüm yere
hatıralarıma güvenmemeyi,
aslında hiç gülmediğimi öğrenmek istiyorum
ağladığım o ilk günü de ziyaret etmek istiyorum
ve bakmak, her şeyin nasıl da komik olduğuna...
sevmek istiyorum
çaresizliğimi de
gezmek istiyorum gözyaşlarından oluşmuş şu koskoca gölde
suyla dolu teknemin içinde bağırmak istiyorum
Ve
görülmek
tam da durduğum yerde...
Nasıl Bir Ülke
Genç kızların erkeklerle konuştu diye, tavuk kümesinin zeminine elleri ayakları bağlanıp canlı canlı gömüldüğü ülke...
En Demokratik Seks İlişkileri - Deniz Som
Dönek oğlu dönek gazeteci Ahmet Altan'ın 12 Eylül döneminde cuntacılara kafa tutmak yerine porno öyküler yazdığından söz etmiştik. Okur dostlardan Anıl Öçal, 1985 yılında Kadınca dergisinde yayımlanan bir röportaj göndermiş. O sıralarda 35 yaşında olan Ahmet Altan anlatıyor:
"İnsanlar seksle, şidddetle ilgimi çekiyor. Sekste tabular yasaklar aslında kalkmalı. Eski kültürlerde var aslında. İki kardeş arasındaki cinsel ilişki Mısır'da Roma'da var anne-oğul baba-kız arasında olan ilişkiler... Tabii... Bunlar yeni teoriler değil. Bubenim fikrim değil. Özellikle araştırmacılar Amerika'da bunu araştırıyor. Birbirini bu kadar seven iki insanın mesela bir erkek kardeşle kız kardeşin, bir anne ile oğlun, bir baba ile kızın...Birbirini bu kadar çok seven insanların, kadınla erkeke arasındaki sevginin son noktası olan sevişmeye ulaşmamalarında bir yanlışlık olduğunu iddia ediyorlar. Doğru olabilir...
Sekste sınıra inanmıyorum. Evet... İki insan da istiyorsa her şey olabilir. Eğer insan istiyorsa hayvanlarla da seks doğal. Eeğer insan istediğini yaşamıyorsa çok acıklı... Cinayet işlemek ister miydim, belki... Ama bazı şeyler sadece fikir olarak çekici gelir. Cinayet işlemek istediğim zamanlar da olmuştur. Somut bir kişiye karşı değil sadece. Günde 8-10 kişiyi öldürmek isteyebilirim. Tabii silahı tercih ederdim...
Ha ha ha! Şaka gibi yahu. Adam hiçbir şeye karşı değil sade askere karşı... O da işine geldiği zaman.
Nereden Nereye
- Türkiye'de Çöken Tarım - Özgen Acar...
Tarımda ve hayvancılıkta üretimi kendine yeten ender ülkelerden olan Türkiye, tarım ürünleri ve et ithal eder oldu. Türkiye 2008'de 3.7 milyon ton buğday ithal ederken bu rakamın geçen yıl 5 milyon tona yaklaştığı bildiriliyor.
Şeker pancarında şeker üretiminde Türkiye dünya 3'üncüsü iken, artık ithal ediyor. 300 dolardan alınan şeker içeride 700 dolara satılınca, doğu komşularımızdan kaçak şeker girişi sürüyor.
Tütün satan Türkiye, satın alır oldu. Böylece tütün üreticilerinin tarlaları elden çıkınca büyük kentlerde gecekonducuların sayısı arttı.
Pamuk üretiminde dünyada ilk dördün içinde olan Türkiye 10'unculuğa doğru yol alırken ülkedeki pamuk ekim alanları daralmaya, üretim gerilemeye başladı. Ege'de pamuk üreten çiftçi sayısı, AKP iktidara geldikten sonra yarı yarıya düştü. Pamuk dışaılımı bir milyon tona ulaşırken ödenen döviz de bir maliyar doları aşar oldu.
Türkiye'nin dünyada birinci sırada olduğu fındık, üreticisinin elinde kaldı.
Geçen yılın ilk altı ayında et ithalatı 2008'in aynı dönemine kıyasla yüzde 555 arttı. Doğu Anadolu'nun temel ekonomik girdisi hayvancılık yok olmakla kalmadı, Et ve Balıık Kurumu'nun kombinaları özelleştirince batıya taşındı.
04 Şubat 2010 Perşembe
Düşman değildir gökyüzü. Arkadaşımızdır alınyazımız.
