Beni bulmanı istiyorum
şehri pis kokulu bir battaniye gibi örten o bulutun üstünde,
domuzların neşeli şarkılarından yükselen o tiz sesin net bir şekilde işitildiği
şirketlerin küçük bacalarından fışkıran adi nefeslerin ayazda kalmış bir kıçı ısıtabildiği
sessizliğin Pink Floyd dinlemeye çıkıp uyuyakaldığı yerde
Posamla oturuyor olacağım orada, kapkara
Kurumdan düşler dökeceğim aşağı
Yanıma gelmeni istiyorum ve görmeni, gündelik yaşamı nasıl bir ayıpla kirlettiğimi
Ve el sallamanı, caddede,
küflü yağmurun altında,
tek başına, şemsiyesiz, akılsız ve arkasız
dolaşmaya cesaret eden tek adama.
Yani bana!
İttirmeni istiyorum vücudumu birden.
Düşmeyeceğimi göreceksin.
Etimi ve kemiklerimi geride bırakıp yükseleceğim o an yerden.
gölgem zaten oturuyor ayaklarının hemen önünde,
parmakları akordeonun tuşlarına konmuş, çöküşü kutlamak için sabırla bekliyor
Küfe batmış, birden karşına çıkacağım ben,
üçüncü yaşamımda takınıp takınabileceğim en güleç yüzümle
Bir balon, kırmızı damarlarıyla yavaşça çıkıp ağzımdan, büyüyecek
kopkoyu yerleşecek başımın üstüne.
Et gibi göründüğüne bakma, patlat onu.
Ağlamayacağımı göreceksin.
Kurşundan kelimeler;
yavaşça süzülecek gökyüzünün rüzgardan kahkahaları arasında.
Sonbahara ayıp olmayacak, melekler komplekse kapılmayacak ve
zararsızmış gibi görünmeyi başaracak ağzım sonunda.
Delirmediğimi de göreceksin.
İnan bana.
Ölecek yaşam
söz karnına girdiğinde.
“Tanrı yok!” diye çığlık çığlığa havalanıp müjdeyi yığınlara verecek bir karga.
Kurşunlar saplanmaya devam edecek tüketilmişe.
Sarılacaksın bana sıkıca ve kalbimin çıldımış bir at gibi koşturduğunu duyacaksın saçmalık çayırlarında…
22 Kasım 2009 Pazar
Küf
17 Kasım 2009 Salı
Kırık Hava
Kırıldı hava sonunda
bir sürü hayal doluştu çatlaklara
inledi unutulan sözler.
bir dolu kara böcek kaçıştı dışarı
gökyüzüne tırmandılar kör.
Yağmur yandı
sonunda
duman yükselmeyi reddetti, yalvarmayı da...
güneşle sohbete dalmış, yağmayı unuttu çığlıklar
Kırıldı ses birden
hayır!
tüm dünyaya yayıldı kahkaha
Kapattı çekmeceyi bir kız
o gülüş!
içeride kalıp tozlu bir fotoğrafa dönüştü.
Kırıldı hava bir daha.
Karanlığın arkasına saklanmış, çırılçıplak baktı geçmiş.
Dalgalar ve Yürek
Dalgalar yüreğe vururken
bir köpek koşturur üstünde.
Bir kadın uyur gölgelik bir yerde
Terler yürek
Güneşi düşmanı zanneder
Minnettar kalır onu boğmak isteyen denize.
13 Kasım 2009 Cuma
FossurGama Sunar: Kendimi Köpek Sanıyorum Doktor Bey
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesi. Parmaklıkların arkasında hatırı sayılır bir kalabalık toplanmış, elleri ağızlarında şaşkın mı şaşkın, şebelek gibi olan biteni izliyorlar. Diğer tarafta ise işler daha karışık. Kendini köpek sanan iki hasta ters dönüp götlerini bitiştirmek suretiyle cinsel ilişkiye girmişler. Tepelerine üşüşmüş hasta bakıcıların biri su döküyor, biri tekmeliyor, bir başkası "Allah belanızı versin," diye bağırıyor, falan filan. Fakat deliler her türlü baskıya göğüs girip ellerini yüzlerine siper ederek o muhteşem anın tadını çıkarmaya çalışıyorlar.
