Sürekli pratikle erdemi biriktirdiğin zaman, yararını görmezsin, fakat zamanla işlemeye başlar. Doğruyu bir kenara atıp gerçeğe karşı geldiğin zaman, zararını görmezsin, fakat zamanla yok olursun...
Liderlik Sanatı - Zen Dersleri Kitabı'ndan
Sürekli pratikle erdemi biriktirdiğin zaman, yararını görmezsin, fakat zamanla işlemeye başlar. Doğruyu bir kenara atıp gerçeğe karşı geldiğin zaman, zararını görmezsin, fakat zamanla yok olursun...
Liderlik Sanatı - Zen Dersleri Kitabı'ndan
Uzun süre biriken hastalıklar hemen iyileştirilemezler.
İnsan sonsuza dek hoşça zaman geçiremez.
İnsani duygular tamamen doğru olamazlar.
Belalar kaçmaya çalışmakla bertaraf edilemez.
Bu beş şeyi kavramış herkes sıkıntı çekmeden dünyada yaşayabilir.
Demokrasi, ülke çıkarlarının emperyalistlerin çıkarları uğruna feda edilmesi değildir.
Demokrasi, terör eylemlerinin yeşereceği ve egemen olacağı bir ortam değildir.
Demokrasi, sayısal azınlıkların ya da sayısal çoğunluğun, mili ya da dini duyguları kötüye kullanarak ülkeyi faşizme ya da şeriatçılığa sürüklemesi değildir.
Demokrasi etnik bölücülük değildir.
Demorasi çoğunluk diktatörlüğü değildir.
Demokrasi, ülkeyi yönetenlerin demokrasinin önkoşulları olan laikliği, temel hak ve özgürlükleri, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak eylemleri “sandıktan çıktık” gerekçesine sığınarak gerçekleştirmesi değildir.
Demokrasi tarikatların ve cemaatlerin egemenliği değildir.
Demokrasi feodal düzen, toprak ağalığı değldir.
Demokrasi kadınların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeleri, evde oturmaya veya örtünmeye zorlanması, köleleştirilmesi değildir.
Demokrasi, kadınların “töre cinayetleri” adı altında katledilmesi değildir.
Demokrasi, liderler oligarşisi değildir.
Demokrasi ayrıcalıklı bir siyasetçi sınıfı yaratmak değildir.
Demokrasi, sahtecilerin, vurguncuların, hırsızların, uğursuzların, dokunulmazlık zırhına bürünmesi değildir.
Demokrasi, genel olarak yağmacılık değildir.
Demokrasi, özel olarak halkın ve politikacıların el ele, tarihsel, doğal ve kentsel zenginliklerimizi, sit alanlarını birlikte talan etmesi değildir.
Demokrasi yoksulluk ve gelir adaletsizliği değildir.
Demokrasi, sağlıksız konutlar, gecekondu yaşamı değildir.
Demokrasi sosyal güvenlikten ve sağlık hizmetlerinden yoksun olmak değildir.
Demokrasi, doğal kaynaklarımızın bilinçsizce tüketilmesi, hava ve su kirliliği değildir.
DTP’nin Meclis’teki yerine dokunulmayacak ve sonuçta PKK siyasallaşacak.
Barzani yönetimi (Bağımsız Kürdistan) ile resmi temaslar başlayacak. Gayri resmisi çoktan başladı. İktisadi destekle, AKP Barzani yönetimini daha da güçlendirecek.
Böylelikle 2003-2007 dönemindeki PKK’yi “tırmandırma operasyonuna” bir süre ara verilecek.
AKP hükümeti, Barzani yönetimini resmen tanıyarak, Kürdistan operasyonunun önünü açacak.
ABD ve AB kıskacı içine sokulmuş Türkiye, AKP yönetimi altında BOP’ta adım adım desteğini sürdürecek, misyonunu yerine getirecek.
Ve birkaç yıl sonra gerektiğinde, “PKK yeniden çıtayı yükseltecek” ve ABD yeni bir genişleme daha yapacak. O zaman talep, Kürdistan projesi yanında, Ermeni meselesinde ve Patrikhane konusunda olabilir. Hatta Güneydoğu’da özerklik istenebilir.
Eldeki her şeyi satıyoruz ama karşılığında hiç büyük yatırım yapmıyoruz Bu gidiş nereye kadar?