Ben Okri: Umobo kökenli romancı, şair, öykü yazarı. 15 mart 1959'da Nijerya'nın orta kısmında yer alan Minna kentinde doğdu.
GELECEĞİN KIYISINDA
(Şiirden seçilmiş bir bölüm)
....
Çöp tepeciklerinden doğduk biz
Karşılaştık göğün manzarasıyla
Isınmış dans ediyorken hava.
Alevler içindeki kentin
Görüntüsüyle geriye sardık
Kumsallardaki infaz günlerini
Tuzlar akıyordu alnımızdan
Tökezliyor her yerde hileli seçimlerin kurbanları
Aç yollarda yekpare kazalr
Azınlık politikalarının bitimsiz ağı
İktidar düşleri, ateşli esintiler.
Geleceği kavrayan insanoğlundan
Dikilmiş bir haritaydı uluslar,
Tarihin sümüğünden akan
Bir moda oldu...
....
BİR AFRİKA AĞITI
Tanrının yarattığı mucizeleriz biz
Tatmak içn Zamanın acı meyvesini
Değerli kişileriz.
Acımız dönüşecek bir gün
Yeryüzünün harikalarına.
Beni yakan şeyler var şu anda
Sararıp soluyorlar mutlu olunca ben.
Farkında mısın acımızın hikmetinin?
Farkında mısın katlanıyoruz yoksulluğa
Şarkılar söyleyebiliyoruz, düşleyebiliyoruz güzel şeyleri
Farkında mısın hiç lanet okumuyoruz havaya ılık olduğunda
Lanet okumuyoruz meyvelere tatlıyken,
Ya da sular üzerinde kibarca seken ışıklara?
Şükrediyoruz koşullarımıza acılar içinde bile
Şükrediyoruz sessizce.
Bu yüzden müziğimiz bu kadar etkili
Sinmiş esintilere.
Gizemli mucizler vardır iş başında
Sadece Zaman'ın yarattığı
Ben de duydum ölülerin şarkılar söylediğini.
Diyorlar ki bana
İyidir bu yaşam
Usul usul yaşa onu
Heyecanla, umutla birlikte her zaman.
Hayranlık var bu dünyada.
Şaşırtıcılık var
Görünmeyen yaratıkların kımıldattığı her şeyde.
Şarkılarla doludur okyanus.
Düşman değildir gökyüzü.
Arkadaşımızdır alınyazımız.
VE BENİ TERKETMEN GEREKSİRSE
Ve beni terk etmen gerekirse
Söylerim
Cassandra'nın(*)
Gölgesinin
Gözlerimden
Geçtiğini
Söylerim
Kuyruk acısı içindeki yıldızların
Sadece gökyüzünü yaktığını
Uzatmak için azabımı
Söylerim kıyılarda kırıldıklarını
Dalgaların
Tuzlu acılar taşısınlar diye
Yüzüme
Çünkü yeniden bağlanıyorsun bana
Tüm ışıklarıyla gökyüzünün
Dalgaların tuzuyla
Boş söylencelerle
Sen gidince
Düş göremeyecek kadar karanlık olacak akşam
Sabah çok parlak
Cassandra: Geleceği görme yetisi olan, ama doğru söylediğine inanılmayan mitolojik karakter. İleri sürüldüğünde başkaları tarafından inanılmayan, sonrasında gerçekleşerek insanları şaşırtan kötü olayalra psikoloji literatüründe "Cassandra Sendromu" denmektedir.
03 Şubat 2010 Çarşamba
Gündemdeğiştirhükümeti
İşsizlik korkutucu boyuta mı çıktı? Servis et Taraf’a bir “fotokopi darbesi”. Ergenekon Türkan Saylan’a mı çarptı, gönder savcıya bir “ıslak imza”. Kürt açılımı karaya mı oturdu, indir raftan bir “kafes eylem planı”. Yargı yolları mı kesti, yap ortaya karışık bir “Arınç’a suikast”. AKP’nin oyları mı düşüyor, yolla bir bavul “balyoz darbesi”...
Çelebi Efendi - OdaTV
ARACL

ARACL / everyday we walk among our fellow human beings, or we think we do! In fact, some of the people we see around have another life in another dimension, in which the future is heavily manipulated by evil. Aracl is a fantasy novel that opens the other dimension with the swing of the scythe while you think you are reading about daily life in Istanbul. To receive the book contact with ANTI-KIEN
ANTI-KIEN
4C Kadar Başınıza C Düşsün
Ücretli çalışma süreleri düşecek, ücretleri yarı yarıya azalacak, ihbar ve kıdem tazminatı haklarını kaybedecekler, fazla mesai ücreti almayacaklar, emeklilik koşulları imkansıza yaklaşacak, 4857 sayılı yasaya göre işçi tanımına girmeyecekler ve toplu sözleşme haklarından yararlanamayacaklar, ücretli izin hakları budanacak...