Oyun İçinde Oyun
Oyun içinde oyunun içinde oyuncak olmak nasıl bir duygu?
Ha ha ha!
Acı var mı acı günümüz basit insanı!
Ölmeden Önce Yapmam Gereken Tek Şey
Reenkarnasyon bilgilerini ortaya çıkarıp doğacağım ülkeyi, aileyi ve kaderi belirlemek.
16 Ekim 2009 Cuma
Tom Waits - Soğancığın İsyanı
- Size zor gelen şeyler neler?
- Genellikle gerçeği ve hayali iç içe yaşıyorum. benim gerçeğimin, bir ampülün duya olan ihtiyacı gibi, hayale ihtiyacı var. Hayal gücümün de, bir körün değneğine duyduğu ihtiyaç gibi gerçeğe ihtiyacı var. Matematik bana zor gelir. Harita okumak zor gelir. Emirlere uymak da. Ayrıca marangozluk, elektronik, sıhhi tesisat, hadiseleri doğru hatırlamak, çengelli iğne bulmak, sabır, Çince sipariş vermek, Almanca müzik seti kılavuzu...
- En çok sevdiğiniz film sahneleri neler?
- Kızgın Boğa'da De Niro'nun ringde olduğu sahneler. "Cennet Bekleyebilir"de Julie Christie'nin "bir fincan kahve ister misin?" dediği andaki yüz ifadesi. "Cennetin Doğusu!'nda James Dean'in kalp krizi geçiren babasının başucunda otururken hemşireyi odadan kovması. "Touch Evil"da Marlen Dietrich!in "o, erkeğin hasıydı" deyişi. Nick Cage'in "Vampirin Öpücüğü"nde bir amamböceği yiyişi. "Chinatown"un final sahnesi. Rod Steiger'ın "Rehin"de altın ahakkında söyledikleri. Brando'nun Baba'daki ölüm anı. Lee Marvin'in "Kuzeyin İmparatoru"nda yük vagonunun altında gidişi. Dennis Weaver'ın "Touch Of Evil"da, küçük bir ağaca tutunarak "ben gecelerin insanıyım" deyişi. "Eastwick'in Cadıları"nda Jack Nicholson'ın kiliseye girişi. "Blade Runner"da Rutger Hauer'ın ölürken çektiği söylev. "Define Adası"nda tavernadaki kör adam. "Zorba"da Anthony Quinn'in kumsaldaki dansı.
- En olmadık yerlerde tanık olduğunuz en olmadık şeyler ne?
- Brezilya'da kral tahtını andıran boyacı sandıkalrı. Reno'daki bir rehincinin vitrinindeki takma dişler. Müthiş akustik: Hapishanede. Şahane mönü: Tulsa-Oklahoma havaalanında. Portekiz'in Fatima kentindeki hediyelik eşya dükkanları. bir Morrissey konserindeki Chicano (Meksikalı Amerikalı) kitlesi. Büyük yoksulluk: Washington D.C.'de. Evsiz bir adamın, Çin mahallesindeki bir çöplükte, müthiş güzel opera sesiyle "bakteri" kelimesini şarkı söyler gibi söylemsi. En güzel atların New York'ta olması. St. Louis sakinlerinin ekseriyetinin kırmızı pantalon giymesi. Baltimore'da 1890'da görülen bir cinayet davasında bir katil zanlısının suçlu bulunmasına rağmen serbest bırakılması. Yargıç kararı okurken şöyle diyor: "Suçlusunuz bayım, fakat masum bir insanı hapse atamam." Mesele şu: Katil, siyam ikizi.