Türkiye büyük bir yatırım cenneti haline geldiyse Time dergisinde açıklanan Dünya Ekonomik Forumu raporuna göre neden iş dünyasına hiatap eden ilk 50 üke arasında yokuz?
“TL’nin en güçlü paralar ligine katılması bir marifet değil, yabancı spekülatöre (pardon, yatırımcı diyecektim) güvenli ortam sunmak ve ülkenin birikmiş servetinden değer transfer etmelerine olanak sağlamak için TL’yi aşırı değerli tutma politikasının sonucudur; Türkiye mallarının dünya piyasalarını fethetmesinin sonucu değil. Bu bağlamda “muazzam ihracatın” ülkeye neye mal olduğunu görebilmek için cari açığa, dış borç stokuna bir göz atmakta yarar olabilir. Ülkenin kentlerinin şantiyeye dönmesine gelince, söylenecek iki çift söz var. Birincisi, 1996 yılında, Asya krizinden az önce, Tayland ve Endonezya gibi ülkelerin kentleri de şantiyeye dönmüştü. İkincisi, bu binaların apılırken ve satılırken devreye giren kredilerin finansmanının nelere yol açacağını görebilmek için, bakınız ABD mortgage krizi...
Tüm bu şişinmeye, patlama vukuu bulmasın diye, havasını almak için iğneyi Morton Abromowitz batırıyor, fazla acıtmamaya çalışarak: “Türkiye Ortadoğu’da bir yüzyıldır olmadığı ölçüde bir oyuncu olmuştur...” “Ancak,” diyor “rolü etkin ve yapıcı bir oyuncu olmakla sınırlıdır; bölgede bir karar verici ve önde gelen bir kolaylaştırıcı olmayacaktır.”
Abromowitz “bir uydu ülkeden” mi söz ediyor, yoksa “bir bölgesel hegemonyadan mı?” karar sizin.
İnsanların her konuda bahanesi olması çok kötü.
Gülhane’de cemaatini hipnotize edip kendi özel işlerinde kullanan A.Ö. isimli imam yakalandı. Gece geç vakit hala eve gelmeyen eşi Dursun K.’yı arayan Ayşe K. kocasını imam efendinin bahçesinde halıları yıkarken bulunca ve yanında, aslında aleme pek düşkün olan on beş kadar kişiyi çamaşırları çitilerken ve bahçeyi çapalarken görünce şüphelendi. İçeriye giren Ayşe hanım iki erkeğin de yemek işine giriştiğine ve Ayı Celal diye bilinen kasabın ise imamın ayaklarını yıkadığını görünce durumu polise intikal ettirdi. İmam A. Ö., komiseri ve polisleri de hipnoz edip kaçsa daİpsala sınırını geçerken, hipnozdan falan anlamayan ve üstleri tarafından kendisinde biraz zeka geriliği olduğu belirtilen Ağrılı Mehmet er tarafından vurularak yargıya teslim edildi.
FGH-Gülhane
Üretim Çifliği
Trabzon’da balina üretim çiftliği kuruldu. Şimdilik biri dişi biri erkek iki balinayla üretime başlayan Kabak Çekirdeği adlı şirketin yönetim kurulu üyesi Tahsin Selim gelecekten ümitli olduklarını, bu iki balinanın sayısının çok yakında yüzleri, binleri bulacağını söyledi. Bu arada balinaların küçük havuzlarda gerek duyulmaz diye kuyruk ve yüzgeç bölümlerinin şimdiden kesilip satıldığı ve yem olarak da plankton yerine gübre verildiği saptandı.
FGH- Trabzon
Elmasın Değersizi
Geçenlerde Ümraniye çöplüğünde, neredeyse topkapı elması kadar değerli bir mücevher bulunmuş, sahibinin bu değerli parçayı nasıl olup da çöpe attığı anlaşılamamıştı. Aradan geçen bir haftada devlet yetkilileri mücevherin gerçekten de iğrenç koktuğunu ve ne kadar değerli olursa olsun işe yaramayacağını söyleyerek tekrar çöplüğe bıraktılar.