Eee, bi de ...seydiniz bari...
İnsanların geleceğini yok edip, biraz tazminat ödemeyi kararlaştırdık, daha ne istiyosunuz demek nasıl bir yüzsüzlüktür, nasıl bir vicdansızlıktır... Düşünmek bile yoruyor insanı...
02 Şubat 2010 Salı
Uluslararası Toprak Talanı - Afrika Örneği
Afrika'nın Toprağını ve Gıdasını Çalanlar
Etiyopya, Mali, Sudan, Gana ve Madagaskar'da milyonlarca hektar toprak yirmi otuz hatta doksan yıllığına Çin, Hindistan ve Güney Kore'ye devasa yatırım sözleri karşılığında verildi. Seul şimdiden Afrika'da 2.3 milyar hektar toprağa sahip. Pekin'in 2.1, Suudi Arabistan'ın 1.6 ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin ise 1.3 milyonl hektar toprağa sahip olduğu biliniyor.
...
Öte yandan hiçbir Afrikalı çiftçinin toprak sahibi olması mümkün görünmüyor. Afrika kıtasında toprak sahibi olmak ya da kiralama hakkı mevcut toprakların yüzde 2 ila 10'u için tanınıyor. Böylece birkaç kuşaktır tarım arazisi şeklinde oturulan ekilen ve kullanılan nice toprak yeterince yararlanılmayan arazi olarak görülüyor.
...
Çin kendi işgücünü evinden getiriyor. 2000 yılından itibaren Afrika'ya göçü teşvik eden Çin, bu yönetmle kendi iç nüfus sorununa çözüm getireceği inancında. Çin'in yeni keşfi uzak batıda 800 bin Çinli şirket bulunuyor.
...
Hükümetlerin yanında özel yatırımcılar var. Ekonomik kriz sonrası birçoğu somut yatırım yapılabilecek mala mülke göz dikti. Toprak gıda ve enerji kaynakları listenin ilk sırasında. Bu yönde "Ekilebilir Alanların Uluslararası Ticareti" başlıklı ilk konferansın 2009 sonunda New York'ta düzenlenmesi rastlantı değil.
...
Yabancı yatırımcılar geldiği zaman Afrika kıtasındaki arazilerde ne oluyor? Bölgesel çeşitliliği temel alan geleneksel tarımdan bir tek ürünün (pirinç, soya, hurma yağı) üretilmesini ve ihracını hedef alan endüstriyel tarıma geçiliyor. Bu süreçte gübre ve tarım ilacı gibi kimyasal ürünlerin kullanımı da katlanarak artıyor. Söz konusu topraklar bütünüyle yoksullaştığı zaman yabancı yatırımcılar başka bir alana yönelmekte zorlanmıyor.
1960'lı yıllarda Ford ve Rockefeller vakıfları ve Dünya Bakası'nnın parasal kaynağı ile ortaya atılan Afrika kıtasındaki açlık ve yoksulluk sorununa teknolojik yatırım ve endüstriyel tarımla çözüm arayışı getiren "yeşil devrim", her şeyi 50 yıl geriye götüren eski bir formül gerçekte. Bu stratejinin tamamen iflas ettiği ve işlemediğinin kanıtları ortada, örneğin 1970 yılında Afrika'da yeterince beslenemeyenlerin sayısı 80 milyon dolayında iken, on yıl sonra bu rakamın iki kat arttığı gözleniyor. 2009 yılında ise Afrika'da 250 milyon kişinin açlıkla mücadele ettiği bilinen bir gerçek. Bununla beraber gıda güvenlği adına AGRA ( Alliance for a Green Revolution in Africa) adılı bir proje hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu projenin simgesel ürünlerinden biri, "Afrika İçin Yeni Pirinç" adıyla sunulan Nerica pinici. Bu pirinç, ancak endüstriyel tarım ve kiyasal katkı maddeleri kullanıldığı zaman verimli bir üretim sağlyor. Bu pirincin tohumlarını elinde bulunduran ve satışını yapan çok az sayıda şirket ciddi anlamda para vurgunu yapıyor, çünkü Nerica'nın üretilmesi için her yıl satın alınması gerekiyor.
Bu stratejinn ardında Rockefeller Vakfı, Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı ve Bill Gates var.