- Keşke dünyaya daha erken gelseydim, dedirten, kaçırdığınız için hayıflandığınız neler var?
- Vodvil. Kültürlerin karışımı ve tuhaf melezlikler. Delta Blues gitaristleri ve Hawaili müzisyenlerin bir araya gelmelerinin sonucu olarak slide gitarın bugün bizim Afro-Amerikan dediğimiz ortak müzikal dil olarak benimsenmesi. Birçok kültür gibi o da çapraz döllenme eseri. Goerge Burns, çok sevdiğim bir vodvil sanatçısıydı. Ne söylerse söylesin, iğneleyici, soğukkanlı, merak uyandırıcı ve komikti. Dans da ederdi. Şöyle demişti: "Maalesef bu ülkeyi yönetmeyi bilenler direksiyon sallamakla ya da saç kesmekle meşgul.
-Neleri merak ediyorsunuz?
- Jokeyler atlarına neler söyler? Otoyol kanarında bir ağaç olmak nasıl bir duygu? Dünya insanoğlunu ne zaman sırtından silkeleyip atacak? bir gazete kesekağıdı olduğunda ne hisseder? Bazen keman siyam kedisi gibi ses çıkarır; ilk keman telleri kedi bağırsağından yapılmış, arada bir bağlantı var mı? Günün birinde insanoğlu robotlarla evlenecek mi? Elmas, sadece sabırlı bir kömür parçası mı? Ella Fitzgerald hakikaten bir şarap kadehini sesiyle kırdı mı?
- Korktuğunuz şeyler neler?
- Uçak yolculuğunda türbülans. Siren sseleriylel el fenerlerinin buluşması. McCain'nin seçimleri kazanması. Ellerinde makinalı tüfek olan Almanlar.
- Sevdiğiniz sesler?
- Atların ve trenlerin gelişi. Okulun paydos zilinde çocuklar. Aç kargalar. Orkestranın akort yapması. Eski westernlerdeki bar piyanosu. Lunapark treni. Buzun eriyişi. Matbaa. Transistörlü radyoda maç nakli. Bir apartmanın penceresinden gelen piyano deris. Traktör. Eski yazarkasalar. Tap dansçıları. Arjantin'deki futbol tribünleri. Kalabalık bir lokantanın mutfağı. Sis düdüğü. Eski filmlerdeki gazete büroları. Fillerin yürüyüşü. Sucuğun kızarması. Boks ringindeki gong. Çince tartışma. Langırt. Kestane fişeği. Zippo çakmak. traktör. Theremin. Güvercinler. Martılar Baykuşlar. Kumrular.
Roll'un 6 No'lu Özel Sayısı'ndan Alıntılanmıştır.
Rammstein Pussy
Rammstein - Pussy
Popüler kültürün, marjinal şımarıklıklardan beslenme çakallığı Rammstein tarafından bitirilmiştir.
Bundan böyle, kıç baş açma, lezbiyen öpücükler sunma, on zenci iki atla yatağa girme ve dudak büzme gibi çocukça pazarlama faaliyetlerini gören birisi, eeee, ne var bunda, Rammstein bunun on katını yaptı, diyecek. Ha ha ha.
Bu alaycı tokadı saygıyla izlemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
21 Eylül 2009 Pazartesi
Düşlem
Gözümü kapatıp geleceği düşlemek istiyorum ama bir ineğin koca götünden başka bir şey göremiyorum. Her seferinde gelip tam önünde duruyor manzaranın hayvan oğlu hayvan!
Nasıl Bir Ülke
Yandaş sermaye kârına kâr katsın diye, ortaokul birden itibaren çocukların haftada dört gün dersaneye gitmeden ne liseye ne üniversiteye giremediği, okulların atıl kılındığı, gencecik beyinlerin gereksiz ezberle doldurulduğu ülke.
18 Eylül 2009 Cuma
14 Eylül 2009 Pazartesi
Sizce de öyle değil mi?