FGH- İstanbul
Maymun Selami Bunalımda
Hayvanat Bahçesi’nin sevgilisi Selami adındaki maymun bunalıma girdi. Salı günü, bir maganda tarafından elle tacize uğrayan Selami’nin sadece kıçını duvarlara vererek yürüyebildiği ve yemeden içmeden kesildiği belirtildi. Bazı görgü tanıkları, Selami’nin arka kılları dökülünce götünün kabak gibi ortaya çıkmasının bu edepsizlikte önemli rol oynadığını öne sürdüler. Bu konuşmaları yapan arkadaşların ellerinde biralarla orada muhabbete durduğu da gözlerden kaçmadı.
FGH- İstanbul
Yeni Kanal
Sonunda ülkemizde de medya alanında dünyayı sallayacak önemli bir oluşuma imza atıldı. Ağır çekim kanalı. Her türlü programın ağır çekimlerle sunulduğu Molla kanalını izleyenler, artık hiçbir sahneyi kaçırmadıkları için çok mutlu olduklarını söyleyip, keşke tekrar çekim kanalı da kurulsa, ağır çekim kanalında sevdikleri bazı sahneleri orada bir kez daha seyredebilseler, diye de yorum yaptılar.
FGH- İstanbul
Şöförlerin Çilesi
Tehlikeli durumlarda şöförün düğmeye basarak kendisini otobüs dışına fırlattığı sistemin, düğme yerleri yanlış belirlenince kötü niyetli yolcular tarafından gerekli gereksiz kullanılarak suyu çıkarıldı. İlk haftada, toplam otuz yedi şöför hastaneye düşünce İstanbul Belediyesi, otobüsleri duraklara çekip sistemi devre dışı bırakmayı daha uygun gördüğünü açıkladı.
FGH- İstanbul
Kral Abdullah’a şeref madalyası veriyorlar. Neye dayanarak? Ne yapmış bugüne kadar, nasıl bir hizmet vermiş ülkemize? İrticayı mı desteklemiş? Açıklasınlar. Hac kotasını arttıracakmış. Pöh!
Doğu ve Güneydoğu sefaletten kırılırken, insanlar aç, işsiz; tarikatların, kaçakçıların, teröristlerin oyuncağı olmuşken Kuzey Irak’a yatırımdan, abilikten babalıktan bahseden bir Deniz Baykal, hangi büyük projenin gönüllü kuklası olmuştur?..
Tezkereyi alalı bir ayı geçti. Bir de Başbakanımız, kış şartları ağırlaşmadan müdahale edeceğiz demez mi? Neyi bekliyoruz, bi anlasak! Babacan’a göre Amerika istihbarat da vermeye başlamış. Ha ha haa!
Köşke gönderilen her dosyayı koşulsuz onaylayan onbirincinin gerekçeleri açıklaması gerekmez mi? Cumhurbaşkanımız Sezer, red gerekçelerini madde madde sıralamıştı, ne değişti, bilelim.
Dokunulmazlık. Ah şu dokunulmazlık. Her şeye dokunup, değiştirip, yorumlayıp kendilerine dokundurtmuyorlar. MHP’nin de ağzı bir türlü varmadı tamamen kaldırılsın demeye. Azıcık, şöyle ucundan kaldırılsın önergesi verilsin.
Yirmi üç yıldır savaştığımız bir bölgede istihbarat sıkıntısı çekip ABD’den gelecek bilgileri beklememiz nasıl bir komedidir. Bakalım ABD, istihbaratı önce kime verecek. Barzani’ye mi bize mi? Dalkavukluk ölçen bir aygıt üzerine çalıştıklarını biliyoruz ne zamandır.
(Hakan Aksay’ın Cumhuriyet’teki yazısından alınmıştır.)
“Kardeşim. Atıma et yediriyorum devamlı. Anasını zükecem altılının yakında.”
“?”
“Tam ölürken “Açıl susam açıl,” diye bağırınca cennetin kapısı açılıyormuş bilader.”
“O zaman herkes boşu boşuna şehadet getiriyor.”
“Aynen öyle.”
“Ben annemi yatırıp bi güzel şaapmak istiyorum doktor bey.”
“Bir şeyiniz yok beyefendi, sadece ödip kompleksi bu...”
“Hişt! Bırak lan! Allah Allaah. Kendininkileri yesene oğlum, başkasının tırnağını yemek nasıl bir hastalık!”
“Çabuk dışarı. Defol!”
“Öhhö, niye canım, nooldu?”
“Kamasutra sırasında orgazm olmak yasak, bilmiyor musun?”
Lütfen arkadaşlar. Beni düşünmeyi bırakmayın! Ne olursa olsun.