Pirinç sadece bir örnek. AGRA patenti alınmış birçok ürünü piyasaya sunmayı hedefliyor.
Afrikalı çiftçilere ilk bir yıl boyunca ücretsiz tohum ve gübre verilirken sonraaki üç dört yılda indirim yapılıyor ve Afrikalı köylüleri birkaç kuşak beslemiş olan gelenksel ürünler özetle yok oluyor. Sömürgeciliğin kalkmaya başladığı 1960'lı yılların başında Afrika ülkeleri günlük gereksinimlerini karşılayabilecek düzeyde ürün üretebiliyor ve ihraç dahi edebilyorlardı. Oysa bugün hemen hepsi gıda maddelerini ithal etmek zorunda.
...
Denizde de durum pek parlak sayılmaz. Çin Japonya ve Rusay'nın donanmaları yerel ülke yönetimlerinin balık avlama lisanslarını satın alarak Afrika kıyılarını talan ediyor. Afrikalı balıkçılar, yabancı şirketler tarafından işletilen balık fabrikalarına hizmet eden işçilere dönüşüyor.
Sonuç olarak Akdeniz'i aşmaya çalışan binlerce göçmen yaşamını yitiriyor. "Bir yandan Afrika'da açlığa zemin hazırlanıyor, öte yandan açlığın sığınmacıları suçlu görülüyor"
(Yazar:Carlo Petrini - Cumhuriyet Gazetesi'nden alıntılanmıştır.
29 Ocak 2010 Cuma
Dön baba dön

Zamanın da değişebilir olduğunu göstermesi açısından önemli. Nereden baktığımız belirleyecek her şeyi. Beklemek kaybediştir. Saldırı da öyle. Dönmesini bilmek lazım.
Anti-Kien
27 Ocak 2010 Çarşamba
Patlamaya hazır bir...
Patlamaya hazır bir sakız gibiyim...
İçime üfledikleri çürümüş kokudan kurtulmak için dağılmaya hazırım...
26 Ocak 2010 Salı
Aralarında...
Binlerce klonumun arasında sıkışmış duruyorum.
Elimdeki silah yere düşmüş
bir türlü eğilemiyorum
"Şimdi naapçaz, şimdi naapçaz," diye bağırıyorlar hep beraber.
Çılgınlık üstüme tırmanıyor.
Terden bir orman açmış yüzümde, gülmeye çalışıyorum.
"Gidin geziiin," diye haykırıyorum. "Dolaşııın biraaaaz!"
Gülüyorlar hep bir ağızdan.
Beni taklit ederek, terlerini siler gibi yapıyorlar delice kıkırdarken.
Daha da sokuluyorlar hem bana hem birbirlerine...
25 Ocak 2010 Pazartesi
Görürken görmek
24 Ocak 2010 Pazar
Eduardo Galeano - Aynalar
Aynalar insanlarla dolu
Görünmeyen bizi izliyor
Unutulmuş bizi çağırıyor
Kendimizi görünce onları görüyoruz
Uzağa dönüyoruz sonra...
Ya onlar?
23 Ocak 2010 Cumartesi
Paolo Nutini
Çok büyük ses. Rod Stewart, Bob Marley, Ray Charles, pop, funk, ska, reggea, disco, istediği tarza, arzu ettiği vokale bürünebiliyor.
Ama şarkılarının yüzde yetmişi dandik. Evet. Ne yazık ki olay böyle...
22 Ocak 2010 Cuma
Hedef Kitlenizi Bilin
Türk Sinema ve Dizi sektöründe şu andaki en büyük sorunlardan biri hedef kitle seçimindeki büyük karmaşadır. Yapımcılar rating ve gişe kaygısıyla yetişkin filmleri yaparken, çocuk kitlesine de seslenecek abartılı yapay tiplemeler, düş kalk esprileri, mantıksız olay örgüleri kullanmakta ve en üst düzey senaristlerin bile boğulup gideceği bu kaosta ele aldıkları konuların daha baştan çöplüğe dönüşmesine sebep olmaktadırlar. Yapımcılar bir an önce bir karar vermeli, çocuk filmi yapacaklarsa gerçek çocuk filmleri yetişkin filmleri yapacaklarsa olgun ve ayakları yere basan yetişkin filmleri yapmalıdırlar
21 Ocak 2010 Perşembe
Gözlük Firmalarına Sesleniyorum
Fırsat kapınızda.
Derhal Yalaka-besleme-liboş medya tayfasına, işçileri görmelerini sağlayacak bir gözlük üretmelisiniz.