Yılda bir gün toplu seks ya da cinnet bayramları olan bir ülke olsa ne garip olurdu.
Ya?
Ya uzaylılar da on kişilik 'işten atılsın' listeleri göndermeye başlarsa noolacak?
Bunu bir düşünün.
13 Eylül 2009 Pazar
Ayamama
Kızınızın adını Ayamama koyun. Çarpık zihniyeti temelden yıkabilen güçlü kadınlar yetiştirin!
09 Eylül 2009 Çarşamba
Yeni HarkTular
Kitap 2 Harktu 318
Yalnız ve mutsuz bir insanın anlayışlı olma lüksü olamaz!
Kitap 2 Harktu 317
Rüyaları bırakıp sabah uyanmayı seçen herkes salaktır
Kitap 2 HarkTu 316
Sırıtırken ağlanacak bir sürü şey olduğunu unutma!
Kitap 2 HarkTu 315
Kırmızıda durmam yeşilde geçmem
03 Eylül 2009 Perşembe
Açıklama
Uluslararası Şirketler ve G8 Ülkeleri, neden burada olduğu hakkında en ufak bir fikri bile olmayan ve günleri acı çekmekle geçen milyarlarca ruha acilen bir açıklama yapmalı...
Neden yaşıyorlar?
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Sanat Eserlerinin ve Ünlülerin Reklamlarda Kullanımı Üzerine
Son yıllarda reklam olayının, garip bir şekilde aşırı derecede özümsendiğini, katılımcıların şirin bir alana adım atmış sanki arkadaşlarıyla eğleniyor pozlarında takıldıklarını, böyle bir birliktelik sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi davranıldığını gözlemliyorum. Sanatçılar-sporcular-politikacılar da masum havalarda bu dünyaya damlamaya çekinmiyor.
Gerçek şu: Bu arkadaşlar bu işten bok gibi para kazanıyor ve daha da önemlisi kendi işlerindeki başarılarıyla kazandıkları fan kitlesini siktirik bir ürünü överek kandırmayı ahlaksızca normal görüyorlar.
Bir iki örnekle AÇILIM yaparsak konu daha iyi anlaşılabilir ve böylece ben de onları yerin dibine sokma olanağını ele geçirmiş olurum!
Mazhar Alanson: Bir müzisyenin, duyarlı bir sanatçının, etkileyici aşk şarkıları yazıp, sonra bu şarkılardaki sözleri değiştirip bir bankanın ulvi uygulamalarına uyarlaması sizce normal midir?
Zülfü Livaneli: Yıllar yılı solcuların, yumrukları havada bağırdığı Ey Özgürlük! nakaratının bir reklamda kullanılması peki?
Diyorlar ki yurtdışında müzisyenlerin şarkıları da reklamda kullanılyor.
Arkadaşlar,yurtdışındaki reklamlarda şarkılar fona yerleştiriliyor, yani karakter manzarada yürürken, şarkı görüntülerin atmosferine katkıda bulunuyor. Bu yolda yürürken bir dükkandan havaya müzik yayılmasından pek de farklı bir şey değil. Üstelik içeriği de asla değiştirilmiyor. Film, müzik birlikteliğinde, fragman kullanımında da esere saygı ön planda tutuluyor.
Birinci örneği ele alırsak: Ürüne yönelik olarak kendi şarkısının sözlerini değiştiren bir müzisyen şu ana kadar hiç görmedim. Tabi ki Türkiye dışında. Bu ilkönce bayağı bir mide ve yozlaşma gerektirir. Artı, onun şarkısıyla aşık olmuş, derin duygulara kapılmış fanlarına karşı büyük bir saygısızlığı da içerir.
İkinci örnekteyse, sözler değişmese de, sadece kendi dinleyicilerine değil, tüm sol camiasına karşı ağır bir hakaret vardır. Amaç da budur, çünkü Zülfü Livaneli çoktandır liboş olarak tanınan, sermaye güdümlü çıkarcı cenahtan nemalanmaktadır. Ortada bir çelişki yoksa da, ilginç olan, onun öyle değilmiş gibi davranıp çok üzülmüş pozları takınmasıdır.