Başarırsanız bu yılki Nobel Barış Ödülü yine bir göte gidecek ama takmayın bunları.
Pazar büyük. Kâr gani. Ya işçileri şaşı gözlere göstereceksiniz, ya da halk için, sistem artığı işbirlikçi şaklabanları görmelerini sağlayacak bir cam imal edeceksiniz.
Takacaklar gözlüğü ve bağıracaklar
"Kral IMF'nin soytarısı."
Bir kez birleşildi artık...
İnsanlar bir kez birleştiler mi, cesurlar tek başlarına ilerleyemez, korkaklar ise tek başlarına geri çekilemezler.
Sun Tzu
Kocamış Kurtun Sırıtışı
Hayattaki en zavallı görüntülerden birisi de, hayatı boyunca çapkınlığıyla övünmüş, hep bunun muhabbetini yapmış tiplerin, bir ortamda arkadaşları bu konuya girince ve onunla ilgili imalı bir laf edince suratlarında beliren o müstehzi-gevşek-kızarık bakıştır. Hala yapabilirim, yapıyorum da, hem de ne biçim mesajı veren pişkin bir surat. Ha ha ha! Çok var yahu bunlardan. En az yarım milyon kişi.
LEKE'DEN GERÇEĞE
Seslerini ... ... Duyacaksınız!
Adalet Bakanlığı Ankara Açık Cezaevi
Mahkum: 10 bin 800
Hakim: AKP
Suçu: Ekmek kavgası
Ceza: 4/C
ABD’den korktuğun kadar Allah’tan korksan TEKEL işçilerinin hakkını verirdin
(Tekel işçilerinin açtıkları pankartlardan...)
20 Ocak 2010 Çarşamba
Anlamıyorum
Barlarda canlı müzik neden on iki sularından önce başlamaz anlamam. Neden ikide değil de onikide? Neden?
Önerim, barların üst katlarını da kiralayıp yatakhaneye çevirmeleri.
Saat altıda, iş çıkışı, canlı müzik yapan bir yer iş yapmaz mı peki? Bence tek tek birahanelerinden sonra tek tek canlı müzik barları da olmalı.
Gelelim bu ülkede cover grup dinleme çılgınlığına. Bir insan neden gidip bildiği tanıdığı süper bir şarkının aynısını söylemeye çalışıp sıçan bir grubu dinler onu da anlamam. Şişme kadınla seks yapmaktan bir farkı var mı bunun?
Kendi şarkılarını söyleseler daha kötü değil mi dediğinizi duyar gibiyim. Arkadaşım, kendinize baksanıza bir o zaman. Böyle başa böyle tarak. Böyle dinleyiciye böyle rock. U2 MuTu, Guns&Roses Mans & Roses, Nirvana Mirvana istemeyi bırakın da dinleyin, yönlendirin çocukları, gelişsinler.
Panoptikon Mahkumları
(Ergin Yıldızoğlu - Demokratikleşme Tartışmalarına Bir Katkı)
1969'da William Prosser, liberal demokrasilerde en temel haklardan olan "kişi özeli" ihlallerini dört başlıkta özetlemiş: 1) Kişinin özel yaşamının, mahremiyetinin, özel işler alanının ihlali. 2) Bireyin özel yaşamına ilişkin kimi olguların onur kıracak biçimde açıklanması. 3)Kişiyi kamuoyunun gözünde yanlış tanıtacak yayımlar, beyanlar. 4) Birinin özelliklerini, bir başkasının yararına kullanılacak biçimde sahiplenmek.
Sermaye merkezileştikçe, oligarşik yapılar, bürokrasi, yeni teknolojiler geliştikçe izleme ve kontrol yöntemlerinin de geliştiğini, terörizme karşı savaş döneminde ülkelerin adeta birer Panopticon'a (herkesin bir merkezden her an izlendiği tutukevi projesi) dönüştüğünü biliyoruz. Ama o ki birileri demokratikleştiğimizi iddia ediyorlar; en azından yukarıdaki dört alanda yaşanan gelişmeleri bize göstermeleri, Güngör Uras'ın aşağıda aktardığım saptamalarını açıklamaları gerekiyor.
"28 Eylül 2009 tarihinde Resmi Gazete'de 5510 Sayılı Kanunun 8'inci Maddesinin 7. Fıkrasının Uygulanması Hakkında Tebliğ" başlığını taşıyan bir tebliği yayımlandı... Bu tebliğe göre, parasal işlemlere aracılık eden tüm kuruluşlar, işleme konu vatandaşın kimlik numarasıyla birlikte işlem konusunu SGK'ye hemen bildirmek zorunda..." Uras su, gaz elektrik faturasından cep telefonu faturasına, banakya kredi kartı taksitinden yapılan havaleye, meduat hesabından çekilen 50 liraya kadar SGK'ye bildirilecek diyor. "Tapuda ne işlemler yapıldı, otomobil için ve vergi ödnedi... Ankara'nın ekranında görülecek... Ankara insanların cebindeki parayı saati saatine izleyecek. Dahası SGK'ye gerektiğinde hesaplardan "prim borçlarını bilgisayarla tahsil imkanı veriliyor. SGK görevlisi gececek ekranın başına, "Ali Rıza Bey borçlu. Bankada hesabında para var, diyerek banka hesabını bir başka hesaba aktaracak..."
Uras'ın bu saptamaları, AKP hükümeti döneminde yaygınlaşan telefon dinleme olaylarının ötesinde, kişi özeline ve mülkiyet hakkına yönelik ihlallerin had safhaya ulaştığını, liberal demokrasinin temel özelliklerinin daha da zayıfladığını, medyanın "taraf"laşmasını Ergenekon'la ilgili ileri sürülen usulsüzlük iddialarını da düşündüğümüzde yukarıda değinilen dört maddede dile getirilen sorunların daha da ağırlaştığını gösteriyor....
(Ergin Yıldızoğlu'nun Global Politikültür köşeşinden seçilerek alıntılanmıştır.)
19 Ocak 2010 Salı
Yeni Albümler
Kanada Toronto çıkışlı Metric'in Fantasies albümü, Old World Underground Where Are You Now? kadar olmasa da oldukça kaliteli bir çalışma. 
Interpol'ün adamı Paul Banks'in Julian Plenti adıyla çıkardığı Skyscraper için müthiş diyebilirim. Olgun, duyarlı ve şaşırtıcı. Sesini solo albümünde daha rahat kullanmış gibi geldi bana. No Chance Survival olağanüstü bir hit.
Kasabian'ın The West Rider Pauper Lunatic Asylum albümü nasıl görmezden geliniyor onu da anlamıyorum. Kasabian son yılların en yaratıcı topluluklarından. Belki de bu yüzden fazla önemsenmiyorlar.
The Black Heart Procession'ın Six albümünü de şiddetle öneriyorum. Karanlık, zekice ve melodik. Şaşırtıcı bir iş çıkarmışlar.
Beddua Edin
Hilmi Kayıhan, Tekel işçilerine sesleniyor:
"Bunlar haktan, hukuktan, demokrasi ve insan haklarından anlamaz. Elini havaya aç ve bedduaya başla. Mevlit yayınlar gibi yayınlasın televizyonlar. On binlerce emekçinin eli Allah'a kalksın Ankara'nın ayazında. Zangır zangır titresin Meclis'in duvarları. Dini kullanıp iktidar olanlara başka türlü sesinizi duyuramazsınız. Öyle bir beddua edin ki ağzıları eğilsin. Sabah gözlerinizi bedduayla açın, gece bedduayla kapatın. Korkmayın! Beddua etmekte sonuna kadar haklısınız; Allah her şeyi bilendir. Oylarınızı çalabilirler ama beddualarınızı asla; güçleri yetmez.
Bedduanın cezası da yok; ıslak imzalı değil ki Ergenekoncu desinler, telefon değil ki dinlesinler. Hepimizin ağzını kapatacak polisleri de yok.
Haydi ellerimizi Allah'a açalım:
Allah'ım ocağımızı yıkanın ocağını yık! Gittiği yerden gelemsin! Televizyonlara çıkıp konuşamasın! Çalıp çırptıklarının hayrını görmesin! Zehir zıkkım olsun yedikleri! Gemileri batsın!
(Deniz Som'un Vaziyet adlı köşesinden alınmıştır.)
Ha ha ha! Çok klas öneri.
Havai Fişek Gösterisi - Kamil Masaracı
Bürokrat çok yetkili kişinin karşısına gelir: "Efendim itfaiyeciler sokakta..."
Çok yetkili kişi: "Havai Fişek gösterisi," der.
Bürokrat yine gelir: "Efendim, Tekel İşçileri sokakta..."
Çok yetkili kişi: "Daha çok havai fişek gösterisi," der.
Bürokrat tekrar gelir: "Sağlık çalışanları sokakta..."
"Daha daha çok havai fişek gösterisi," der yetkili kişi.