Sonuçta genele dönersek. Reklam içerik olarak ahlaksızdır. Bu alana adım atan tüm ünlü kişilikler de, başka yollardan kendilerine saygı duyan kitlelere karşı büyük bir suç işlemektedirler.
Peki ama, bu insanlar, zaten kendi işlerinden para kazanırken, reklama çıkıp, dansetme göbek atma, pişkin pişkin gülme ve belki de hiç kullanmadıkları bir ürün-hizmeti tanıtma misyonunu niye yüklenmektedirler? Bu sosyolog ve psikiyatristlerin incelemesi gereken bir sorunsal olsa da aslında,sistemin, reklam-televizyon sektörünün, neredeyse doğanın bir parçası olduğuna herkesi inandırmasından kaynaklanmaktadır.
Halk, baştan kabullendiği bu eleştirilemeyecek masum alanda dönen dolapları algılama yetisini yitirmiştir.
Eskiden aktörler, aktrisler, müzisyenler bir duruşa sahipti. Üstlerine yüklenen büyük sorumluluğun bilincindeydiler. Sadece Paul Newman, o da çocukların eğitiminde kullanılmak üzere, kendi ürettiği sosların reklamında oynamış ve bu bile eleştirilmişti. Bir de bugüne bakın.
Aaa ah!
Sistem eleştiriyi yoketti. Sistem insanın insana saygısını yoketti. Sistem değerler sistemini tersine çevirdi. Sistemin taaa...
30 Ağustos 2009 Pazar
Hiçbir Şey Almayın Batsın Bu Dünya
Para harcıyacakmışız, çiçek, oyuncak alacakmışız, ekonominin çarkları dönecekmiş, piyasa canlanacakmış. Yüzbinlerce kişi işten çıkarıldı, çocuklarına ekmek alacak paraları yok, dalga mı geçiyor bu adamlar anlamıyorum. Bi de, yok işadamı, yok ekonomist, yok gazeteci koca koca herifler. Hiç utanmıyorlar da...
28 Ağustos 2009 Cuma
4 Yıllık Lisans Programı
İktidar yalakalığının 4 yıllık lisans programı olarak üniversitelere girmesini talep ediyorum. Hasan Cemal, Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan, Mehmet Altan gibi ölümsüz hocalarıyla, sayısı belirsiz araştırma ve yalama görevlileriyle garanti iş imkanı sunan bu bölümün daha sonra üniversiteleşeceğine inancım sonsuz.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Modern Engizisyon Çağı
Güle güle, televizyon izleye izleye yaşayın işte... Aydınlığın peşinde koşup çivili tabutlara konanlara da, nasıl olsa yapmışlardır yaaa bi şey, deyip geçin. Bu çağda hayat beyinsizler için gerçekten kolay.
20 Ağustos 2009 Perşembe
Tayyip Bey'in TOKİ Çiftliği - Mustafa Sönmez
AKP iktidarının karanlık, denetimden uzak en büyük tezgahı, kısa adı TOKİ olan Toplu Konut İdaresi'dir. TOKİ sadee bir inşaat örgütlenmesi değil, ayrıca AKP yandaşı sermayedar üretme, palazlandırma projesidir. TOKİ, 2003-2008 döneminde 335 bine yakın konut ürettirip, bunun 275 bine yakınını satmıştır. TOKİ konut üretimi yanı sıra, son yıllarda altyapı ve sosyal donatı projeleri kapsamından konut üretimi amacını aşan ve kamu yatırımı nitelikli pek çok proje ile iş hacmini ve hükümranlık alanını genişlettikçe genişletti...
Birkaç veri:
TOKİ'ce 2008 sonuna kadar yürütülen 975 projenin toplam maliyeti yaklaşık 25 milyar TLdir
Ve bunlar için yaklaşık 15 milyar TL harcama yapılmış, işlerin de yüzde 59'u tamamlanmıştır. İnşa edilen 315 bin adet konutun 262 bini sosyal konut niteliğinde, geriye kalan 54 bine konut ise kaynak geliştirme ve Emlak GYO projelerine ait görünmekte. Ama önemli nokta şu: Kaynak geliştirme ve Emlak GYO projeleri kapsamında bulunan konutların toplam konutlar içindeki payı yüzde 17 iken, toplam konutlar içindeki payı yüzde 47'dir ve ağırlıkla İStanbul'da inşa edilmişlerdir. TOKİ, sanıldığı kadar sosyal konut üreticisi bir kurum olamamıştır.
Daha ilginç olanı, bu kadar devasa bir ekonomik faaliyet yürüten TOKİ'nin mali durumu hakkında doğru dürüst bir bilgi yoktur.! TOKİ, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamı dışında tutulmuştur, tamamen Tayyip Erdoğan'ın direktifleriyle işleyen keyfi bir holding görünümündedir...
TOKİ'nin sermayesi hepmize ait arsalardır, yani kamu arsalarıdır. TOKİ, Milli Emlak Genel Müdürülüğü'nden devraldığı, rantı oldukça yüksek kamu arsalarını, "Hazine arsaları karşılığı" inşaat yöntemiyle konut üretiminde kullanmıştır. Giderek, "kamu kurumları arsaları karşılığı" kamu kurumları için de inşaat yapma gibi "kamu müteahhidi" fonksiyonunu da üstlenmiştir. Özellikle, hastane, lise-ilköğretim okulu gibi kamu yatırımlarnının bir kısmı, "bu kurumların arsaları karşılığı" TOKİ tarafından yapılmaktadır. Bunlar, normalde kamu yatırımıdır. Ama TOKİ yapınca kısmen veya tamamen kamu yatırım programı ve kamu yatırım harcamaları kapsamı dışına çıkartılmaktadır. Dolayısıyla denetimden de çıkmaktadır.
TOKİ'nin finansal yapısı ve uygulamaları konusunda yeterli bilgi bulunmaması,şaibeleri iyice arttırmakta, üstelik gayrimenkul sektöründe ortaya çıkabilecek potansiyel riskelrin, TOKİ açısından yaratabileceği sorunların tespitini de güçleştirmektedir. TOKİ tarafından başlatılmış yatırımların, olası finansal güçlükler nedeniyle ertelenmesi veya zaman içinde kamu kesimine devredilmesi söz konusu olursa kimse şaşrımasın.
Finansal yapısındaki belrisizliklerin yanı sıra TOKİ'yi Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamı dışında tutan AKP iktidarı, kamu yatırımı nitelikli projeleri kamu yatırım programının dışında tutarak kamu harcamalarında şeffaflık ve disiplin ilkesi ile adeta alay etmektedir Ve muhalefetten bu duruma pek bir itiraz yükselmemektedir.
TOKİ'nin beleşe elk koyduğu kamu arsalarını doğru değerlendirip değerlendirmediğini denetleyecek bir kurum var mıdır? Çoğur tarikat-cemaat üyesi irili ufaklı müteahhitler ve taşeronlarıyla, hasılat paylaşımı esasına göre yapılan işlerini kamuya yararını, zararını deneylten bir kurum var mıdır? Yoktur. Tam bir keyfilik içnde 5 yıldır 335 bin konut üretilmiş, 275 bini saytılmış bu süercin de yardımıyla nur topu gibi bir İslami burjuvazi zuhur etmiştir...
TOKİ, yandaş-İslami burjuva yaratmanın çok etklili kurumu olarak sermaye birikimi tarihimzde önemli bir yer tutacağa benzerken Yüce Divanlık dosyaların adersi de olabilir.