Çok Yön Az İş
Konuya çok yönlü bakmaya çalışanlar şunu bilmelidir ki bir konu her zaman tek yönlüdür
Die welt besteht aus versuchspersonen
(Tez: Bozuk Genli Bir Avuç İnsanın Nüfus Artışıyla Ortaya Çıkaracağı Toplum Düzeni)
Dünyadaki herkesin denek olduğunu düşünüyorum. Buraya bir proje kapsamında doldurulduk. Bir süre sonra proje ödeneksizlikten durduruldu, bilim adamları çekti gitti, Dünya kendi haline terkedildi. Sorun şu ki, denekler bir şekilde yaşamaya ve çoğalmaya devam ediyor...
400 Milyonu Yenmek
Her boşalımda dört yüz milyon sperm vajinaya yayılır. Yolda yürürken çevrendeki tiplere bak bir. Sadece bak. Her birinin burada olmak için 400 milyon kişiyi yendiğini düşünmek biraz zor değil mi?
(Tom Waits)
Anlamıyorum
Kar eden onlarca devlet kuruluşu iki üç yıllık karlarına yabancıya peşkeş çekilmişken, THY’nin Barcelona’nın resmi havayolu olmasına alkış tutan, bir Türk şirketinin başarısıyla, sponsorluk atılımlarıyla coşan arkadaşların içinde bulunduğu çelişkiyi anlayamıyorum.
Kar ediyorsa, başarılıysa satılması gerekmiyor mu THY’nin de?
Öyle değilse, Tekel niye satıldı? Atıl duruma getirilmek için her türlü maymunluğun yapıldığı, ama yine de kar eden çelik tesislerimiz niye satıldı? Ve siz şimdi coşuyorsanız niye o sırada hüzünlenmediniz?
Gündem - Ballı Özelleştirme Nasıl Olur?
Birinci aşamada Tekel'in içki bölümü, Kasım 2003'te özel sektöre satıldı.
Bu özelleştirmede ödeme taksitlendirilerek yıllara yayıldı, işçilerin 32 milyon dolar tutan kıdem tazminatı, alıcı firma zarar görmesin diye, devlet tarafından yüklendildi.
Ve Tekel'in içki bölümü, ilk iki yılıı ödemesiz olarak taksitle 292 milyon dolara satıldı.
Bu sırada Tekel'in kasasında 348.4 trilyon lira nakit ile birlikte 70 milyon YTL'lik içki stoku bulunmaktaydı.
Alıcı firma daha iki yıllık ödemesiz dönem dolmadan aldığını, 900 milyon dolara bir Amerikan firmasına sattı. Böylece alımdan itibaren iki yıl geçmeden ve henüz kasasından tek kuruş çıkmadan 600 milyon dolar kar etti.
Tekel'in sigara bölümü daha sonra özelleştirilerek 1.700 milyon dolara İngilizlere satıldı. Buna Tokat ve Ballıca fabrikalarının geniş arazilerinin ederleri de dahil...
İşte ballı bir özelleştirme hikayesi.
Görüldüğü gibi burada özelleştirmeyle yabancıya devir eşanlamlı kavramlardır, çoğu AKP özelleştirmesinde olduğu gibi...
(Ali Sirmen'in Dünyada Bugün köşesinden alıntılanmıştır.)
18 Ocak 2010 Pazartesi
Galiba İtlaf Etmek Lazım
2010 Kültür Başkenti'nde bu kadar kültürsüz adamın ne işi var arkadaş! Tez, televizyon yarışmalarına, yetenek şeysilerine sokulsunlar biraz kültür kazansınlar. Haa, yine olmadı, kaçak kuran kurslarına yerleştirilsinler. Bu kadar çabadan sonra da adam olmamakta direniyorlar mı? Hımm. O halde yapacak bir şey yok. İtlaf etmek lazım.
Anlamıyorum
Facebook gibi paylaşım ağlarında tüm mantık paylaşmakken, birbirlerinden video, yazı gibi şeyleri alıntılayan insanların "Kusura bakma şeycim, şunu çalıyorum, apartıyorum, ödünç alıyorum," gibisinden şeyler yazıp, suçlu-mahcup bir ruh haline bürünmesinin sebebini anlayamıyorum.