(PARA-META-PARA - MUSTAFA SÖNMEZ - CUMHURİYET)
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Zülfü - Deniz Som
Recep'e inanmış "solcu", liberal faşistlere iman etmiş "demokrat", omurgalı insan, romancı, yönetmen, köşe yazarı, söz yazarı, besteci, şarkıcı, kültür elçisi, siyaset adamı ve piyasanın nabzını iyi tutan bir tüccar olarak Zülfü gerçekten işinin ehli! Recep, içinde ne olacağına karar verildiğinde, açılımı halka tekerçalar dağıtarak anlatacak biliyorsunuz. Tekerçaların içinde Zülfü'nün "özgürlük" şarkılarından (telifi ödenmek kaydıyla) bir demet doğrusu çok iyi gider. Hele Zülfü'yü yurt çapında konser turnesine (tabii ki fatura karşılığı) çıkarttılar mı işte o zaman açılımın bereketine bak sen!
Açılamadılar!
SHP, demokratik açılım adı altında 1989'da açılmaya çalışmış, zeytin dalını uzatmış, oyları neredeyse yarıya inerken,bütün liboşlar, aşırı demokrat aydın müsveddeleri tekme tokat girişmişti ya! Unutuldu mu o günler.
Açılımmış! Hem o zaman bir program taslağı konulmuştu halkın önüne. Şimdiki gibi kapalı kapılar ardında gizli kapaklı işler yapılmamıştı.
Pakistan'da En Çok Aziz Nesin Seviliyor
Pakistan'lı çevirmen Masud Akhtar Shaikh...
Tanıştığım ilk Türk yazar Aziz Nesin'di. Onun öykülerini Akbaba'da okuyordum, bir gün çevirilerini yapmaya başladım. Nesin'den 20 öyküye yer veren bir kitap yayımladım. Nesin'in çok güzel bir dili var, mizahı da, acı mizahı da çok iyi kullanıyor. Pakistan'da Nesin gibi bir yazar yok. Ama işin ilginç olanı, onun yazdığı konular, anlattıklarının birçoğu Pakistan'da yaşananlarla aynı. Kitap Pakistan'da çıktığında öyküleri benim yazdığımı düşünenler olmuştu. "Bu kitap tercüme falan değil. bu adam Pakistan'da olanları yazmış" demişlerdi...
Fantezi Arabesk Dava
Washington merkezli düşünce kuruluşlarından John Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu'nun "Ergenekon örgütü hayal ürünü," adlı çalışması: Ergenekon isimli bir örgütün var olduğuna yönelik hiçbir kanıt yok! Tutuklananların çoğunun AKP karşıtı olma dışında ortak bir noktası yok. İddianame çelişkiler, dedikodular ve yanlış bilgilerle dolu... Suçsuz insanlarla suçluların aynı kefeye konması nedeniye suçluların cezalandırılması fırsatının kaçırılıyor. İlhan Selçuk'un Cumhuriyet'e bomba attırdığı ve sonra İslamcıları suçladığı yönündeki savlar "tümüyle mantıksız"
14 Ağustos 2009 Cuma
13 Ağustos 2009 Perşembe
FossurGama Sunar - Anlık Şeysiler - Uçak
Uçağın motoru çalışmayınca, yolcular aşağı inmiş, havaalanından da yüz kadar görevli olay yerine koşmuş. Onlar ittiriyor, kaptan pilot marşı vurduruyor ve gitmeye başlıyor uçak. Herkes ellerini çırpıp, sevinç içinde kapılara doğru koşturuyor...
11 Ağustos 2009 Salı
Nick Hornby - Çat
07 Ağustos 2009 Cuma
Kitap 2 HarkTu 314
Dünyayı annelere bıraksak
bütün erkekler Başbakan olur
bütün kadınlar evde otururdu
31 Temmuz 2009 Cuma
Akademik Bakış
Öfkelenen bir insanın apış arasına doğru, hızla, mıucuup diyerek vuracak gibi yaparsanız öfkesini unutur. He he he, diye gülüp yalaklaşır. Bu da öfkenin aslında varolmadığını, insanların kendini kandırdığını gösterir.