Haiti'nin (ve Sistemin) Gerçeği
1791'de çoğunluğu kölelerden oluşan halk Fransız Sömürgeciliği'ne karşı ayaklandı. 1801'de tam bağımsızlığına kavuştu, plantasyonlarında özgür işçiler çalışmaya başladı. Bu yıldan itibaren Haiti halkı, "Şeytanla İşbirliği" yaptığı için sürekli ambargolara, saldırı, işgali destabilizasyon çabalarına hedef oldu. Fransa 1825 yılında Haiti'ye uyguladığı ambargoyu kaldırmak için kaybettiği kölelere karşı 150 milyon franklık (Fransa bütçesi kadar) bir tazminat istedi. Haiti bu tazminatı 1947'ye kadar ödedi. Haiti halkı1957-86 arasında ABD'nin adamı, ülkeyi emperyalizmin çifliğine çeviren, Duvalier'in kanlı rejimine karşın, hep özgürlüğü için savaştı, geleneğini terketmedi.
Bu gün, Aralık 1990 seçimlerinde Jean Bertrand Aristide'in oyların yüzde 75'ini alarak devlet başkanı seçilmesiyle başlıyor. Aristide, Duvalier diktatörlüğünü deviren Lavalas (sel) hareketinin, toprak reformunu, yeniden ağaçlandırmayı, halkın gereksinimi olan altyapı hizmetlerini, asgari ücretin yükseltilmesini, sendikalaşma hakkını içeren platformuyla seçildi. Duvalier döneminde, neoliberal politikalar, ABD'den gelen ithalat, krısal üretimi yıkmış, Porte au-Prince gibi kentlerde yok pahasına hiç iş güvencesi olmadan çalışmak zorunda kalan, derme çatma gecekondularda, denetimsiz inşa edilen çürük evlerde yaşamaya mahkum yoksul bir halk tabakası yaratmıştı.
ABD, 2001'de Hiati işbirlikçi burjuvazisinin Aristide Hükümeti'ne karşı düzenlediği darbeyi destekledi, ancak Lavalas hareketini pasifize edemeyince, 1994'te neoliberal bir programı uygulamayı kabul etmesi koşuluyla Aristide'in iktidara dönmesine izin verdi. Aristide bir taraftan neoliberal programa direnmeye, öbür taraftansınırlı da olsa reformları uygulamaya, bir şeyler yapmaya çalışıyordu, en azından asgari ücreti arttırdı. Ancak bu, ülkedeki yabancı yatırımcıların, ihracatçıların işine gelmiyordu. Aristide geçmişte Fransa'nın aldığı tazminatı geri isteyince, 2004'te ikinci bir darbe düzenlendi. ABD bu darbeyi doğrudan destekledi. Artistide'i kaçırarak ülke dışına sürgüne götürdü. 2006 seçimlerini yine yüzde 70 oyla Lavalas'ın adayı kazandı. Ancak, ABD, "uluslarararsı topluluk" Haiti'yi kişi başına en çok sivil toplum örgütü olan ülkeye dönüştürmüştü, bunlara akıttıkları fonlarla hükümeti etkisiz bırakıyordu.
Lavalas hareketinin en önemli özelliği, Zizek'in de vurguladığı gibi, hükümete gelmekle birlikte halk tabanıyla, örgütlenmesiyle bağlarını asla kaemsmiş, ona hizmet vermek için çabalamış olmasıydı. Bu halkla kopuk, yalnızca sermayeye hizmet veren "normal demokrasi" anlayışıyla uyuşmuyordu.
Haiti'de deprem yıllardır bekleniyor ve 2008'de gazeteler çok büyük bir depremin gelmekte olduğunu yazdı. Ama halkının yüzde 75'i günde 2 dolara gelirle geçinmek zorunda kalan, GSMH'si 7 milyar doları aşamayan, yaklaşık iki milyar dolar dış borçla boğuşan bir ülkede depreme karşı nasıl tedbir alınabilir ki?
Bu sırada ilk aşamada ABD'nin Haiti'ye yardımdan çok asker gönderdiği de dikkat çekiyor....
(Ergin Yıldızoğlu'nun aynı isimli yazısından tarafımca derlenmiştir.)
15 Ocak 2010 Cuma
Yeni Hikayeler ve Sonuçsuz Gizemler Ülkesi
Senaryo gurubu müthiş. Çok iyi çalışıyorlar. Her gün yeni bir hikaye, yeni bir gizem. Türkiye'nin kazılmadık yeri kalmadı. İfşa edilen hayatlardan geçilmiyor. Sonuç mu? Bir şey falan olması beklenmiyor. Ortaya çıkan tek şey yepyeni bir hikaye, yepyeni bir manşet...
(Nihat Genç'in bir konuşmasından tarafımca derlenmiştir.)







.jpg)