Seçenek
Bu dünyada, öfkelenmemek için önümüze üç seçenek konulmuştur.
Ya aptal olmak ya budist ya da biat etmek.
Üçünü de kabul etmeyip öfkeyle yaşamak saygı duyulması gereken bir seçimdir.
Öfke Öfke Öfke
Öfke göle dalmış balık avlamaya çalışan vahşi bir kaplana benzer. Sonunda bir an gelecek nefes almaya çalışacaktır.
Yeni Albümlere Bakış
Ethiopiques serisinden sıkı caz çalışmaları sürüldü piyasaya. Mulatu Astaqe & The Others'in parçaları gayet iyi. Etopya'dan klasik caza saygı ve etnik ruhun güzel bir karışımı.
IGGY POP'un Preliminaires albümü de beklentileri fazlasıyla karşılıyor.
SONIC YOUTH'un The Eternal'ı ilk Dirty ve Washing Machine arası bir mecrada dolanıyor. Melodik yapı biraz zayıf kalsa da, tatmin edici.
JUSTIN ADAMS & JULDEH CAMARA'nın Tell No Lies albümü çok etkileyici. Saf Afrika melodileri ritme kapılıp gidiveriyor. Emperyalist sömürü World Music'in boyunduruğundan kurtulan Afrikalı gruplar şaşırtıcı işlere imza atıyorlar.
THE DECEMBERIST'in The Hazards Of Love'u gerçekten beklenmedik bir çıkış. Geçişler, aynı melodik yapı üzerinde teatral oynamalar çok iyi. Erkek- kadın solistlerin işbirliği de. Stil yumuşak olsa da üzerine düşünülmüş, derinliği olan bir albüm ortaya koymuşlar.
MADNESS'ın The Liberty Of Norton Folgate, şirin.
White Stripes'ın Jack White'ı önderliğinde baskın grupların süperstarlarından oluşan The Dead Weathers iyi ama Jon Spencer Blues Explosion'ı fena halde anımsatıyor.
P.J. Harvey ve John Parish A Woman A Man Walked By çalışmasında çok sıkı parçalar var. P.J. yine döktürüyor. Dinlemek bir zevk onu.
Sunset Rubdown'ın Dragon's Lair'ini de sevdim.
30 Temmuz 2009 Perşembe
Neye niyet neye kısmet
Ergenekon, ne bir örgüt çıkaracak ortaya ne de bir plan. Derin devleti çözmeye niyeti olan yok. Ama çok önemli bir şeye yaradı bu dava. Gece oldu. Işıklar söndü. Ülkedeki tüm yalakalar, liboşlar, satılmışlar, döne döne transaydın olanlar; hamamböcekleri gibi döküldüler dışarı.
Kimin ne olduğu belli oldu.
Yaşasın savcı Öz!
Bir de böcekkovucu bulsa Türk solu, o biçim olacak.
Bir Anlık Saf Kuşku!
Ulan, yoksa bu AKP, içkili yerlere baskın düzenleyip, analarını ağlatmak için sarılmış olmasın bu sigara yasağına!
Ha ha!
Kağıt Parçası Demode Yaşasın Kürt Açılımı
... Haftalardır ortalığı kasıp kavuran kağıt parçası demode oldu, şimdi "Kürt Açılımı" moda! Her şeyi bıraktık, İmralı'daki mahkûmun "yol haritasını" bekliyoruz! Bütçe açığı 465 kez artmış, insanlar aç sefil sokaklara dökülmüş, ülke yangın yerine dönmüş ama hiç önemili değil; varsa yoksa yol haritası. Bu ülkeyi öylesine "ibiş" konumuna getirdiler ki, insan olanın yüreği dayanmıyor...
(Düz Çizgi - Ümit Zileli)

.jpg)